|
Blog
-

Türk Ordusundan rahatsızlıkta Batı-Siyasal İslam birlikteliği
-

Ermeni Ithamlarini Elimine Etmekde Dev Bir Adim
03 Temmuz 2008, Kaynak : Radikal
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi’nin (AGİTPA) 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarına karşı Türkiye’nin konunun tarihçilerin arşiv araştırmaları yoluyla çözümlenmesi tezini benimsediği kaydedildi. Kazakistan’da yapılan genel kurula katılan Türk Grubu Başkanı ve AKP milletvekili Alaattin Büyükkaya, ‘Demokrasi, İnsan Hakları Komisyonunun AGİT’te Saydamlık’ konulu raporu görüşülürken Türk heyetinin verdiği önergenin kabul edildiğini belirtip bunun bir ilk olduğunu kaydetti. AGİT BM’den sonra dünyanın en büyük uluslararası teşkilatı konumunda.
-

Başbağlar Katliamının 15. Yıl Dönümü
Başbağlar Katliamının 15. Yıl Dönümü
Erzincan’ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyünde, 15 yıl önce terörisler tarafından katledilen 33 kişi törenle anıldı.
Başbağlar’da 5 Temmuz 1993 tarihinde PKK terör örgütü tarafından gerçekleştirilen saldırıda katledilen 33 vatandaş, şehit edilmelerinin 15. yıl dönümünde törenle anıldı. Aradan geçen zamana rağmen köyde acılar tazeliğini korurken, törende duygu dolu anlar yaşandı.
Erzincan’a 204 kilometre uzaklıkta bulunan Barasor Vadisi’nin en son köyü olan Başbağlar’a 5 Temmuz 1993 tarihinde eli kanlı PKK terör örgütü üyesi 100 kişilik grup gelerek, yatsı namazında bulunan köyün erkeklerini bir alanda topladı.
Köyde kadın, çocuk ayrımı yapmadan meydanda yaklaşık 1,5 saat terör örgütünün propagandasının yapılmasının ardından erkekler köyün 100 metre uzaklığında ki kavaklık bölgeye götürülerek katledildi.
Terör örgütünün gerçekleştirdiği saldırıda 29 kişi kurşuna dizilirken, biri çocuk 4 bayan da yakılan evlerde diri diri yanarak can verdi.
Başbağlar’da yaşanan katliamın üzerinden 15 yıl geçmesine rağmen ne Başbağlar ne de Erzincan halkı yaşananları unutamadı.
Köy meydanında düzenlenen törende, minik çocuklar açtıkları Türk bayrakları ve ellerine aldıkları dövizlerde teröre lanet okudu.
Anma törenine Erzincan Valisi Ali Güngör, Erzincan Milletvekili Sebahattin Karakelle, Kemaliye Kaymakamı Yasin Özcan, Kemaliye Belediye Başkanı Mustafa Haznedar, İl Genel Meclisi Başkanı Sinan Kartal, Jandarma Alay Komutanı Kıdemli Albay Recep Gençoğlu, Erzincan Belediye Başkan Yardımcısı Adnan Güler, bazı daire müdürleri ve Başbağlar halkı katıldı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan anma töreninde konuşan Başbağlar Köyü Muhtarı Ali Akarpınar, “5 Temmuz 1993 tarihinde Başbağlar köyü kendi halinde yaşarken, milletine, bayrağına bağlılığı bir suç görülerek, akşam ezanı sırtlan sürülerinin hücumu ile 33 vatandaşımızı bir anda kaybettik. 214 hane, cami, okul, halk evi kundaklanarak yakılmıştır. Böyle bir acıyı yaşayan kardeşiniz olarak Allah kimseye böyle bir acıyı yaşatmasın.” dedi.
Başbağlar Köyü Muhtarı Ali Akarpınar, Başbağlar’ın Sivas’ın başlangıcı olmadığını, Sivas’ın sonucu olduğunu vurguladı.
Daha sonra kürsüye gelen AK Partili Erzincan Milletvekili Sebahattin Karakelle de Sivas ile Başbağlar hakkında düşüncelerini dile getirdi.
Bu ülkenin bayrağının kanla boyandığını belirten Milletvekili Karakelle, “Biz şanlı bir geçmişi kahramanlık destanlarıyla dolu, tarihi olan asil bir milletin evlatlarıyız. Biz Çanakkale’de Türkü ile Kürdü ile Lazıyla, Çerkeziyle, Alevisiyle et tırnak gibi destan yazdık. Bu ülkenin bayrağını kanımızla boyadık. Sınırlarını kanımızla çizdik. Bugünde 70 milyonu bölmeye kimsenin gücü yetmeyecektir. Bu Ermeni taşeronu içimizdeki hainler dış güçlerden beslenen bebek katili Abdullah Öcalan’ın uşaklarını inlerinde imha edildi. Edilmeye de Allah’ın izniyle devam edilecektir. Yeter ki biz birlik ve beraberliğimizi bozmayalım.” diye konuştu.
Sivas’ta evlatlarını kaybeden anaların acısının yüreğini dağladığını ama Başbağlar’da ki anaların acısınında aynı şekilde yüreğini dağladığını ifade eden Karakelle, “Sivas’ta evlatlarını kaybeden analarında acısı yüreğimizi yakıyor. Ama Başbağlar’da ki analarında acısı yüreğimizi yakıyor. Biz bugün burada Sivas’ı kınayıp da, Başbağlar’ı kınamayanları da yüksek sesle kınıyorum. Biz Sivas’ı da kınıyoruz, 70 milyonu kardeş sayıyoruz. Bu 70 milyonu kardeş sayamayanlara lanet olsun diyorum, PKK’ya içimizdeki hainlere PKK terör örgütüne terör örgütü diyemeyenlerin de demeyenleri de yüce Türk adına onları da kınıyoruz. Buradan bu vatan için bayrak için canlarını feda eden tüm şehitlerimize Allahtan rahmet diliyoruz.” şeklinde konuştu.
Son olarak söz alan Erzincan Valisi Ali Güngör ise terörün sağı solu ve mantığı olmadığına dikkat çekerek, “Nereden gelirsen gelsin Türkiye Cumhuriyetine ve vatandaşlarına en temel hakkı olan yaşam hakkına saldırı düzenleyenler karşılarında güvenlik güçlerimizi ve yüce devletimizi bulacaklardır.” dedi.
Yapılan konuşmaların ardından 2001 yılında Başbağlar köyünde meydana gelen yangında evi yanan 10 vatandaş için yapılan konutların tapuları ve anahtarları teslim edildi.
Daha sonra Başbağlar köyünde 5 Temmuz 1993 tarihinde şehit edilen 33 vatandaş anısına yaptırılan şehitlik ziyaret edildi. Duaların okunmasının ardından tören sona erdi.
15 yıl önceki kanlı saldırıda dedesini kaybeden Elif Akpınar (11) ise “Keşke dedem yaşasaydı, ben de onu görebilseydim.” diye konuştu.
Haber Yayın Tarihi: 05 Temmuz 2008 Cumartesi Saat 16:06
-

