Meşruiyet Krizi ve Kurucu İrade İhtiyacı

Okuma Süresi:

2–3 dakika
❤️

Bir devlet yalnızca sınırları, kurumları ve resmi unvanlarıyla var olmaz. Devleti ayakta tutan asıl unsur, yönetilenlerin yönetenlere tanıdığı meşruiyettir. Hukuk düzeni, seçim sistemi, temsil mekanizmaları ve anayasal güvenceler bu meşruiyetin taşıyıcı kolonlarıdır. Bu kolonlar aşındığında ise devlet biçimsel olarak ayakta görünse bile siyasal sistem derin bir kriz içine girer.

Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu temel sorunlardan biri tam da budur: Bir yönetim krizi değil, bir meşruiyet krizidir.

Devletin uluslararası hukuk bakımından varlığı sürmektedir. Lozan Antlaşması ile belirlenen egemenlik hakları, Montrö Sözleşmesi ile güvence altına alınan boğazlar rejimi, ülkenin kara ve deniz sınırları ve Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası kişiliği ortadan kalkmış değildir. Ancak devletin varlığının sürüyor olması, siyasal sistemin bütün unsurlarıyla meşru olduğu anlamına gelmez.

Son yıllarda yaşanan gelişmeler, anayasal düzenin fiilen işleyip işlemediği sorusunu gündeme getirmiştir. Kuvvetler ayrılığının giderek zayıfladığı, yargı bağımsızlığına ilişkin ciddi tartışmaların ortaya çıktığı, anayasal kurumların kararlarının uygulanmadığı yönündeki eleştirilerin yaygınlaştığı bir ortamda, vatandaşların önemli bir bölümü mevcut düzenin demokratik niteliğini sorgulamaktadır.

Temsil meselesi de bu sorgulamanın merkezindedir. Parti yönetimlerinin aday belirleme süreçleri üzerindeki yoğun kontrolü, seçmenlerin milletvekillerini doğrudan belirleme imkanının sınırlı olması ve siyasi partilerde iç demokrasinin zayıflaması, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin toplumsal iradeyi ne ölçüde yansıttığı sorusunu gündeme taşımıştır. Seçimlerin düzenli olarak yapılıyor olması tek başına demokratik temsilin yeterli şartı değildir; seçmenin gerçek tercihlerini siyasete aktarabilmesi de gerekir.

Bütün bunların yanında, iktidar ve muhalefet arasındaki birçok temel konuda ortaya çıkan fiili uzlaşma görüntüsü, sistem karşıtı eleştirilerin yalnızca hükümete değil, mevcut siyasal yapının tamamına yönelmesine neden olmaktadır. Bu nedenle giderek daha fazla insan, sorunun hükümet değişikliğiyle değil, sistemin yeniden kuruluşuyla çözülebileceğini düşünmektedir.

Tarih boyunca anayasal rejimler yalnızca hukuki metinlerle değil, toplumsal mutabakatla ayakta kalmıştır. Hakların korunamadığı, kuvvetler ayrılığının işlemediği ve vatandaşların siyasi süreçlere etkisinin büyük ölçüde ortadan kalktığı algısının yaygınlaştığı dönemlerde, toplumlar yeni bir kurucu irade arayışına yönelmiştir.

Bugün Türkiye’de tartışılması gereken mesele de budur. Sorun yalnızca iktidarın kim olduğu değildir. Sorun, mevcut sistemin meşruiyet üretme kapasitesinin giderek aşınmasıdır. Eğer vatandaşlar seçimlerin temsil gücüne, yargının bağımsızlığına, anayasal güvencelerin etkinliğine ve siyasal kurumların tarafsızlığına güvenmiyorsa, ortada çözülmesi gereken yapısal bir sorun vardır.

Bu nedenle kurucu meclis fikri, bazı çevrelerin iddia ettiği gibi devleti ortadan kaldırmayı hedefleyen bir yaklaşım değil; tam tersine devletin kurucu ilkelerini yeniden güvence altına alma arayışıdır. Amaç yeni bir devlet kurmak değil, devletin meşruiyet temelini yeniden inşa etmektir. Böyle bir süreç ancak halk egemenliğini esas alan, geniş toplumsal katılıma dayanan ve temel hak ve özgürlükleri tartışmasız biçimde güvence altına alan bir demokratik mutabakatla anlam kazanabilir.

Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, kurumların isimlerini korumak değil, onların meşruiyetini yeniden tesis etmektir. Çünkü anayasal devlet, yalnızca metinlerde yazan hükümlerle değil; o hükümlerin fiilen uygulanmasıyla yaşar. Vatandaşın hakkını koruyamayan, kuvvetler ayrılığını işletemeyen ve temsil mekanizmalarına güven üretemeyen bir sistem, varlığını sürdürebilir; fakat meşruiyetini sürdüremez.

Bugün tartışılması gereken soru da budur: Türkiye mevcut krizleri aynı siyasal yapı içinde aşabilecek midir, yoksa yeni bir kurucu iradeye ihtiyaç duyulan tarihsel bir eşiğe mi gelmiştir?



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar