Zahide Kocaoğlu Çavuş, Yazar
Sıkışıp kaldım…
Nefes alamıyorum
Her yer karanlık
Kaçamıyorum
Dünya hani çok büyüktü
Neden sığamıyorum
Oysa düşlerim vardı barışa dair
Düşlerim vardı adaletten yana
Ve azmim vardı benim
Değişmekten, değiştirmekten yana
Yollar
Başı yok sonu yok
Cennete uzanan dağlarım vardı dağlara uzanan yollarım
Ahhh! Bir gönle,  bir vatan dikecektim.
Vatanıma bir bayrak.
Çığlıklarım vardı benim
Senden benden ondan uzak
Ağlamanın bitiği yerdeyim.
Ve çöktüm susuyorum
Dilim yok konuşamıyorum.
Bir köy var gözlerim önünde
Gidemiyorum
Bir köy var gözlerimin önünde yere çökmüş mızrak boyu güneşin ısıttığı topraklar, uçsuz bucaksız sahalarda koşan bir çocuk var düşlerimde gerimde kalan.  Heyhat! Geriye dönemiyorum.
İran- Azerbaycan sınırı arasında sıkışmış bir kültürün sesi olmayı istemekle başladı her şey.  Ben Azerbaycan Türkü’ydüm.  halkımda, sende ana.  Oysa ne insandık ne halktık oralarda. Davam böyle başlamıştı. Devrim çığlıkları böyle inliyordu. Bize bir vatan gerekiyordu hak,  hukuk,  yaşamak adına.
Ne kitleler öldürmek ne de fitne çıkarmak üzere başladık. Tek bir arzumuz vardı ana. Yaşayacaktık.
Sen ninnilerini Türkçe  söyleyecektin. Kardeşim Türkçe  konuşacaktı okulunda. Kardeşlerimizle sınırlarımızda olmayacaktı. Sıkışmayacaktık buralarda. Ne evlat ne ata hepimiz düşmüştük işte bir yangın aşkına. Suçum yok ana. Suçum yok benim.
Kovdular beni ana. İran’a girişimi yasakladılar. Azerbaycan’a gidemiyorum. Doğu zenginliği ödeyemedi bedelimi batıya kaçıyorum. Haçlıların kucağına. Ve devrimler bırakıyorum sana susuz yaz akşamlarına ödenmemiş bedeller bırakıyorum.
Elimde hatıraların sadece çizgisi var sırtımda ördüğün yün kazağın, kulağımda dinlediğim raksların tınısı var hala taptaze gözlerimi kapattığımda taptaze tını ile dans eden has cariyelerim var rüyalarım var kavrulan topraklarda,  yarım kalmış hikâyelerim var benim
Yanlış bir ülkenin esir toprakaltında mazlum bir halkın sesi olmayı kader bildim ben.   Sessiz kuyularda ölen binlerce bebek adına bağıra-bağıra ölmeye ant içtim.  Umurumda mı sanıyorlar vatan topraklarından çantamı bile almadan kovulmuş olmak,  umurumda mı sanıyorlar dönüşü olmadan adımlar atmak umurumda mı sanıyorlar ardına bakamamak
Ben nice vedalar ettim.
Beni kovdular ülkemden ana.
Kovsunlar!  Ben rüzgâr olur gelirim, eserim sevdiklerimin kulaklarında tek- tek. Saçlarında dolaşırım. Bazen sertçe sallanırsa ağaçlar bilin ki hiddetimdendir. Ben güneş olur ısıtırım yakarım ektiğim tohumlarımı,  ben ay olup doğarım ışıtırım karanlığımı,  bulut olur sularım yağmur olur değerim yapraklarına tek- tek ağaçlarımın. Olmadı yeniden doğarım bir kere daha bir kere daha ve bir kere daha…
Beni kovdular ana
Yağmurları engelleyemez kanunlar, güneşi, bulutları, fırtınaları engelleyemez mahkemeleriniz ben casusum evet. Yalanları şikâyet ediyorum hakka.  mazlumumu,  milletimi vermiyorum zalime.  Ben casusum evet ezilmeyi şikâyet eden rabbe.
Beni nasıl durduracaklar ana? , rüyalarım, hayallerim var, düşlerim, aşklarım var devrimler adına.
Beni nasıl durduracaklar?  Yarımlarım var orada yaşanmamışlarım var alacaklarım var doğmamış ihtilallerım var benim.
Her doğan çocuğa verilecek adım var. Anlatılacak destanlarım var. Beni nasıl durduracaklar inancım var hani inanmadıklarınıza.
Üzülürüm elbet.  Sahanda yumurtanı,  bizim koca horozun ötüşünü sarı dağ çiçeklerini, babamın yaşlı ellerini gülüşmelerini seninle  gizli- gizli ve ağlamalarını tabii ardımdan son kez bakışlarınızı özler üzülürüm oysa bilseydim sonradan daha çok özleyeceğimi
Ah ana ah!  Alçakların bana verdiğini bu ince, namertçe acı ve benim içimdeki o vatan aşkı
O namertler bilir mi ana, bilirler mi sevdiğinden ayrılmayı?
Yüreğimde buz tutmuş kudretimin ince çığlığı ve gücümün tükenişi bitirecek beni ve tüm bu yenik düşüncelerin yedi ceddini.
Beni vatanımdan kovmuşlar ana gençliğimi sakla bohçalara koyup gönderemezsin belki ama ne olur hani hep gittiğim tepe var ya hani düşmüştüm ve dizimde iz bırakmıştı oradaki koca taş işte orada biriktir düşlerimi belki yaram sızlar sen oraya anılarımdan koydukça
Beni vatanımdan kovmuşlar ana Sevdiğim kızı da unutacakmışım gençliğimi de koştuğum tarlaları yaylaları hayvanlarımızı dağları unutacakmışım ana.  Ya seni kara gözlü kadın ya seni nasıl unutacağım buna nasıl dayanacağım
Bana casus diyorlar ana atan için tehlike arz eden bir hainmişim ben sadece milletini seven bir âşığım sanıyordum oysa. Sen söyle ana sen söyle gerçekten o kadar pislik miyim?
Yüreğimde bir burukluk bir şeyler yanlış anlaşıldı.
Bu isyan kime kime giderim şimdi
Yok, böyle olmamalıydı
ZAHİDE KOCAOĞLU