İran’da PJAK Elebaşı Öldürüldü
İran’da PJAK Elebaşı Öldürüldü
06.07.2008 18:12
İran-Türkiye-Irak sınırında operasyon düzenlendiği duyuruldu.
İran, terör örgütü PJAK’a yönelik operasyonlarda bir elebaşının öldürüldüğünü açıkladı.
Devrim Muhafızları Komutanlığı, İran-Türkiye-Irak sınırında düzenlenen operasyonlarda bir teröristin öldürüldüğünü, birinin de sağ ele geçirildiğini duyurdu.
4 teröristin yaralandığı çatışmalarda, örgütün ağır zaiyat vererek dağlık bölgelere sığındığı kaydedildi.
Bölgedeki operasyonların aralıksız sürdüğü belirtildi.
-

Emekli Orgeneraller Hurşit Tolon ile Orgeneral Şener Eruygur tutuklandı.
Eski 1’inci Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon ile eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur dün gece çıkartıldıkları nöbetçi mahkemede terör örgütü kurmak ve lideri olmaktan tutuklandı.
ERGENEKON soruşturmasının 3. aşamasında gözaltına alınan eski Jandarma Genel Komutanı ve Atatürkçü Düşünce Derneği Gene Başkanı emekli orgeneraller Şener Eruygur ile eski 1. Ordu Komutanı Hurşit Tolon dün gece tutuklandı. İstanbul Nöbetçi 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin her iki sanığı terör örgütü kurmak ve yönetmek suçlamasıyla tutukladığı bildirildi. Mahkemenin Türk Ceza Kanunu’nun 312’nci maddesi kapsamında, “Cebir ve şiddet uygulayarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmaya kısmen ya da tamamen engellemeye teşebbüs etmek” suçlamasından karar aldığı belirtildi. Böylece Ergenekon’da son bir yıl içinde tutuklananların sayısı 58’e yükseldi.
Daha önce aralarında ATO Başkanı Sinan Aygün’ün de bulunduğu 8 kişi tutuklanarak cezaevine konulurken, Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, Tümamiral İlker Güven Prof. Ercüment Ovalı, Erol Mütercimler, Adnan Türkkan ve Neriman Aydın’ın bulunduğu 11 kişi serbest bırakılmıştı.
Önceki gece tansiyonu yükseldiği için Taksim Hastanesi’ne kaldırılan Eruygur tedavisinin tamamlanması üzerine dün yeniden adliyeye getirildi. Eruygur ile Tolon savcı tarafından ifadeye alındı. Ancak Tolon ve Eruygur, savcılıkta sorgulanırken, gözaltı süresi bitti. Şüpheliler hakkındaki 4 günlük yasal gözaltı süresi dün sabah 07.00’da doldu. Ancak yol kayıplarının da hesaplanmasıyla bu süre 15.00’e kadar uzatıldı. Tolon’un ifadesi tamamlanıp, Eruygur’un ifadesinin alındığı sırada bu süre dolunca, savcı ifade tutanağına yasal süre dolduğu için ifadenin bitirildiğini yazdırdı ve iki emekli orgenerali tutuklanmaları istemiyle nöbetçi mahkemeye sevk etti. Saat 22.00 sıralarında başlayan Tolon ve Eruygur’un mahkemedeki sorguları saat 02.00 sıralarında sona erdi. Generallerin avukatları yargılamanın adil olmadığını öne sürerek, karara itiraz edeceklerini açıkladılar. Tolon ve Eruygur, sabaha karşı Metris Cezaevine gönderildi.
-

Diaspora Yahudileri / Osmanlı İmparatorluğu’nda Yahudiler
Yazının tamamını okumak isteyenler için:….Dönmeler kendilerine göre bir yaşam şekli benimseyerek Selanik’te bir mahalleye yerleştiler. Özellikle derviş tarikatlarıyla iyi ilişkiler kurdular. Öte yandan dışa doğru tam Müslüman görünen bu grubun kendi içinde Sabetaycı-Yahudi olarak kaldıkları anlaşıldığında Müslüman çevre bu kişilere “Dönme” lakabını taktı. Bu lakabın Yahudilikten Müslümanlığa geçtikleri için mi, yoksa gerçek Müslüman olmadıkları için mi takılmış olduğu açık değildir. Dönmeler zamanla İbranice’yi unuttular ve Ladino’yu kullanmaya başladılar. 19. yüzyılın sonlarından itibaren de tarikatın konuşma dili Türkçe oldu.Toplumsal yapı açısından bu üç alt-tarikat arasında bariz farklar vardı:
İzmirliler grubu (İzmirim veya İzmirlis) zengin tüccarlar, orta sınıf ve aydınlardan meydana geldiğinden bunlar “aristokrat” sınıfıydılar. İzmirlilere aynı zamanda “Kavayeros” ya da “kapancılar” da denirdi. İzmirliler 19. yüzyılın sonundan itibaren Türk çevreye karışma ve özümlenme eğilimi göstermeye başladılar.
Yaakovlar (Yaakoviyyim) daha çok alt-orta memur sınıfını içerir, çoğunluğu oluşturan Konyozo grubuysa küçük zanaatçı ve proletaryadan oluşurdu.
-

