Azerbaycan ve İran Türk edebiyatının üçüncü büyük şairi kabul edilen (Heyet 1376/1997: 44) ve çağının sayılı düşünür ve bilim adamlarından biri olan Kadı Burhanettin (1344-1398), Azerbaycan Türkçesi’nin bütün özelliklerini eserlerinde yaşatmıştır. Arapça ve Farsça şiirlerinin dışında hacimli Türkçe bir divanı vardır.
Tuyuğ edebî nazım türünü Türk edebiyatına ilk tanıtan şairdir. Klâsik gazel türünden uzaklaşarak aruz vezniyle koşma havasında yazdığı gazellerinde halk şiirinin tesiri de görülmektedir.
“Verga ve Gülşah mesnevisi ile tanınan Yusuf Meddah’ın lirik şiirleri ve Nesimî’nin hurûfizmi devrin diğer zenginlikleridir. İlk mevlidi yazan Kadı Darir de bu devrin ve bu coğrafyanın önemli bir edebî simasıdır.
Türk Dünyası’nın dehalarından olan Abdülkadir Merağayî (1353-1435) de İran Türklerindendir. İran’ın kadim Türk kültür merkezlerinden Merağa’da dünyaya gelmiştir. Müzik, hat, edebiyat ve dil tahsili yapmıştır. Aldığı bu ilimleri geliştirerek kısa sürede üne kavuşmuştur. İyi bir ressam, iyi bir ses sanatçısı, güçlü bir şair
olduğu gibi çok büyük bir musiki teorisyeni, bestekârı olmuştur. 1393’te Bağdat’ı fetheden Timur tarafından Semerkant’a götürülür. Timurlular sarayında uzun süre kalan ve büyük rağbet gören Merağayî, bir müddet Osmanlı Devleti sarayında da bulunmuştur.
14. yüzyılda Türk edebiyatına kâmil bir Türkçe divan ile katkıda bulunan İmadeddin Nesimî’nin (1369?-1404?) Azerbaycan edebiyatında, dolayısıla İran Türk edebiyatında özgün bir yeri vardır. O, Hurûfî tarikatının banisi Şeyh Fazlullah Neimî’nin öğrencisi ve devamcısıdır. Nesimî, tarikatına çok samimi olarak bağlı kalmış, ideali ve inancı uğruna canını feda etmeyi göze almış bir sûfîdir.
Savunduğu idealinin veya gittiği yolun tutarlı olup olmaması tartışılsa da onun davasına olan samimi bağlılığı tartışma götürmez. Onun gibi ideali uğruna canını veren çok az kişi vardır.
Yusuf Bey Vezirof, Nesimî’yi Azerbaycan yazılı edebiyatının banisi ve ilk edebî şahsiyeti olarak kabul eder (Vezirof 1337: 26). Nesimî Farsça ve Arapça da divan oluşturmuştur. Ancak Farsça ve Arapça divanları henüz ele geçmemiştir (Heyet 1376/1997: I/50) Divanında gazeller, küçük mesnevîler ve Farsça şiirleriyle birlikte, divan şiirinde yegâne Türk nazım türü olan “tuyuğ”lar yer almaktadır.
15. yüzyılın önemli bir şanslılığı da büyük Özbek Türk şairi Ali Şîr Nevâî (1441-1501)’nin bu dönemde yaşayıp eser vermesidir. Ali Şîr Nevâî, okul arkadaşı ve yakın dostu büyük hakan Hüseyin Baykara’nın danışmanı olup, hem vezirlik yapmış hem de büyük dehası ile şiirler yazıp edebî eserler vücûda getirmiştir.
Hüseyin Baykara’nın sâyesinde ve Ali Şîr Nevâî’nin çevresinde oluşan bu edebî mektebin güçlü tesiri Yakın Doğu’yu sardığında Azerbaycan, İran, Yakın Doğu ve Orta Doğu’da bulunan birçok şair ve edip Hüseyin Baykara’nın sâyesine, Ali Şîr Nevâî’nin ışığına
koşmuşlardır. Baykara-Nevâî edebî meclislerinde boy göstermişlerdir.
Nevâî üç dilde yazdığı eserlerle ülkeler aşırı ekti gücüne sahip, uluslar arası haklı üne kavuşmuş bir Özbek Türk şairidir. 15. yüzyılda onun tesiri, Türk Dünyası’nın dört bir yanında geniş şekilde hissedilmiştir.
Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır




Bir yanıt yazın