ZahideKocaogluCavusZahide Kocaoğlu Çavuş

Yazar

Sıkışıp kaldım…

Nefes alamıyorum

Her yer karanlık

Kaçamıyorum

Dünya hani çok büyüktü

Neden sığamıyorum

Oysa düşlerim vardı barışa dair

Düşlerim vardı adaletten yana

Ve azmim vardı benim

Değişmekten, değiştirmekten yana

Yollar

Başı yok sonu yok

Cennete uzanan dağlarım vardı dağlara uzanan yollarım

Ahhh! Bir gönle,  bir vatan dikecektim.

Vatanıma bir bayrak.

Çığlıklarım vardı benim

Senden benden ondan uzak

Ağlamanın bitiği yerdeyim.

Ve çöktüm susuyorum

Dilim yok konuşamıyorum.

Bir köy var gözlerim önünde

Gidemiyorum

Bir köy var gözlerimin önünde yere çökmüş mızrak boyu güneşin ısıttığı topraklar, uçsuz bucaksız sahalarda koşan bir çocuk var düşlerimde gerimde kalan.  Heyhat! Geriye dönemiyorum.

İran- Azerbaycan sınırı arasında sıkışmış bir kültürün sesi olmayı istemekle başladı her şey. Ben Azerbaycan Türkü’ydüm.  Halkım da, sen de ana. Oysa ne insandık ne halktık oralarda. Davam böyle başlamıştı. Devrim çığlıkları böyle inliyordu. Bize bir vatan gerekiyordu hak,  hukuk,  yaşamak adına.

Ne kitleler öldürmek ne de fitne çıkarmak üzere başladık. Tek bir arzumuz vardı ana. Yaşayacaktık.

Sen ninnilerini Türkçe  söyleyecektin. Kardeşim Türkçe  konuşacaktı okulunda. Kardeşlerimizle sınırlarımızda olmayacaktı. Sıkışmayacaktık buralarda. Ne evlat ne ata hepimiz düşmüştük işte bir yangın aşkına. Suçum yok ana. Suçum yok benim.