Kuddusi Okkır öldü – Okkır’ın eşi AİHM yolunda – Bunun hesabını kim verecek?
“Ergenekon soruşturması” kapsamında tutuklandıktan sonra sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilen işadamı Kuddusi Okkır, tedavi gördüğü Edirne’deki Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Medikal Onkoloji Bölümünde öldü.Ölüm döşeğinde tahliye…
Okkır’ın eşi Sabriye Okkır, yaptığı açıklamada, “Ergenekon” soruşturması kapsamında tutuklanan ve sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildikten sonra hastanede tedavi gören eşinin yaşam mücadelesini kaybettiğini söyledi.
Eşi Kuddusi Okkır’ın sabah saat 06.00 sıralarında öldüğünü belirten Sabriye Okkır, TÜ Tıp Fakültesi Hastanesinde işlemleri tamamladıktan sonra eşinin cenazesini İstanbul‘a götüreceğini kaydetti.
Okkır, eşinin bir süreden bu yana kanser tedavisi gördüğünü bildirdi.Okkır’ın eşi AİHM yolunda
5 Temmuz 2008
Şehriban OĞHAN/ ANKARA – Hürriyet
‘Çetenin finansörü olduğu’ iddiasıyla Ergenekon soruşturması kapsamında bir yıl önce tutuklanan, bu sürede kanser olan Kuddusi Okkır’ın eşi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gideceklerini açıkladı.
Hastalığı ortaya çıkınca hastane hastane dolaştırılan eşini, 3 hafta sonra bir yer sedyesinde yatarken bulduğunu hatırlatan Sabriye Okkır, “Uğradığımız haksızlıklar karşısında yalnız olmadığımızı bilmek istiyoruz” dedi.ERGENEKON soruşturması, daha dava süreci başlamadan, ‘çeteye finansal destek sağladığı’ iddiasıyla bir yıl önce tutuklanan ve akciğer kanserine yakalandığı için tahliye edilen Kuddusi Okkır’ın yaşadıklarıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşınıyor. Okkır’ın hastalık serüvenini bir dilekçeyle TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanlığı ve bazı üyelerine anlatan eşi Sabriye Okkır, AİHM’e başvuracaklarını açıklarken, “Uğradığımız haksızlıklar karşısında yalnız olmadığımızı bilmek istiyoruz” dedi. Ancak dilekçesi bugüne kadar komisyon gündemine alınmadı.‘Hak ihlalleri silsilesi’Sabriye Okkır, Komisyona gönderdiği 4 Haziran 2008 tarihli dilekçesinde eşinin tutukluluğu ve hastalanması sürecinin bir hak ihlalleri silsilesi olduğunu savundu. Ölümle pençeleşen eşinin suçu sabitlenmeden cezalandırıldığını öne süren Okkır, yaşadıklarını şöyle dile getirdi: “Tedavisi zamanında başlatılmadı, ihmaller nedeniyle sağlık durumu çok kısa sürede ağırlaştı. Gelişmeler bize bildirilmedi, kendisini İstanbul‘da hastaneler arasında sayısız kez dolaştırıldığı üç hafta boyunca göremedik.‘Eşimi sedyede buldum’Eşimi üç haftanın sonunda Bayrampaşa Cezaevinde bir koridor köşesinde, yer sedyesinde tanınmayacak bir halde buldum. Konuşamıyordu, beslenemiyordu ve beni tanımıyordu. Eşimin sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilmesi talebimiz, yoğun bakıma alınma raporu dahi ekte olmasına rağmen, kanıtları karartabileceği gerekçesiyle reddedildi. Bugün ise doktorlar eşim için yapılacak hiçbir şey kalmadığını, kaçınılmaz sona hazır olmamız gerektiğini söylüyorlar. Yukarıda anlatılan 3 haftalık işkence süresinin tanık olabildiğim son anıdır.” Sabriye Okkır’ın dilekçesinin kendisine de geldiğini belirten Komisyonun CHP‘li üyesi Ahmet Ersin, kendisinin de Komisyon Başkanlığı’na bir yazı yazarak, Okkır’ın durumu ile “şüpheli olarak gözaltına alınıp tutuklananların, olağanın dışında çok uzun süren ve bir türlü tamamlanmayan hazırlık soruşturmaları nedeniyle doğal hakim önünde savunma yapmalarının aylarca önlenmesinin insan hakları ihlali yönünden değerlendirilmesini istediğini” söyledi. Ancak bu başvurusunun da gündeme alınmadığını söyleyen Ersin, “Suçunun ne olduğunu bilmeyen insanların aylarca cezaevinde tutulmaları keyfilik izlenimi vermektedir, ağır bir insan hakkı ihlalidir. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu büyük bir görev ihmali içindedir. Komisyon Başkanlık Divanı Hükümetin yedek lastiği konumunda olduğu için böylesine ağır insan hakkı ihlallerine seyirci kalıyor” dedi.Bunun hesabını kim verecek?
06 Temmuz 2008 Pazar 19:14
Ergenekon’un kasası olarak suçlandı. Ölürken serbest bırakıldı. Parasızlıktan cenazesini belediye kaldırdı. İşte bir hayat!
İlgili Haberler
Aygün cezaevinde fenalaştı
Ergenekon’da tutuklu listesi
Ergenekon soruşturması kapsamında örgütün para kaynağı denilerek gözaltına alının Kuddusi Okkır, yaşamını yitirdi. 11 ay cezaevinde tutulan Okkır, kanser hastasıydı ve ölüm döşeğine düşene kadar serbest bırakılmadı.
Kaldırıldığı hastanede yaşama veda eden Okkır’ınKuddusi Okkır, geride bir çok
soru işareti bırakarak, vicdanları
sızlatan bir sonla hayata veda
etti. Belki suçluydu, belki de
değildi. Bunu dava açıldığında
öğreneceğiz. Ama onun ölüm
döşeğine düşene kadar tahliye
edilmemesi bir insanlık ayıbı
olarak ortada.cenazesini, parasızlıktan belediye kaldırdı.
Ergenekon soruşturması kapsamında 20 Haziran 2007 tarihinde tutuklanarak Bayrampaşa Cezaevi’nde 10 gün tutulduktan sonra Tekirdağ F Tipi Cezaevi’ne nakledilen Kuddisi Okkır, 10 Mayıs tarihinden bu yana hastalığı nedeniyle Trakya Üniversitesi Edirne Tıp Fakültesi Hastanesi’nde tedavi görüyordu.‘Akciğer kanseri, beyin ve kemik metastası’ tanısı konulan Okkır’ın bilinci kapalıydı ve doktorlar ilaç tedavisi ile Okkır’ın acı çekmemesini sağlamaya çalışıyordu. Aşırı derecede kilo kaybı yaşayan ve vücudunun çeşitli yerlerinde yaralar çıkan Okkır, yaşam savaşını saat 06.00’da kaybetti.SAĞLAM VERDİM ÖLÜ ALDIMKuddusi Okkır’ın ölümü üzerine gözyaşı döken eşi Sabriye Okkur, bir yılı aşkın süredir tutuklu bulunduğunu ve ölüme gönderildiğini söyledi.Eşinin ölümünü beklediğini belirten Sabriye Okkır, “Sorumlular bunların cevabını bana versin. Eşimi benden ilaçsız aldılar, komada verdiler. Yaşanan bu olaylı uluslararası boyuta taşıyacağım ve hakkımı arayacağım. Meclis İnsan Hakları Komizsyonu’na
CENAZESİNİ BELEDİYE KALDIRDIÖrgütün para kaynağı olmakla suçlanıyordu. Ama ne gariptir ki geride bıraktığı ailesi cenazesini kaldıracak parayı bile bulamadı. Devreye gazeteciler girdi. Edirne belediyesini aradılar ve durumu anlattılar. Okkır’ın cenazesi belediye ambulansı ile İstanbul’a getirildi.
eşim hakkında dilekçe vermiştim. Ancak gündeme bile gelmedi. Sağlam bir şekilde benden aldıkları eşimin şimdi ben cenazesini alıyorum” dedi.CENAZESİ TOPRAĞA VERİLDİ
Cenazesi İstanbul’a getirilen Okkır için Maltepe Merkez Camisi’nde ikindi vakti cenaze namazı kılındı. Cenaze törenine, Okkır’ın eşi Sabriye Okkır, oğlu Oytun Okkır ve yakınları katıldı.Namazın ardından Okkır’ın cenazesi, ailesi ve yakınlarının alkışları eşliğinde cenaze aracına konularak, toprağa verileceği Yalova’nın Altınova Subaşı Köyü’ne götürülmek üzere yola çıkarıldı.Okkır’ın eşi Sabriye Okkır, gazetecilerin soruları üzerine, eşinin, bundan sonraki süreçte “suçlu mu, suçsuz mu olduğunun anlaşılacağını” söyledi.Oytun Okkır da, babasının ölümüyle ilgili yasal yollara başvuracaklarını, bu konuda yarın basın açıklaması yapacaklarını belirtti.BU FOTOĞRAF ÖLÜME GÖTÜRDÜ
Kuddusi Okkır’ı ölüme götüren süreci bir fotoğraf başlattı. Kuvayi Milliye Derneği’nin (KMD) Genel Başkanı Fikri Ka
Fotoğraftakiler, soldan sağa: Kuddusi
Okkır, Oktay Yıldırım, Fikri Karadağ,
Hüseyin Görüm ve Muzaffer Tekin.radağ, teşkilat başkanı Hüseyin Görüm, Ümraniye’de bir evde bulunan el bombaları yüzünden tutuklanan emekli askerler Muzaffer Tekin ve Oktay Yıldırım ile aynı karede yer alınca başı yandı.Medyaya Kuvvacıların hatıra fotoğrafı olarak yansıyan bu poz, Okkır’ı da cezaevine taşıdı. Suçlamalar Kuddusi Okkır’ın örgütün para kaynağı olduğu yönündeydi. Kuddusi Okkır,Teknopark Elektronik Bilişim ve Danışmanlık şirketinin sahibiydi. -

