Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluş Felsefesi, Tarihsel Olarak Türkmen İnancı Olan Alevilik ve Bektaşiliğin Devamı Niteliğindedir

Okuma Süresi:

9–13 dakika
❤️

Anadolu coğrafyası, tarihin en eski dönemlerinden beri dünyanın en önemli kültür ve inanç yollarının kesişme noktası olmuştur. Orta Asya’dan batıya doğru ilerleyen Türk boylarının bu coğrafyada yarattığı kültürel sentez, dünya uygarlıkları açısından benzersiz bir örnek teşkil eder. Türkler bu topraklara gelirken kendi törelerini, inanç sistemlerini ve toplumsal yapılarını beraberlerinde getirmiş; bu mirası Anadolu’daki yerel unsurlarla harmanlayarak özgün bir kültür oluşturmuşlardır. Bu özgün kültürün en önemli damarlarından biri, asırlardır süregelen Alevilik–Bektaşilik geleneğidir. Bu gelenek, Anadolu’nun sosyal, kültürel ve ahlaki dokusunun temel katmanlarından birini biçimlendirmiş ve Türk kimliğinin manevi yapısını şekillendirmiştir.

Türklerin tarihsel yolculuğu, yalnızca siyasi yapılanmalarla değil, aynı zamanda inançsal tercihleriyle de belirginleşmiştir. Orta Asya’dan beri sürdürülen akılcı, doğacı, insan merkezli düşünce sisteminin izleri, Türklerin İslam’ı kabul süreçlerinde de kendisini göstermiştir. İslam’ın Arap yarımadasında ortaya çıkan siyasal ve katı yorumları ile Türklerin özgürlükçü ve töre temelli kültürü arasında zaman zaman uyuşmazlıklar yaşanmış; bu nedenle Türk toplulukları İslam’ı kendi değerlerine uyacak biçimde yorumlamayı seçmiştir. İşte bu noktada Alevilik–Bektaşilik, Türklerin inanç dünyasında bir “köprü” görevi görmüş; eski töresel inanç ile yeni kabul edilen din arasında bütünleştirici bir işlev üstlenmiştir.

TÜRKLERİN İSLAMLAŞMA SÜRECİ VE ALEVİ–BEKTAŞİ İNANCININ TEMELLERİ

  1. Üç Yüz Yıllık Direniş: Türkler ve Arap Fetihleri

Arap fetihlerinin Orta Asya bozkırlarına uzandığı ilk dönemlerde Türk boyları, İslamlaşma sürecine hızlı bir şekilde girmemiştir. Tarihsel kaynaklar, Türklerin Arap yayılmacılığına karşı uzun süre direndiğini ve dış baskıyla din değiştirmeye yanaşmadığını göstermektedir. Bu durum, Türklerin kültürel özgünlüğü koruma konusundaki kararlılığının bir yansımasıdır. Türk töresi, insanın iradesini kutsal sayar; zorla dayatılan bir inancı kabul etmeyi töreye aykırı görürdü. Bu nedenle Arap ordularının askerî ve siyasi baskıları, Türk toplulukları üzerinde beklenen etkiyi yaratamamıştır.

Bu direniş yalnızca siyasi değil; aynı zamanda felsefi bir tavırdı. Türklerin eski inanç sistemleri olan Gök Tanrı inancı, doğaya saygı, çok katmanlı ahlaki yapı ve bireysel sorumluluk üzerine kuruluydu. Bu sistemde kadın ile erkek eşit kabul edilir; toplumda tartışma kültürü, toy geleneği ve özgürlük duygusu güçlüydü. Arap yarımadasında ortaya çıkan erken dönem İslam uygulamaları ise daha hiyerarşik ve katı bir toplumsal yapıya dayanıyordu. Bu yapısal fark, Türklerin İslam’ı olduğu gibi kabul etmeyip, onu dönüştürmesine yol açtı.

Türklerin İslam’a geçişinin zorla değil, zaman içinde doğal bir kültürel etkileşim sonucu olduğu anlaşılmaktadır. Türk toplulukları, İslam’ın tasavvufi boyutunu, yani akla, sevgiye, eşitliğe ve içsel arınmaya dayanan yorumunu daha yakın bulmuştur. Bu nedenle Türklerin İslamlaşması, Arap dünyasındaki siyasi–mezhepsel gerilimlerden ziyade, Horasan erenlerinin insan merkezli öğretisi üzerinden gerçekleşmiştir.

Horasan’dan Anadolu’ya yayılan bu tasavvufi yol, daha sonra Bektaşilik–Alevilik adını alacak olan irfan geleneğinin de temelini oluşturmuştur. Yani Türklerin İslam’ı kabul biçimleri, İslam’ın Arap siyasi yorumu değil; kendi kültürel dokularına uygun bir tasavvufi ve insancıl yorumdur.

  1. Türkmen Yorumu: Akılcı ve Özgürlükçü İnanç Anlayışı

Türkler İslam’ı kabul ettikten sonra bile eski törelerinden tümüyle kopmamıştır. Bunun yerine, törelerini yeni dinle sentezleyerek özgün bir düşünsel altyapı oluşturmuşlardır. Ahmed Yesevî ve onun yolundan yürüyen dervişler, İslam’ın sevgi, tevazu, eşitlik ve hoşgörüye dayanan yorumunu Orta Asya’da yaymış; daha sonra bu öğretinin Anadolu’daki devamcıları Hacı Bektaş Veli gibi büyük erenler olmuştur. Bu nedenle Alevi–Bektaşi düşüncesi, İslam’ın Anadolu’daki en doğal Türk yorumudur.

Bu öğretide dogmatik kurallardan ziyade akıl, irfan, vicdan ve insan sevgisi öne çıkar. İnsan, yaratılanın en değerli varlığıdır ve Tanrı’nın yansımasını taşır. Bu anlayış, Türklerin eski inançlarında da bulunan “kam–insan bütünlüğü” fikrinin İslam tasavvufu içinde yeniden doğmuş hâlidir. Bektaşi geleneğinde Allah–insan–evren denkleminde keskin ayrımlar değil; bir bütünlük anlayışı vardır.

Alevi–Bektaşi topluluklarında kadın ile erkek eşit kabul edilir; cemlerde yan yana otururlar. Bu, İslam’ın erkek egemen yorumlarını benimsemeyen özgün bir Türk yaklaşımıdır. Türk töresindeki kadın algısı Anadolu Aleviliğinde devam etmiştir. Bu nedenle Alevilik–Bektaşilik, yalnızca bir dini yorum değil; aynı zamanda bir sosyal adalet sistemi, bir ahlak öğretisi ve bir özgür düşünce geleneğidir.

Bu özgün yapı, Türklerin hem Selçuklu hem Osmanlı dönemlerinde kültürel kimliğini belirleyen en önemli etkenlerden biri olmuştur. Türkmen boylarının çoğu yüzyıllar boyunca bu inanç sistemini benimsemiş ve yaşam tarzlarını buna göre şekillendirmiştir.

BEKTAŞİLİK, TÜRKMEN KİMLİĞİ VE OSMANLI DEVLETİ

  1. Bektaşiliğin Anadolu’daki Toplumsal İşlevi

Bektaşilik, Anadolu’ya yayıldığı ilk dönemlerden itibaren yalnızca bir tasavvufi yol değil; aynı zamanda bir toplumsal düzen kurumu hâline gelmiştir. Bektaşi dergâhları, Anadolu’nun dört bir yanında eğitimin, kültürün ve dayanışmanın merkezleri olarak işlev görmüştür. Türkmen boylarının inanç önderleri olan dedeler ve babalar, halkın hem dini hem de kültürel rehberleridir. Alevi ocakları, Anadolu’nun en ücra köşelerinde bile toplumsal düzeni sağlayan kurumlar olmuştur.

Bu yapılar, Türk halkının hem töresini hem de ahlaki kurallarını kuşaktan kuşağa aktarmasını sağlamıştır. Özellikle Anadolu’nun uç bölgelerinde yaşayan Türkmen topluluklarında, Bektaşi babalarının nüfuzu oldukça büyüktü. Bu toplumlarda adalet, paylaşım, dayanışma ve eşitlik gibi kavramlar Bektaşi erkanından besleniyordu. Bu nedenle Bektaşilik, Türk toplumu için yalnızca bir dini yapı değil; bir medeniyet taşıyıcısıdır.

