Falih Rıfkı Atay – Zeytindağı: Kendimize Türk demezdik.
Okullarda Arap’a Arap, Arnavuť’a Arnavut, Rum’a Rum, ama kendimize Osmanlı derdik. Padişahın nöbetçileri, bekçileri, koruyucuları, Arnavut; ağaları Zenci. Haremi Çerkez’di. Bir defa bir Mısır paşasının bahçe sınırlarının kenarındaki yaya kaldırımlarından yürüyordum. Bir Fellah Çıkageldi, ‘Yasak!’ diye bağırarak beni karşı kaldırıma doğru sürdü idi. Kürd’ün de itibarı Türk’ün üstündeydi.
İslamcılık da yalnız biz Türklerdeydi.
Filistin ve Irak cephelerinde ordumuza Hint Müslüman askerleri saldırıyordu. Peygamberin torunları İngilizlerle birleşerek Hicaz’da isyan etmişlerdi. Lavrens’in emri altında Medine’ye hücum eden Emir Faysal’a karşı dedesi Hz.Muhammed’in kabrini biz Türkler savunuyorduk.
Tramvaylar, havagazı, su, limanlar, fenerler, rıhtımlar, ne kadar banka varsa hepsi yabancı, kadrolarının yüzde doksandan fazlası da Hıristiyan yahut kendi uyruklarındandı. Bütün işletmeler, su, elektrik, tramvay, havagazı, limanlar, demiryolları, fenerler, ne var ne yoksa hepsi imtiyazlı yabancı sermayenin sömürgesiydi.
Köy ve köylü ürünleri demek! Yıkık, yanık, yırtık ve yama! Hastalıklı yüzler!
Halk yığınları medrese hocalarının hükmü altındaydı. Biz Türkler, kendi çağımızın miskinliği ve körlüğü içinde pinekliyordu. Hocaların halka inançları, şeriat standardından ilişkilerimiz için bu felaketlere dayanıklılığımızdı. Yeniden asr-ı peygamberiye dönmeliydik. Topraklarımızı paylaşma, Anadolu’da yeni yeni devletler isteyenlerin de dileği bundan ibaretti: Biz Türkler kurtuluş yolu bulamamalı, medrese beyinlerinin ardında göçüp gitmeliydik.
1919’da savaşçı yurtsever çoktu. Fakat büyük zafere inanışta, onu hazırlayışta ve gerçekleyişte Atatürk tektir. Atatürk’ü yedi, ona bağlayan, onu öğrenerek yetişen insanlar; binlerce, binlercesiniz. Yarın sizdir.
Yen kazanacaksınız!
Bu dünyada hiç kimse yoktu.
Kendimiz, daima olduğu gibi, herkesten fazla, Moskof’tan da fazla kendimizin düşmanıydık.




Bir yanıt yazın