İskenderun’un Kurtuluş Coşkusu
İskenderun’un Kurtuluş Coşkusuna Japon Vatandaşlar da Ortak Oldu
Türk ordusunun Hatay topraklarına İskenderun’dan girişinin 70’inci yıldönümü coşku ile kutlandı. Türkiye’nin en sıcak kentlerinden biri olan İskenderun’da 2 yıldan bu yana belediye kurtuluş bayramını akşam saatlerinde kutlamaya başladı.
Türk ordusunun şehre girişi temsili olarak canlandırılırken, vatandaşlar mehmetçiğin üzerine gül yaprakları serpti. Ordu komutanı şehrin anahtarını İskenderun Belediye Başkanı Mete Aslan’a takdim etti.
İskenderun’da düzenlenen kurtuluş coşkuş törenlerini kentte bulunan japon vatandaşlarda heyecanla izledi.
Törenlere daha sonra sahil kordonu Atatürk Caddesi’nde devam edildi. İskenderun halkının yoğun ilgi gösterdiği kurtuluş törenlerinde İskenderun Kaymakamı Cengiz Horozoğlu, İskenderun Belediye Başkanı Mete Aslan ve İskenderun Deniz Üs Komutanı İsmail Taylan halkın kurtuluş bayramını kutladı.
Ak Parti Hatay Milletvekili Orhan Karasayar ve protokokol üyeleri ve vatandaşlar kurtuluş törenlerine katıldı.
Törende konuşan İskenderun Belediye Başkanı Mete Aslan, Fransızların Hatay’ı işgal ettiğinde Hatay halkının zulüm gördüğünü belirterek, “Tarihte yaşanmış olaylar için kin gütmek bizim kültürümüzde yoktur. İskenderun’a gelen her yabancı konuğumuza olduğu gibi Fransız vatandaşı konuklarımıza da kapımız ve kollarımız her zaman açıktır. Fransa’nın Türkiyeye karşı izlediği hastalıklı çok yüzlü politikalar, Fransa devletine güven ve saygı duymamızı imkansız kılmaktadır” şeklinde konuştu.
Belediye Başkanı Mete Aslan, Türk halkı olarak kenetlenme zamanı olduğuna vurgu yaparak sözlerine şöyle devam etti: “Biz milli şuur ve gururumuzu korudukça, Milli değerlerimize sahip oldukça, içimizde çıkarılmak istenen fitneye, kışkırtılan bölücülüğe karşı uyanık oldukça, her engeli, her yokluğu aşacağız.”
Törende Tankçı Üsteğmen İlhan Uzungöz ise Türk ordusunun Hatay topraklarına İskenderun’dan girişi ve zaferin nasıl kazanıldığı hakkında açıklamalarda bulundu. Öğrencilerin okudukları şiirlerin ardından önce Türk askeri protokülün önünden geçti ve halkı selamladı. İskenderun halkı ise Türk askerini ayakta alkışladı.
Bursa’dan gelen mehteran takımının geçişi esnasında ise vatandaşlar yerlerinde duramadı ve Mehter takımını ayakta alkışladı.
Japonya’dan gelen vatandaşlarda İskenderun halkının kurtuluş coşkusuna ortak oldu. Japonya’dan İskenderun’a gelen mühendis Masaru Aonaka ise İskenderun halkının bayramını kutladığını ve çok mutlu olduğunu söyledi.
Japon Aonaka mehter takımının geçişi esnasında ise elindeki cep telefonu ile mehter takımını görüntüledi.
Askeri araçların geçişleri ile kurtuluş törenleri sona erdi.
Haber Yayın Tarihi: 05 Temmuz 2008 Cumartesi Saat 22:15
-

Turkiye’de Neler Oluyor
Bir Ergenekon olayi aldi basini gidiyor. Meger kimler varmis bu orgutun icinde kimler. Buyuk adamlar hain olmaz diye birsey yok, eger olmaz diyenler varsa, MIT in tarihini okurlarsasa gorurlerki ikinci adam konumuna kadar gelmis oldugu halde baska devletlerin hesabina calismis oldugunu gorecekler, bazen devlet adamlarinin hata yapmasi bile hainlik gibi algilanir cunku yaptigi hatalar bir toplumun kaderini belirler, nitekim Enver Pasa’nin Alman hayranligi Birinci Dunya Savasinda Osmanli’nin yenilmesine dolayisi ile bir toplumun kaderine etki etmistir.
-

Üniversitede ’soykırım’ krizi çıktı
Üniversitede ’soykırım’ krizi çıktı
6 Temmuz 2008
ABD’deki Georgetown Üniversitesi’nin Türk Kürsü’nde sözde “Ermeni soykırımı” krizi patlak verdi.
2006 yılında öğretim görevlilerinden ve Türk Araştırmaları Kürsüsü Yönetim Kurulu üyelerinden Prof.Donald Quataert, öğretim üyelerinin 1915 yılındaki Ermeni olayını, “soykırım” tanımlamasına takılmadan araştırması gerektiğini savundu. Prof.Quataert, “Konu hakkındaki araştırma çalışmaları, soykırım tanımlamasından kaçınılmadan yapılmalıdır” dedi.
Bu açıklamadan bir süre sonra Prof.Quataert, Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy’un kendisine, “Ankara’daki liderler çok kızdı, enstitünün finansmanını kesebiliriz” dediğini öne sürerek istifa etti.
Geçtiğimiz Mayıs ayında ise Quataert’ın geri dönmesi için akademisyenler bir mektup kaleme alırken, bazıları da kürsüden istifa ederek olayı protesto etti. Akademisyenler yazdıkları mektupta, Prof.Quataert’in görevine dönmesini ve kürsüye siyasi baskıların engellenmesi için kürsüye verilen paranın vakfa aktarılmasını istediler. Büyükelçi Şensoy, Prof.Quataert’ın istifasında bir rolü olduğu yolundaki iddiaları kesinlikle reddetti. Georgetown Üniversitesi’nden bağımsız olarak kurulan kürsü için, Türk hükümeti 3 milyon dolar bağış yapmıştı.
-