Bektaşilik ayrıca halk edebiyatının da temel kaynaklarından biridir. Yunus Emre’den Pir Sultan Abdal’a, Kaygusuz Abdal’dan Kul Himmet’e kadar pek çok ozan, Bektaşi irfanını şiire, deyişe, nefese aktarmıştır. Bu ozanların eserleri, Anadolu insanının manevi dünyasını asırlar boyunca beslemiş ve ortak bir kültürel bilinç oluşturmuştur.

Bu kültürel bilinç, Türk kimliğinin en önemli taşıyıcı kolonlarından biri hâline gelmiştir. Bektaşi–Alevi kültürü olmasaydı, Anadolu’nun laik, hoşgörülü ve insan merkezli toplumsal yapısının oluşması da mümkün olmayacaktı.

  1. Yeniçeriler, Gülbanklar ve Bektaşi Maneviyatı

Osmanlı’nın askerî örgütlenmesi içinde Bektaşiliğin rolü son derece büyüktür. Yeniçeri Ocağı kurulduğu dönemde, Hacı Bektaş Veli’ye nispet edilen manevi destek ile meşruiyet kazanmıştır. Bu nedenle Yeniçerilerin piri Hacı Bektaş Veli’dir ve Bektaşi Babaları Yeniçeri Ocağı’nda sürekli olarak bulunurdu. Bu bağ, askerin moral ve disiplin yapısını güçlendirmiştir.

Yeniçeriler sefere çıkmadan önce Bektaşi babaları tarafından okunan Gülbank duaları, askeri birlik ruhunun temelini oluştururdu. Bu gülbanklarda birlik, kardeşlik, adalet, haksızlığa karşı duruş ve cesaret gibi kavramlar öne çıkar. Böylece Bektaşi irfanı, Osmanlı ordusunun ruhuna doğrudan işlemiştir.

Yeniçeri Ocağı’nın kıyafet düzeni, sembolleri ve ritüelleri de Bektaşi kültürünün izlerini taşır. Ocağın kullandığı kavuk ve başlıkların bazı bölümleri doğrudan Bektaşi erkanından alınmıştır. Bu nedenle Osmanlı ordusunun en önemli yapısı olan Yeniçeri Ocağı ile Bektaşilik arasında kopmaz bir bağ vardır.

  1. Osmanlı’da Baskı Süreci: Yavuz’dan II. Mahmud’a

Ne var ki Bektaşiliğin bu güçlü konumu, Osmanlı merkezi yönetimi tarafından her zaman olumlu karşılanmamıştır. Özellikle Yavuz Sultan Selim döneminde başlayan siyasi çatışmalar, Kızılbaş–Bektaşi topluluklarını hedef alan tedbirlerin artmasına neden olmuştur. Yavuz döneminde Safevi Devleti ile yaşanan siyasi rekabet, Anadolu’daki Türkmen topluluklarının “siyasi tehdit” olarak görülmesine yol açmış; bu da ciddi baskı politikalarını beraberinde getirmiştir.

Kanuni döneminde bu baskılar sistematik hâle gelmiş ve Kızılbaş toplulukları üzerinde ağır bir denetim kurulmuştur. Safevi etkisini kırmak amacıyla geliştirilen bu politikalar, Anadolu’nun toplumsal yapısını olumsuz etkilemiş; Alevi–Bektaşi kültürü devlet nezdinde dışlanmıştır.

Bu sürecin en sert aşaması ise II. Mahmud döneminde yaşanmıştır. 1826’da Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla birlikte Bektaşi dergâhları da kapatılmış; babalar sürgün edilmiş; bazı dergâhlar Nakşibendi veya diğer tarikatlara devredilmiştir. Bu olay, Türk kültürünün kadim bir damarının devlet eliyle zayıflatıldığı bir dönüm noktasıdır.