Kovdular beni ana. İran’a girişimi yasakladılar. Azerbaycan’a gidemiyorum. Doğu zenginliği ödeyemedi bedelimi batıya kaçıyorum. Haçlıların kucağına. Ve devrimler bırakıyorum sana susuz yaz akşamlarına ödenmemiş bedeller bırakıyorum.

Elimde hatıraların sadece çizgisi var sırtımda ördüğün yün kazağın, kulağımda dinlediğim raksların tınısı var hala taptaze gözlerimi kapattığımda taptaze tını ile dans eden has cariyelerim var rüyalarım var kavrulan topraklarda,  yarım kalmış hikâyelerim var benim.

Yanlış bir ülkenin esir toprakaltında mazlum bir halkın sesi olmayı kader bildim ben.   Sessiz kuyularda ölen binlerce bebek adına bağıra-bağıra ölmeye ant içtim.  Umurumda mı sanıyorlar vatan topraklarından çantamı bile almadan kovulmuş olmak,  umurumda mı sanıyorlar dönüşü olmadan adımlar atmak umurumda mı sanıyorlar ardına bakamamak.

Ben nice vedalar ettim.

Beni kovdular ülkemden ana.

Kovsunlar!  Ben rüzgâr olur gelirim, eserim sevdiklerimin kulaklarında tek- tek. Saçlarında dolaşırım. Bazen sertçe sallanırsa ağaçlar bilin ki hiddetimdendir. Ben güneş olur ısıtırım yakarım ektiğim tohumlarımı,  ben ay olup doğarım ışıtırım karanlığımı,  bulut olur sularım yağmur olur değerim yapraklarına tek- tek ağaçlarımın. Olmadı yeniden doğarım bir kere daha bir kere daha ve bir kere daha…

Beni kovdular ana

Yağmurları engelleyemez kanunlar, güneşi, bulutları, fırtınaları engelleyemez mahkemeleriniz ben casusum evet. Yalanları şikâyet ediyorum hakka. mazlumumu,  milletimi vermiyorum zalime. Ben casusum evet ezilmeyi şikâyet eden rabbe.

Beni nasıl durduracaklar ana?, rüyalarım, hayallerim var, düşlerim, aşklarım var devrimler adına.

Beni nasıl durduracaklar?  Yarımlarım var orada yaşanmamışlarım var alacaklarım var doğmamış ihtilallerım var benim.

Her doğan çocuğa verilecek adım var. Anlatılacak destanlarım var. Beni nasıl durduracaklar inancım var hani inanmadıklarınıza.

Üzülürüm elbet.  Sahanda yumurtanı,  bizim koca horozun ötüşünü sarı dağ çiçeklerini, babamın yaşlı ellerini gülüşmelerini seninle  gizli- gizli ve ağlamalarını tabii ardımdan son kez bakışlarınızı özler üzülürüm oysa bilseydim sonradan daha çok özleyeceğimi

Ah ana ah!  Alçakların bana verdiğini bu ince, namertçe acı ve benim içimdeki o vatan aşkı

O namertler bilir mi ana, bilirler mi sevdiğinden ayrılmayı?

Yüreğimde buz tutmuş kudretimin ince çığlığı ve gücümün tükenişi bitirecek beni ve tüm bu yenik düşüncelerin yedi ceddini.

Beni vatanımdan kovmuşlar ana gençliğimi sakla bohçalara koyup gönderemezsin belki ama ne olur hani hep gittiğim tepe var ya hani düşmüştüm ve dizimde iz bırakmıştı oradaki koca taş işte orada biriktir düşlerimi belki yaram sızlar sen oraya anılarımdan koydukça

Beni vatanımdan kovmuşlar ana Sevdiğim kızı da unutacakmışım gençliğimi de koştuğum tarlaları yaylaları hayvanlarımızı dağları unutacakmışım ana.  Ya seni kara gözlü kadın ya seni nasıl unutacağım buna nasıl dayanacağım

Bana casus diyorlar ana atan için tehlike arz eden bir hainmişim ben sadece milletini seven bir âşığım sanıyordum oysa. Sen söyle ana sen söyle gerçekten o kadar pislik miyim?

Yüreğimde bir burukluk bir şeyler yanlış anlaşıldı.

Bu isyan kime kime giderim şimdi

Yok, böyle olmamalıydı

ZAHİDE KOCAOĞLU

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.