Kemal’in Askerlerini Karalayan Kitabı Protesto Ediyoruz
Avustralya ABC Radyosunda yer alan Saturday Breakfast isimli programin 21 Haziran 2008 tarihli yayininda, Giles Milton isimli bir yazarin “Paradise Lost: Smyrna 1922: The destruction of Islam’s City of Tolerance” isimli kitabinin tanitimi yapilmis, programa konuk olan yazar; “Mustafa Kemal’in askerlerinin 9 Eylul’de İzmir’i dusman isgalinden kurtardiktan sonra sehri yakip yiktigi, Hiristiyan ahaliyi katlettigi, kadinlara tecavuz ettigi,” gibi asilsiz iddialara yer vermistir. Ayni programin 28 Haziran 2008 tarihli yayininda bu defa adigecen “sozkonusu kitabi herkesin okumasi ve boylece Turklerin Hiristiyanlari nasil katlettiginin ogrenilmesi gerektigini” dile getirmistir.
Sozkonusu programin 21 Haziran 2008 tarihli yayinina adresinden ulasilabilmesi mumkundur.
Tarihsel gerceklerin carpitilmasindan ibaret olan anilan kitabin tanitimini gerceklestiren sozkonusu program nedeniyle, anilan yayin kurulusu nezdinde Kanberra Buyukelciligimizce gerekli resmi girisimler yapilmakta ise de, bu konuda degerli vatandaslarimizin da gereken hassasiyeti gostereceklerinden suphe duyulmamaktadir.
Saygı ile duyurulur
T.C. Sidney Baskonsoloslugu
Daha fazla bilgi için tıklayın:İŞTE İNGİLİZCE METİN VE ADRESİ
İngilizce protesto mektubunun gönderilecek adresi bu adrestedir:
COMPLAINT LETTER TO THE ABD RADIO NATIONAL MANAGER
Dear Sir/Madam,
I am writing to you in relation to the Saturday Breakfast program that was aired on 21 June and 28 June 2008 on ABC Radio National. Author Giles Milton was the guest of these programmes and he spoke about his recent book “Paradise Lost: Smyrna 1922: The Destruction of Islam’s City of Tolerance”. During the program, he uttered groundless and biased allegations about the march of Turkish army to Izmir in 1922 to rightfully save the city from enemy occupation.
I would like to point out that fabricating such blackening and one-sided stories about a nation’s history does not conform to scientific objectivity which seems to be totally lacking in the author’s book Furthermore, airing such biased views on a national broadcasting service does not comply with the spirit of harmonious relations among different societies successfully established by the multicultural character of Australia.
I therefore underline my deep disappointment and strongly protest the ABC Radio National for airing one week after another, such a biased interviews full of fabricated and slanderous propaganda. By the way, it was the Greek occupation army which had destroyed and burnt the beautiful Turkish city of Izmir and committed heinous crimes as they fled.
With the sincere hope of listening to programmes reflecting not only fabrications but also the objective truths of a story.
……………
Guide:
1. Click the link below to open ABC complaints page.2. Fill in the necessary spaces.
3. Copy and paste the above text to the appropriate space.
4. Click send. -

Mars çıplak gözle dolunay kadar büyük görünecek.
Hayatinizda ilk ve tek olacak DIKKAT!!!!!
Mars gezegeni Agustostan itibaren geceleri gökyüzünün en parlak cismi olacak. Mars çiplak gözle dolunay kadar büyük görünecek.
27 Agustos’ta Mars dünyaya 34,65 milyon mil yaklaştiginda en büyük göründügü gün olacak. 27 Agustos gecesi 00:30’da gökyüzünü izleyin.
Dünyanin iki ay’i varmiş gibi görünecek.
Mars’in dünyaya bu kadar yakin geçecegi bir sonraki tarih 2287 yili.
Bunu dostlarinizla paylaşin.
Bugün hayatta olan hiçbir kimse bu olayi tekrar göremeyecek ……
-

RUBİN TÜRKİYE’DE SİYASETE GİREBİLİR!
RUBİN TÜRKİYE’DE SİYASETE GİREBİLİR! Saturday, 05 July 2008 Michael Rubin Ergenekon soruşturmasını komplo olarak değerlendirdi, Erdoğan’ı Putin’e benzetti.Michael Rubin, Erdoğan’ın Ergenekon soruşturmasını kendisini eleştiren, yolsuzluklarını ve iktidarı kötüye kullanmasını sorgulayan kişilerden intikam almak üzere bir ‘bahane’ olarak kullandığını söyledi.
Cumhuriyet’in haberine göre Washington’daki düşünce kuruluşu American Enterprise Enstitüsü (AEI) uzmanlarından Michael Rubin, “Ergenekon” soruşturmasını bir “komplo” olarak tanımlayarak bunun Başbakan Tayyip Erdoğan’a ait bir “hayal ürünü” olduğunu söyledi. Erdoğan’ın bu soruşturmayı kendisini eleştiren, yolsuzluklarını ve iktidarı kötüye kullanmasını sorgulayan kişilerden intikam almak üzere bir “bahane” olarak kullandığını söyleyen Rubin, Erdoğan’ın Rusya Başbakanı Vladimir Putin’e dönüştüğünü ifade etti.
Rubin, 1 Temmuz’da Ergenekon soruşturması çerçevesinde gerçekleştirilen gözaltılara yönelik Cumhuriyet’e açıklamada bulundu. Gazetecilerin ve siyasi muhaliflerin gözaltına alınmasının Türk demokrasisine zarar verdiğini söyleyen Rubin, bu durumun Rusya’da Putin’in demokrasiyi ortadan kaldırmasına benzediğini söyledi.
Rubin, “Ergenekon komplosu kendisini eleştiren, yolsuzluğunu ve iktidarı kötüye kullanmasını sorgulayan kişilerden intikam almak için Erdoğan’ın bahane olarak kullandığı kendi hayal ürünü olarak ortaya çıkıyor” şeklinde konuştu.
‘Gözaltılar ironik’
Rubin soruşturmanın Vakit, Yeni Şafak, Zaman gazetelerinin yanı sıra Turkish Daily News gazetesindeki bazı köşe yazarları tarafından Erdoğan’ın hukukun üstünlüğü ve yargıyı küçümsemesini örtmek ve bahaneler bulmak amacıyla kullanıldığını da vurguladı. Rubin, AKP’nin hukukun üstünlüğünü küçük görmesine karşın devletin kurumlarını kötüye kullanma eğilimi içinde olduğunu ifade ederek son gözaltıların bu açıdan “ironik” olduğunu ifade etti.
Pek çok Batılı diplomatın ve Türk yetkilinin AKP’nin kapatma davası konusunda bir “uzlaşı” sağlanmasını umduğunu ve Türk uzmanların Erdoğan’ın pişman olduğunu düşündüğünü ifade eden Michael Rubin, “1 Temmuz baskını uzlaşının mümkün olmadığını gösterdi” dedi. Rubin, “Ya AKP kapanacak ya da Kemalizm ve hukukun üstünlüğünün yerine dinin siyasi amaçlar için fırsatçı bir biçimde kullanıldığı ve özgür medya ve özgür sivil toplumun hor görüldüğü Putin tarzı bir yaklaşım gelecek” şeklinde konuştu.
1 Temmuz’daki gözaltıların Erdoğan’ın AB üyelik sürecine yönelik samimiyetsizliğini de ortaya koyduğunu belirten Rubin, “Erdoğan Türkiye’ye sömürge valisi gibi emreden AB yetkililerini kucakladı. Ancak barışıl siyasi muhalefeti ezmenin Türkiye’nin refahı ve demokrasisinden daha önemli olduğunu gösterdi” dedi.
Rubin, “Bağımsız medyanın, Türk işadamlarının, Türkiye’nin çok uzun süredir ihmal edilmiş çiftçilerinin, aydınlarının ve hukukun üstünlüğünü destekleyen herkesin Erdoğan’ın Putin’in yolunu izlediği bir dönemde demokrasiyi savunma görevi bulunduğunu” ifade etti. Rubin, “Batılı diplomatların da Türk yargısının ardında durarak hiçbir siyasetçinin hukuktan üstün olmadığı kavramını desteklemesi gerektiğini” dile getirdi.
-