TESLİM TAŞI VE KÜLTÜREL SEMBOLLERİN SERÜVENİ

  1. Teslim Taşının Anlamı ve Felsefesi

Teslim Taşı, Alevi–Bektaşi geleneğinde insanın manevi olgunluğunu temsil eden en önemli sembollerden biridir. On iki dilimli yapısı, On İki İmam’ın erdemlerini ve insani niteliklerini simgeler. Taşın merkezindeki bütünlük, insanın Hak ile birliğini ifade eder. Bu nedenle Teslim Taşı, yalnızca bir sembol değil; bir yaşam felsefesinin maddi karşılığıdır. Teslim Taşı kuşanan kişi, hakikate teslim olmuş; kibirden, nefisten ve kötülükten arınmış sayılır.

  1. Osmanlı ve Erken Cumhuriyet Döneminde Teslim Taşı

Osmanlı’da Teslim Taşı doğrudan Bektaşilikle ilişkilendirilmesine rağmen, bazı dönemlerde kültürel bir motif olarak da kullanılmıştır. Anadolu’da mezar taşlarında, eşyaların süslemelerinde ve halı motiflerinde bile Teslim Taşı’na benzeyen desenlere rastlanmaktadır. Bu, Bektaşi kültürünün halk arasında ne kadar yaygın olduğunun göstergesidir.

Erken Cumhuriyet döneminde ise Türk tarihine duyulan ilginin artmasıyla Teslim Taşı sembolü yeniden görünür hâle gelmiştir. Atatürk döneminde hazırlanan bazı devlet belgelerinde ve pasaportlarda bu motifin yer alması, Cumhuriyet’in Türk kültürel mirasına verdiği önemin somut bir işaretidir.

  1. Teslim Taşının Pasaportlardan Kaldırılması ve Sonuçları

1950’lerden sonra devlet politikalarında etkili olan bazı tarikat yapılarının baskılarıyla Teslim Taşı motifi pasaportlardan kaldırılmıştır. Bu yalnızca sembolik bir değişiklik değil; Türkiye’nin kendi tarihsel kimliğinden uzaklaşmasının işaretlerinden biri olarak görülmüştür. Zira Türkiye’de yükselen Arap merkezli dini yaklaşımlar, Alevi–Bektaşi gibi özgün Türk tasavvufi geleneklerinin geri plana itilmesine yol açmıştır.

Bu süreç, Türk kültürünün laik, akılcı ve tarihsel kimliğinin gölgede kalmasına neden olmuş; toplumsal kutuplaşmaların artmasına zemin hazırlamıştır.

CUMHURİYET FELSEFESİ VE ALEVİ–BEKTAŞİ DÜŞÜNCESİ ARASINDAKİ ZİHİNSEL BAĞ

  1. Atatürk’ün Zihinsel Dünyası ve Alevi–Bektaşi Felsefesi

Atatürk’ün düşünsel altyapısı incelendiğinde; akıl, bilim, eşitlik ve özgürlük ilkelerine güçlü bir vurgu yaptığı görülür. Bu ilkeler, Alevi–Bektaşi geleneğinin de temel değerleriyle uyumludur. Alevi–Bektaşi geleneğinde dogma yoktur; insan aklı ve vicdanı esastır. Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözü, Alevi irfanındaki “ilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” anlayışının modern bir yorumudur.

  1. Laiklik: Alevi–Bektaşi Düşüncesinin Modernleşmiş Hâli

Laiklik, Cumhuriyet’in en temel ilkesidir ve Alevi–Bektaşi kültürüyle büyük ölçüde örtüşür. Bu kültürde devlet ve din birbirine karışmaz; inanç bireysel vicdan meselesidir. Cem törenleri bile ibadetten çok bir toplantı, paylaşım ve eğitim alanıdır. Dolayısıyla Cumhuriyet’in laiklik anlayışı, Alevi–Bektaşi geleneğinin modern düzeyde kurumsallaştırılmış hâlidir.

  1. Cumhuriyet Reformlarının Alevilik–Bektaşilik ile Uyumlu Yapısı

Medeni Kanun’la kadın–erkek eşitliği sağlanması, tekke ve zaviyelerin kapatılması, eğitim sisteminin laikleştirilmesi ve bilimsel düşüncenin yaygınlaştırılması, Alevi–Bektaşi toplulukları tarafından tarihsel olarak desteklenen gelişmelerdir. Bu reformlar, Türk toplumunun çağdaşlaşma yolunda ilerlemesini sağlarken, aynı zamanda Alevi–Bektaşi irfanının asırlık değerlerini kurumsallaştırmıştır.

