Amerikan emperyalizmi, dünyaya demokrasi ihraç ettiğini iddia eden ama bavulundan hep bomba, yaptırım ve çifte standart çıkan o eski gezgin satıcıdır. Gittiği her coğrafyada “özgürlük” tabelasını diker, arkasında harabeler, mülteci kampları ve petrol sözleşmeleri bırakır. Hollywood gülümsemesiyle konuşur, Pentagon yumruğuyla ikna eder. Ve ne hikmetse, özgürlük hep başkalarının toprağında ölür.
Bu düzenin iç politikadaki en kaba, en çıplak suretlerinden biri ise Trump döneminde sahneye çıkan ICE faşizmidir. Üniformalı bürokratik korku, sabaha karşı kapıları kırarak girer; suç aramaz, ten rengi ve aksan yeterlidir. Çocukları kafeslere koyup buna “göç yönetimi” derler. Sonra da kameraya bakıp özgürlükler ülkesi olduklarını anlatırlar. Orwell mezarında ters dönse yeridir.
Ama işte emperyalizmin ve faşizmin en büyük yanılgısı burada başlar: Devlet ile halkı aynı sanmak. Amerikan halkı, Wall Street’te viski yudumlayan CEO’lardan, Fox News stüdyolarında nefret pazarlayan sunuculardan ibaret değildir. Amerikan halkı; sınırda insan zinciri oluşturan hemşiredir, ICE baskınlarını ifşa eden öğretmendir, “bu benim adıma yapılmıyor” diyerek sokağa çıkan gençtir. Yani sistemin vitrinine değil, arka planına bakınca görünen gerçek insandır.
Trumpizm, emperyalizmin içe dönmüş hâlidir: Dışarıya bomba, içeriye cop. Dışarıya demokrasi vaadi, içeriye tel örgü. Bir elinde anayasa sallayıp öbür eliyle onu boğan bu zihniyet, gücünü korkudan alır. Çünkü bilir: İnsanlar korkmazsa itaat etmez.
Bu yüzden Amerikan halkının direnişi önemlidir. Çünkü bu direniş, sadece bir başkana ya da bir kuruma karşı değildir; yalanın normalleştirilmesine, zulmün “yasa” kılıfıyla sunulmasına, insanlığın evrak numarasına indirgenmesine karşıdır. Bu direniş, emperyalizmin “hepimiz suç ortağıyız” masalını da bozar. Hayır, herkes suç ortağı değildir. Bazıları karşı koyar.
Kahrolsun Amerikan emperyalizmi demek, Amerikan halkına düşmanlık değildir. Tam tersine: Onları rehin alan bir sistemin teşhiridir. Yaşasın Trump–ICE faşizmine karşı direnen Amerikan halkı demek ise, sınır tanımayan bir dayanışma çağrısıdır. Çünkü faşizm pasaport sormaz; ona karşı direniş de sormamalıdır.
Ve evet, tarih bize şunu defalarca göstermiştir: İmparatorluklar en çok dışarıda değil, içeride çatırdar. Çatlaklar büyüyor. Sesler çoğalıyor. Ve o gürültü, eninde sonunda tel örgülerden daha güçlü çıkar.




Bir yanıt yazın