DÜNYA MEDYASI BU DAVAYA ODAKLANDI
DÜNYA MEDYASI BU DAVAYA ODAKLANDI Saturday, 05 July 2008 Ergenekon kapsamındaki dünkü gözaltılar dış basında geniş şekilde yer aldı. Çarpıcı tespitlerde bulunan gazeteler, Türkiye ile ilgili öngörülerini sıraladı:İngiltere’de yayımlanan Times gazetesinin dış haberler editörü Bronwen Maddox, “Türkiye’nin geçmişinin liberal gelecek umutlarını yıktığı” ifadesini başlıkta kullandığı yorumunda, “Türkiye’nin dünkü gelişmelerle bir kargaşaya doğru sendelediğini” öne sürdü.
“Bu çatışmanın ortamının aylardan beri oluşmakta olduğu” görüşünü savunan yazar, “bu sırada Türkiye’nin müttefiklerinin eski nesil milliyetçi generallerin Avrupa’ya entegre genç politikacıların önünü açacağına ve bu durumun ortadan kalkacağına inandıklarını” belirterek, “Ancak bu olmayacak. Türkiye’nin liberal ve modern bir gelecek şansı kaybolurken, kimlik mücadelesi giderek daha kötü bir hal alacak gibi görünüyor” iddiasında bulundu.
Türkiye’de askerlerin laikliği korumak gerekçesiyle müdahalede bulunduğunu, bu durumun modern bir demokrasi kurma umutlarıyla çatıştığını savunan gazetenin yazarı, “aslında çatışmanın başlangıcını başörtüsü konusunun oluşturduğunu” kaydederek, “başörtüsü yasağı gibi bir yasağı Türkiye’nin dönüşmekte olduğu modern ve liberal bir demokraside sürdürmenin giderek zorlaştığını” yazdı.
AK Parti’nin kapatılması talebinin Türkiye’yi “önlenmesi imkansız bir cepheleşmeye” götürdüğü yorumunda bulunan yazar, “Bunun Türkiye’yi Avrupa’dan uzaklaştıracağı da kesin” ifadesini kullandı.
Financial Times gazetesi, ilk sayfasında yer alan haberde, bu gözaltıların Türkiye’nin uzun vadeli istikrarına ilişkin kaygıları artırdığı görüşünü dile getirdi. Bu gelişmelerin Ankara’da siyasi hayatın tansiyonunu iyice artırdığını savunan gazete, dün piyasalarda yaşanan gelişmelere dikkati çekti.
The Guardian gazetesi, gelişmeleri başyazısında değerlendirirken, AK Parti hakkındaki kapatma davasında sözlü mütalaa yapılırken, polisin aralarında iki generalin de bulunduğu bazı önde gelen laiklik yanlısı isimleri gözaltına aldığını, çok az kişinin bu iki olayın birbiriyle bağlantılı olmadığını düşündüğünü yazdı.
“Tarafların dişlerini bilemekte olduğu” görüşünün dile getirildiği başyazıda, “asıl tehlikenin, tarafların Türkiye’deki siyasi ve anayasal dokuya onarılamaz şekilde zarar vermeleri olduğu” belirtildi.
Gazetenin başyazısında, Türkiye’nin bu noktaya “parlamenter siyasete fazla aldırmayan eski elitlerin yeni sosyal güçlerin parlamenter gücü eline geçirmesini kabullenememesi” yüzünden geldiğini savundu.
The Independent gazetesi de tam sayfa ayırdığı gelişmeleri kronolojik bir sırayla okurlarına hatırlattı. Haberde pek çok siyaset uzmanı ve gazetecinin görüşlerine yer verildi.
The Daily Telegraph, kapatma davasıyla ilgili olarak dün gelinen sözlü mütalaa aşamasının önemine işaret etti ve Türkiye’nin dün bu yeni aşamayla birlikte siyasi kargaşayla yüz yüze geldiğini öne sürdü.
İTALYAN BASINI
İtalyan basını, dünkü operasyonun AK Parti hakkındaki kapatma davasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın Anayasa Mahkemesine sözlü açıklama yaptığı güne denk geldiğine işaret etti.
La Stampa gazetesi, Türkiye’de dün yaşanan gelişme için, “Türkiye’de generaller tutuklandı. Bir tür Gladio’dan söz ediliyor” başlığını kullandı. Gazete, “Türkiye’de siyasi gerilimin had safhada olduğu bir dönemde tesadüflere pek inanılmıyor. Hükümeti göz dağı vermekle suçlayan Cumhuriyet Halk Partisi de mahkemelik vaziyette” ifadelerine yer verdi.
İtalya’nın en önemli ekonomi gazetesi Il Sole 24 Ore, Türkiye’deki gelişmeyi ilk sayfadan, “Erdoğan’ın polisi 24 laik eylemciyi tutukladı” başlığı altında, “Başsavcı İslamcı partinin yasaklanmasını talep ederken operasyon düzenlendi. Polis, aralarında iki emekli paşanın da bulunduğu 25 kişiyi, darbe hazırlığı yaptıkları iddiasıyla gözaltına aldı” ifadelerini kullandı.
Gazete, “Laikler ve İslamcılar. Türkiye rehine konumunda” başlıklı yorum yazısında ise iki kesim arasındaki gerilimin giderek tırmandığını ileri sürdü. Yorum yazısında, “Operasyon, askerler ile Başbakan Erdoğan’ın partisi arasındaki gerilimi de tırmandırdı. Asıl risk ise şu noktada: Maçı kim kazanırsa kazansın, ekonominin uluslararası nedenlerden dolayı zaten sıkıntı içinde olduğu bir dönemde enkazla karşı karşıya kalabilir” denildi.
ALMAN BASINI
“Ergenekon soruşturması” kapsamında, aralarında iki emekli generalin de bulunduğu 25 kişinin gözaltına alınması, Alman basınında, Türkiye’de “hükümet karşıtlarına operasyon yapıldığı” şeklinde ifadelerle yer aldı.
Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesi, “Emekli generaller gözaltına alındı” başlığıyla verdiği haberde, emekli generallerin gözaltına alınmalarını protesto etmek amacıyla İstanbul’da gösteriler düzenlendiğini, İstanbul ve Ankara’da Cumhuriyet ve Tercüman gazeteleriyle Atatürkçü Düşünce Derneği bürolarında aramalar yapıldığını kaydetti.
Die Welt gazetesi, “Türkiye’de emekli generaller sözde darbe planlarından dolayı gözaltına alındı” başlığıyla verdiği haberde, Cumhuriyet gazetesinden bir kişinin, “Türkiye’de bir İslam devleti kurulmasına karşı çıkanların ciddi bir tehlike içinde olduklarını söylediğini” yazdı ve “AK Parti’nin bu operasyonlarla ülkedeki gerginliğin daha da artmasına neden olduğunu” savundu.
Frankfurter Rundschau gazetesi, “Ankara’da hükümet karşıtları gözaltına alındı – AK Parti ile ilgili kapatma davasında iddianame okundu” başlığıyla verdiği haberde, AK Parti hakkında Ağustos ayı sonunda bir karar alınmasının beklendiğini belirtti.
AA
-

Kuddusi Okkır, büyük ihtimal hakkındaki iddianameyi göremeyecek
Kuddusi OkkırVatandaş Kuddusi Okkır, tam bir yıl önce… Geçen yıl haziran ayında Ümraniye soruşturması kapsamında tutuklandı. 8 ay boyunca Tekirdağ F 1 Tipi Cezaevi’nde tek kişilik hücrede tutulduktan sonra “majör depresyon” tanısıyla önce Bakırköy… Ardından ciğerlerindeki rahatsızlık nedeniyle Bayrampaşa Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Sonraki üç hafta ise Bayrampaşa ve Haseki devlet hastaneleriyle Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesi arasında defalarca dolaştırıldı. Çünkü hiçbir hastane Kuddusi Okkır’ın yatışını kabul etmemişti.
Bu süre içinde Kuddusi Okkır’ın rahatsızlığı hakkında hiçbir bilgi alamayan, kendisiyle temas kurmasına izin verilmeyen Sabriye Okkır uzun uğraşlardan sonra eşini Bayrampaşa Cezaevi’nde buldu… Nasıl ve ne halde mi? Bir koridorun köşesinde, yer sedyesinde, konuşamaz, beslenemez ve kendisini tanıyamaz halde…
Kuddusi Okkır, eşinin devreye girmesinden kısa süre sonra Tekirdağ Cezaevi’ne… Oradan Tekirdağ Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Şu anda Trakya Üniversitesi Hastanesi’nde yatıyor. Uzunca süredir bilinci kapalı, yaklaşık 15 gündür de yoğun bakımda… Doktorlar bütün güçleriyle Kuddusi Okkır’ı yaşatmaya çalışıyorlar. Ancak umutlar her geçen gün biraz daha azalıyor.
Kuddusi Okkır, büyük ihtimal hakkındaki iddianameyi göremeyecek… Yani, neyle suçlandığını bile bilemeyecek… CHP Milletvekili Atilla Kart’ın kendisine yapılan bu muameleyi “gaddarlık” olarak nitelediğini ve Başbakan Erdoğan’a bu konuda soru önergesi verdiğini de öğrenemeyecek…
-

Önemli davet!
Rauf DENKTAŞ
Basın haberlerine göre Avrupa Konseyi, Cumhurbaşkanı Talat ile Rum Yönetimi lideri Hristofyas’ı Konsey’de konuşmaya davet edecek ve liderler ayrı ayrı Konsey’e hitap edecek.
Haber yanlış verilmektedir. Keşke doğru olsa. Haber tamamen yanlıştır, çünkü Avrupa Konseyi “Cumhurbaşkanı Talat’ı” değil, “Türk cemaati lideri Talat’ı”, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Hristofyas ile birlikte davet ediyor. Hristofyas “Rum Yönetimi lideri” olarak davet edilmiyor, Kıbrıs’ın cumhurbaşkanı olarak davet ediliyor. Basının görevi bu acı haberi Türk ulusuna doğru dürüst verip bu aymasızlığın altını çizmesi ve halkı bunu protestoya davet etmesidir.
Biz bu davete güle oynaya icabet edersek Hristofyas’ın “Cumhurbaşkanlığını” ve kendi “cemaat liderliğimizi” tescil ettirmiş olacağız. Zaten, Gambari Anlaşması’ndan bugüne kadar devam eden gelişmeler bu “Kıbrıs Cumhurbaşkanı” ile “Türk cemaat lideri” fotoğrafını defalarca vurgulamıştır. Gidilmekte olan yol da budur! Annan Planı’na “Evet” demekle başlayan ve bazılarına göre bizi “manen yüceltmiş, dünya önünde uzlaşma isteyen taraf olarak haklı çıkarmış olan” tutumumuz dünyaca “KKTC’den, egemenlikten vazgeçmiş, Rum kardeşleriyle kaynaşmak, bütünleşmek isteyen Türk azınlığı” olarak tescil edilmiştir. Bu acı gerçeğin ya kimse farkında değildir, ya da umursamamaktadırlar, çünkü “azınlık olarak Rum’a yamalanmayı kaçınılmaz bir kader” olarak algılamaktadırlar. Bazılarına göre “kurucu devlet” statüsü kazanmakla dünyaca tanınmış olacağız! Bunlar da Rum çoğunluk idaresinde bir Kıbrıs’ta “kurucu eyalet” adı altında ve AB normlarına bağlı bir devlette böyle bir sonucun bizim de sonumuz olacağını görmek istememektedirler.
Hristofyas ve yandaşları “Görüşme zemininde anlaşma olmamıştır” demektedirler. Hristofyas “Talat ile aynı lisanı konuşmalıyız” diyor ve kendi “lisanını” (kırmızı çizgilerini) hiç çekinmeden açıklamaya devam ediyor. Bizden gelen sesler “Her şey iyi gitmektedir”, “Hristofyas samimi değildir”, “Hristofyas aksi sesler çıkarıyor, ama kendi muhaliflerine seslendiği içindir, yoksa yoldaş Hristofyas iyi niyetlidir”, “Hristofyas iyi niyetli değildir” şeklinde devam ederken “kırmızı çizgimizin”, “iki toplumlu federasyon” olduğunu dünya da bilmektedir. “Manevi yüceliğimiz” Sn. Talat’ın “Ben tanınma istemiyorum” sözlerinden kaynaklanmaktadır. ABD’nin yorumu BM Genel Sekreteri’nin raporuna da “Kıbrıs Türkleri ayrı egemenlikten, ayrı devletten vazgeçmişlerdir” diye geçmiştir. Buna itiraz etmediğimiz için “manevi yüceliklerdeyiz”. Ve İngiltere ile Hristofyas’ın imzaladığı memorandum da biz o “manevi yüceliklerde” seyrettiğimiz için imzalanabilmiştir.
Şimdi bu şartlarda ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımayan, Kıbrıs’ta işgal vardır düşüncesinde olan Rum tarafını tüm cinayetlerine rağmen “meşru hükümet”, bizi de “işgal altında yaşayan azınlık” olarak algılayan Avrupa Konseyi “cemaat temsilcisi” olarak Sn. Talat’ı “Kıbrıs Cumhurbaşkanı” ile birlikte Konsey’e davet ediyor diye basınımıza bunun tersini yansıtan haberler veriliyor ve “Cumhurbaşkanı Talat ile Rum lideri Hristofyas davet edildi” deniyor. Kendi kendimizi aldatmakta ün yaptık, “manevi yüceliklerde” uçmaya devam ediyoruz, ancak bu gidişle Kıbrıs, Girit oluyor. Gelecek nesillere, tarihe ve şehitlere kim cevap verecek. Bu “manevi yüceliklerden” düşüşümüz çok acı olacak. O zaman basın, suçu biraz da kendinde bulacak mı? Bulsa ne yazar, bulmasa ne yazar?
O halde ne yapılmalı? Avrupa Konseyi bu “iki lidere” veya “iki cumhurbaşkanına” bunu yapmayacaksa o zaman Sn. Talat Hristofyas ile aynı zamanda Konsey önüne çıkmamalı, ayrı bir gün istemelidir. “Kıbrıs Cumhurbaşkanı” ile “cemaat lideri” aynı ortamda bir araya gelmemelidir. Sn. Talat temsil ettiği devleti cemaat statüsüne düşürmemelidir.
Son Talat-Hristofyas toplantısında “tek egemenlik” üzerinde anlaşma olmuşsa ve Hristofyas’ın dediği gibi anlaşmanın hedefi Türk askerinden (yani garantilerden) kurtulmak için “mutabakat halinde” yapılmışsa böyle bir anlaşmayı AKP hükümeti desteklese de, Türk ulusunun asla kabul etmeyeceği aşikârdır. Sayın Talat’ı, Hristofyas’ı yalanlamaya davet ediyoruz!Yazı Tarihi: 05/07/2008
-