MODERN TÜRKİYE, KİMLİK KRİZLERİ VE TARİHSEL KÖKLERE DÖNÜŞ İHTİYACI

  1. Cumhuriyet Sonrası Dönüşümler ve Siyasi Etkiler

1950’lerden itibaren Türkiye’de tarikat ve cemaat yapılarına verilen destek, zamanla laik yapıyı zayıflatmış; Alevi–Bektaşi kültürünün görünürlüğünü azaltmıştır. Bu süreçte devletin kendi kültürel omurgasıyla olan bağı gevşemiştir. Eğitim sisteminin muhafazakâr yorumlara açılması, akılcı geleneği zayıflatmıştır.

  1. Kültürel Kopuşun Toplumsal Sonuçları

Türkiye’nin kendi tarihsel köklerinden uzaklaşması; toplumsal kutuplaşmaların artmasına, dinin siyasal araç olarak kullanılmasına ve tarikatlaşma sorununun büyümesine yol açmıştır. Bugünkü toplumsal gerilimlerin çoğu, Cumhuriyet’in kurucu değerlerinden uzaklaşmanın sonucudur.

  1. Türk Dünyası İçin Çıkış Yolu: Tarihsel Köklerle Yeniden Bağ Kurmak

Türkiye, Kıbrıs, Balkanlar, Irak ve Suriye’de yaşayan Türk toplulukları, modern kimlik mücadelelerinde ortak bir sorunla karşı karşıyadır: Tarihsel hafızanın zayıflaması. Türklerin kendi kültürel köklerine dönmesi gerektiği fikri burada önem kazanır. Bu kültürel kökün en önemli damarlarından biri Alevi–Bektaşi irfanıdır.

SONUÇ

Türklerin bin yılı aşkın süredir yoğurduğu Anadolu kültürü, Alevi–Bektaşi irfanı olmadan anlaşılamaz. Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi ise bu irfanın modernleşmiş bir ifadesidir. Eğer Türkiye, geleceğe güçlü adımlarla ilerlemek istiyorsa; aklı, bilimi, vicdan özgürlüğünü ve eşitliği esas alan Cumhuriyet ilkelerine tam olarak sahip çıkmalı, Anadolu’nun kadim kültürüyle bağlarını güçlendirmelidir.

KAYNAKÇA

Ágoston, Gábor. Osmanlı’da Savaş ve Askerlik. İstanbul: Türkiye İş Bankası Yay., 2020.

Akyol, Taha. Ama Hangi Atatürk? İstanbul: Doğan Kitap, 2008.

Anderson, Benedict. Hayali Cemaatler. İstanbul: Metis Yayınları, 2016.

Atatürk, Mustafa Kemal. Nutuk. Ankara: TTK Yayınları, 2016.

Aydoğan, Tahir. Alevi Ocakları ve İnanç Sistemleri. İstanbul: Nefes Yayınları, 2016.

Aydın, Suavi. Yeniçeriler ve Bektaşilik. Ankara: İmge Kitabevi, 2007.

Bahaeddin Ögel. Türk Mitolojisi. Ankara: TTK, 2014.

Birge, John Kingsley. The Bektashi Order of Dervishes. London: Luzac & Co., 1937.

Bozkurt, Fuat. Alevilik Nedir? İstanbul: Kaynak Yay., 2005.

Bourdieu, Pierre. Pratik Nedenler. İstanbul: Kesit Yayıncılık, 2014.

Clauson, Gerard. An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish. Oxford: Clarendon Press, 1972.

Çamuroğlu, Reha. Alevilerin Siyasi Tarihi. İstanbul: Doğan Kitap, 2008.

DeWeese, Devin. Islamization and Native Religion in the Golden Horde. Pennsylvania: Penn State University Press, 1994.

Esin, Emel. Türk Kozmolojisine Giriş. İstanbul: Kabalcı Yayınları, 2003.

Eröz, Mehmet. Türkiye’de Alevilik-Bektaşilik. İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, 1990.

