Ana sayfa Yazarlar Prof. Dr. A. Yalçınkaya

MAVİ KARADENİZ VE ÇILGIN PROJE

Mavi Karadeniz ve Çılgın Proje
Prof.Dr. Alaeddin-Yalçınkaya
Karadeniz ve hinterlandında barış, işbirliği, refah ve temiz çevreyi hedefleyen Uluslararası 4. Mavi Karadeniz Kongresi Marmara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi öncülüğünde 25-26 Kasım’da toplandı. Karadeniz’in kapısı durumundaki Anadoluhisarı’nın yanıbaşında yer alan kampüste toplanan ve iki gün boyunca boğaz sularıyla içli dışlı vakit geçiren katılımcılar, küresel gelişmeler karşısında Karadeniz bölgesinde istikrarın korunmasının önemini her fırsatta dile getirdiler.

Bu kongrenin öncekilerden en önemli farkı uluslararası ilişkiler konu ve uzmanlarının yanında yerel yönetim konularının yoğun bir şekilde kongre programlarında yer almasıdır. Gerçekten de küreselleşen dünyada sınırların etkinliği her geçen gün azalırken siyaset iki ülke başkentleri veya dışişleri bakanlıklarını aşmıştır. Esasen 21. yüzyılda dış politikayı dışişleri bakanlıklarının bürokratik işlemlerinin ötesine çekemeyen ülkeler geçen yüzyıllara çakılıp kalmış, ekonomik bakımdan olduğu gibi sosyal ve siyasal bakımdan da devletçi veya tek kişi yönetimindeki ülkelerdir. Karadeniz ülkeleri arasında Karadeniz Ekonomik İşbirliği yanında veya bu örgüt şemsiyesi altında birçok örgütlenmeler bulunmaktadır. Yerel yönetimler arasında örgütlenmeler ile birçok ülkeler arasındaki kardeş şehir uygulamaları vardır. Öte yandan doğrudan sivil toplum kuruluşları ile ticari kuruluşların kendi sektörlerinde işbirliği ve örgütlenmeleri alanında oldukça ileri adımlar atılmış, kuruluşlar ortaya çıkmıştır. Kısaca belediyeler, sanayici ve işadamları, üniversiteler, balıkçı kuruluşları gibi birçok alanda işbirliği sözkonusudur. Bu alanlarda daha ileri adımlara ihtiyaç vardır.
Halkların ve kuruluşların işbirliğinin ilerlemesi demek olan “alçak politika”daki bu gelişme ile tarafların pozisyonlarından taviz vermediği, her an yeni bir savaşın beklendiği “yüksek politika” konuları daha unutulur olmuştur. Bununla beraber başta Kafkas ülkeleri olmak üzere birçok Karadeniz ülkesinin genellikle komşularıyla sınır veya deniz alanları yahut özerk bölge-bağımsızlık tartışmaları sürüp gitmektedir. Daha çok Uluslararası Hukuk kapsamındaki sorunlara yaklaşık iki buçuk yıl önce yeni bir konu eklendi: Çılgın Proje

Marmara’dan Karadeniz’e açılan sun’î kanal ile İstanbul Boğazı’nın yükü azalacaktı. 2011 Genel Seçimleri öncesinde gündeme gelen proje geçen süre zarfında rafa kaldırılmış gibi gözükmektedir. Bununla beraber projenin muhtemel alanında emlak piyasası hareketlenmiştir. Özellikle çevre faktörleri açısından bu projenin büyük riskler taşıdığı, tabanı sülfürle dolu Karadeniz’de hassas denge bozulduğu takdirde gerek canlı kaynaklar gerekse temiz hava ve su açısından büyük felaketlerin yaşanacağı tehlikesi zaman zaman uzmanlarınca gündeme getirilmiştir. Buna karşın muhtemel kanal bölgesine yatırım yapanlar ise sözkonusu kanalın geçeceği bölgede villa-kentler, yat limanları, havaalanları ile yeni bir Boğaziçi inşasının güzelliklerini heyecanla dile getirmektedirler.
Öncelikle Türkiye egemen bir ülke olarak topraklarında kanal açma ve bu kanalı ücretlendirme hakkına sahiptir. Ancak bu kanal Karadeniz’in ekolojik dengesine zarar verecekse, böyle bir proje Türkiye’nin mutlak egemenlik kapsamından çıkarak diğer ülkelerin de bazı hakları gündeme gelir. Kanalın çevre açısından büyük tehdit oluşturacağına dair uzman görüşleri gündeme geldi. Bu görüşlerin ne derece doğru olduğu öncelikle hükümet destekli tarafsız araştırmaların konusudur. AB fonlarından da yararlanarak yapılacak analizler, hem Karadeniz hem de Türkiye’nin geleceği açısından bu projenin kaderini tayin edecektir.

Uluslararası Hukuk açısından Boğazlar rejimi günümüzde öncelikle 1936 Montreux Boğazlar Sözleşmesi’ne genel olarak da Türkiye imzalamasa da bir bakıma Milletlerarası Teamül Hukuku haline gelmiş, esasen Teamül Hukuku kurallarını kodifiye etmiş olan 1982 Milletlerarası Deniz Hukuku Sözleşmesi kurallarına tâbidir. Her iki sözleşme de seyr ü sefain serbestisini esas alır. Bu durumda Türkiye kanal inşasından sonra bugünkü şartlardan daha fazla Boğazları kapatamayacaktır. Kılavuz kaptan, römorkör gibi hizmetler isteğe bağlıdır. Boğaz ve kanaldan biri gidiş, diğerini gelişe tahsis ederek sadece kanal kullanımını ücretlendirmesi aslında her iki yönü de ücretlendirmek demek olacak ki bu da Montreux’yü delmek demek olacaktır. Montrex’nün delinmesi ise hem Türkiye hem de Karadeniz kıyıdaşı ülkeler açısından büyük kayıp demektir. Unutmayalım ki bugün dünyada Karadeniz çapında ABD uçak gemisinin olmadığı dünyada başka bir deniz yoktur. Bunu da Montreux’ya borçluyuz.

Boğazda her geçen gün artan gemi ve özellikle tanker trafiğine karşı Türkiye’nin de istifadesine olacak birçok formüller vardır. Mevcut boru hataları daha zenginleştirilerek ve fonksiyonel hale getirilerek bu sorun çözülebilir. Tankerlerin boğazlarda sırasını beklemesindense Samsun-Ceyhan, Bakü-Tiflis-Ceyhan hatları daha fazla Rus petrolü hizmetine konu olduğunda hem Türkiye hem de Rusya kazançlı çıkacaktır. Öte yandan Boğazlar ve Karadeniz de muhtelif çevre risklerinden korunmuş olacaktır.

[email protected]