PKK’da dönüm noktası birkaç ay önce geçildi
5 Temmuz 2008
Özgür EKŞİ-Merve ERDİL / ANKARABir günlük çalışma ziyareti için Ankara’ya gelen ABD Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral James Cartwright, yaptığı temasların arka planını Hürriyet’e anlattı. ABD’li generalin değerlendirmeleri şöyle:
Ortak çıkarlar var “PKK’yla mücadelede dönüm noktasını birkaç ay önce geçtik. İstihbarat paylaşımını çok iyi yapıyoruz. Paylaşabildiğimiz kadar, çoğunu zaten paylaşıyoruz. Uzun süreyi amaçlayan bir ilişkiyi inşa ediyoruz. Bugün daha çok tartıştığımız ortaklar arasında önümüzdeki 5-10 yılı içinde ne olacağına yönelikti. Ortak çıkarlarımıza göre hareket etmek, her iki ülkenin de çıkarınadır. Bugün yaptığımız o çıkarların daha çok nerelerde olduğunu ikimizinde iyi anladığından emin olmak ve önümüzdeki 5-10 yıl içinde nerede olmak istediğimizi de bilmektir. Stratejik bir yol haritası oluşturabiliriz. Bugün üzerinde tartıştığımız aslında buydu. Bizim hedefimiz, Irak-Türkiye-ABD arasında işbirliğini uzun dönemde devam ettirecek şekilde kurmaktır. Ortak sınırınız var, ortak çıkarlarımız var. Önümüzdeki 5-10 yıl içinde ne yapmak istediğimize karar vermek hepimizin çıkarınadır.”
-

Ergenekon’un asıl hedefi
Oray Eğin
[email protected]Liberaller zannediyor ki bugünkü Ergenekon operasyonları geçmişin bir rövanşı. Saçma sapan, gerçeklikle ilişkisi olmayan komplo teorileri ortaya atılıyor, mantığa aykırı yayınlar yapılıyor. Bu gibi yayınların doruğa çıktığı yer ise Sabah gazetesi oldu. Dünkü birinci sayfaları fazlasıyla sinematografikti.
“Sabah’ın iddiasına göre 7 Temmuz’da Ergenekon harekete geçecek ve şu gibi olaylar yaşanacaktı:
“40 kentte izinsiz mitingler yapılacak, “Polis laiklerle çatıştı” görüntüsü verilecekmiş…
“30 tane tetikçi şok isimlere suikast düzenleyecekmiş…
“Askeri Şura’da komutanlar etkilerini kullanarak Ergenekon’a yakın isimleri göreve getirecekmiş…
“Sinan Aygün raporlar hazırlayıp “Ekonomi batıyor” havası yaratmak için çalışacakmış…
Doğrusu, her olağanüstü böyle uyduruk haberler servis edilir, ardından da yayınlanır. Bu yüzden de Sabah’ın da yayınlarına şaşırmadım. Tarih boyunca böyle olmuştur çünkü.
Ancak merak ettiğim, Sabah’taki gazetecilik bu yazdıklarına inanıp inanmadıkları. Gerçekten şaşırıyorum, çünkü başka bağlantıları falan olduğuna inanmak istemiyorum. Hâlâ gazetecilik refleksiyle bu haberlerin yapıldığını düşünmek istiyorum.
Ancak, maalesef Sabah ve benzeri basın “büyük resmi” göremediği için çok tehlikeli bir oyunun parçası haline getirildi ve piyon olarak kullanılıyorlar. Bu gibi haberler bana en çok 28 Şubat sürecini hatırlatıyor. Nasıl ki o gün bu haberleri yapanlar, şimdi mahcupsa aynı şeyin ileride bu arkadaşlar için de geçerli olacağını düşünüyorum. Bundan kaçış yok.
Sahi, gerçekten bu meselenin darbe ve çete işi olduğuna mı inanıyorsunuz? Bunu düşünenler ortada başka bir hesap döndüğünü de görmüyorlar demektir.
Bakın, İlker Başbuğ’un fotoğrafı, Özden Örnek’in günlükleri, generallerin telefonlarının dinlenmesi gibi gelişmeler de hep bu oyunun parçası.
Gelin resmin tamamına bakalım…
Şu anda Türkiye’nin geleceğinin şekillenmesi için masalarda yapılan planlar hayata geçiriliyor. Soğuk Savaş döneminin bitmesiyle birlikte Türkiye’ye yeni bir misyon verildi. İşte kurulması bu misyonun anahatları:
“Türkiye’nin artık komşular arasında ihtilaflara katılmaması, “Yurtta barış dünyada barış” gibi kurucu ideolojinin argümanlarını bir tarafa bırakması istendi.
“ABD, Irak’a mı giriyor, Türkiye’den de istenen peşinden Irak’a girmesiydi. Şimdi de İran’a girme ihtimali mi var, Türkiye’nin de İran’a girmesi isteniyor.
“Kıbrıs’ta ödün vermesi, Kemalizm’e alternatif “Ilımlı İslam” getirilecek, laik ve Müslüman Türkiye yerine bu model belirlenecek.
“En önemli mesele de Kürt sorununun çözümüdür. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu konuda tavizsiz olduğu biliniyor. Amerika bu konu için Kuzey Irak’la birlikte çözüm arıyor. Bunun karşısında da TSK var.
Kısacası TSK yeni dünya düzenine uygun bir yapılanma değil. TSK’yı bertaraf etmek istiyorlar. TSK, bertaraf edilirse kurucu ideolojinin sarsılmaz kalesi yıkılacak. Gerisi bir çorap söküğü gibi gelecek.
Oynanan oyun budur ve çıkan bütün haberlere bu gözlükle bakmakta yarar var. Meseleyi Türkiye’nin iç sorunu olarak görenler hata yaparlar. Pek çok liberal meseleyi oraya çekmek istiyor. Güya darbe olacak da, amaç darbeyi önlemekmiş..
Sinan Aygün mü darbe yapacak? Kim inanır buna?
Türk demokrasisi zorlu bir süreçten geçiyor, bakmayın siz o demokrat geçinen liberallere… Asıl istedikleri Türkiye’yi bataklığa sürüklemek ve savaşın içine sokmak. Bütün bunu da ne uğruna yapıyorlar, çok merak ediyorum. Tek amaçları yalıda oturmak, televizyonda program yapmak, yabancı ülkelerden burs alıp seminerlere davet edilmek, sefaretlerde ağırlanmak mı? Yani dertleri kabul görmek mi?
Yazık kendine aydın Türk liberallerine…
Liberaller cücedir.
04.07.2008