Faroqhi, Suraiya. Osmanlı Kültürü ve Gündelik Yaşam. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2005.

Geertz, Clifford. Kültürlerin Yorumlanması. İstanbul: Doruk Yayınları, 1996.

Gellner, Ernest. Nations and Nationalism. Cornell University Press, 1983.

Göle, Nilüfer. Modern Mahrem. İstanbul: Metis Yayınları, 2019.

Gölpınarlı, Abdülbaki.
— Melâmîlik ve Melâmîler. İstanbul: Dergâh Yayınları, 2006.
— Vilayetname: Hacı Bektaş-ı Veli Menakıbı. İstanbul: İnkılap Yay., 1995.

Golden, Peter B. An Introduction to the History of the Turkic Peoples. Wiesbaden: Otto Harrassowitz, 1992.

Hacı Bektaş Veli.
— Makalat. (Çev. Esat Coşan). Ankara: Kültür Bakanlığı Yay., 2007.
— Makalat-ı Gaybiyye ve Kelimat-ı Ayniyye. İstanbul: İnsan Yayınları, 1994.

Hall, Stuart. Kültürel Kimlik ve Diaspora. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, 2010.

Kafesoğlu, İbrahim. Türk Milli Kültürü. İstanbul: Boğaziçi Yayınları, 2000.

Kaplan, Hasan. Alevilikte İnsan ve Felsefe. Ankara: Elis Yayınları, 2012.

Kehl-Bodrogi, Krisztina. Kızılbaşlar: Alevi Toplumsal Örgütlenmesi. İstanbul: Ant Yayınları, 1990.

Kili, Suna. Atatürk Devrimi. Ankara: Türkiye İş Bankası Yayınları, 2021.

Köprülü, Fuat. Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. Ankara: TTK, 2015.

Lewis, Bernard. Modern Türkiye’nin Doğuşu. Ankara: TTK Yay., 2018.

Massicard, Elise. The Alevis in Turkey and Europe: Identity and Managing Diversity. London: Routledge, 2013.

Melikoff, Irene.
— Uyur İdik Uyardılar: Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları. İstanbul: Demos, 2014.
— Hacı Bektaş: Efsaneden Gerçeğe. İstanbul: Cumhuriyet Kitapları, 1998.

Mango, Andrew. Atatürk. London: John Murray, 1999.

Ocak, Ahmet Yaşar.
— Alevî ve Bektaşî İnançlarının İslam Öncesi Temelleri. İstanbul: İletişim Yayınları, 2002.
— Babailer İsyanı: Aleviliğin Tarihsel Altyapısı. Ankara: TTK Yayınları, 2010.
— Bektaşi Menakıbnâmelerinde İslami Unsurlar ve Halk İnançları. İstanbul: İletişim Yay., 1998.
— Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler. Ankara: TTK, 2011.

Roux, Jean-Paul. Türklerin ve Moğolların Eski Dini. İstanbul: Kabalcı Yay., 2002.

Shankland, David. The Alevis in Turkey: The Emergence of a Secular Islamic Tradition. London: Routledge, 2003.

Shaw, Stanford. History of the Ottoman Empire and Modern Turkey. Cambridge University Press, 1976.

Smith, Anthony D. The Ethnic Origins of Nations. Oxford: Blackwell, 1986.

Tatcı, Mustafa. Yunus Emre Divanı. Ankara: Akçağ Yay., 2008.

Tunaya, Tarık Zafer. Türkiye’de Siyasal Gelişmeler. İstanbul: İletişim Yayınları, 2017.

Uzunçarşılı, İsmail Hakkı.
— Osmanlı Devletinin Saray Teşkilatı. Ankara: TTK, 1998.
— Osmanlı Devleti Teşkilatından Kapukulu Ocakları. Ankara: TTK, 1984.

Yaman, Ali. Alevilik-Bektaşilikte Yol ve Erkân. İstanbul: Ufuk Yayınları, 2006.

Yıldırım, Rıza. Aleviliğin Toplumsal Tarihi. İstanbul: İletişim Yayınları, 2020.

Zürcher, Erik Jan. Modernleşen Türkiye’nin Tarihi. İstanbul: İletişim Yayınları, 2023.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar