Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Diplomatik Başarısı

Okuma Süresi:

4–6 dakika
❤️

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) Diplomatik Başarısı

Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Kırgızistan, GKRY’ni tanıyarak büyükelçi gönderme kararı aldılar. Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan, Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) kurucu üyesi olup Türkmenistan ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) gibi gözlemci üyedir. Buna rağmen gerek Türkiye dışındaki kurucu üyeler Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan gerekse diğer gözlemci üyeler Türkmenistan ve Macaristan, KKTC’yi tanımamışlardır.

Bu süreçte GKRY’nin Yunanistan ile birlikte elbette başarısı bulunmaktadır. Türk diplomasisinin başarısızlığının telaffuzu sakıncalı olsa da Rumların hakkını teslim etmek gerek. Türkiye açısından sorunun temelinde TDT bulunmayıp fakat örgüt bünyesinde ve ikili ilişkilerde ihmal, yetersizlik, hatta bazı örneklerdeki gibi kasıt söz konusudur.

Bu hazin gelişmeden dolayı, daha 1992’de “Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi”yle örgütleşme sürecine giren 2009 Nahçivan Antlaşması ile kurulan TDT’nı suçlamak, örgütün varlığını sorgulamak kesinlikle yanlıştır. Buna karşın Türk cumhuriyetlerinin KKTC’ni değil de GKRY’ni tanımalarından dolayı eleştirileri, sanki TDT’na yönelmiş gibi okumak da çirkindir.

Uluslararası hukukta “tanıma”, devletin varlığı için temel şartlardan olmadığı halde uluslararası arenada son derece önemlidir. Türkiye’nin tanımadığı GKRY vatandaşları ülkemize giremezler. Daha önemlisi ekonomisi önemli ölçüde deniz taşımacılığına dayanan GKRY bayraklı gemiler limanlarımıza giremez, uçakları havaalanlarımızı kullanamazlar. KKTC vatandaşları ise kendi pasaportlarıyla, Türkiye dışındaki ülkelere giremez. Bunun yerine KKTC Türklerinin bir kısmı TC pasaportuyla diğer ülkelere gidebilmektedir. Önemli bir kısmı ise GKRY pasaportu alarak AB ülkesi vatandaşı statüsüyle birçok ülkeye vizesiz girebilmektedir. Kıbrıs Türklerinin önemli bir kısmının çocuklarını Güneyde, kilise okullarına göndermeleri, hatta Rum ismi koymaları ayrı bir konudur.

GKRY’nin tanınmasının önemli olmadığını savunanların tarih ve hukuk bilgisi konusunda ciddi problemleri bulunmaktadır. Daha da ileri gidip yakında GKRY’nin ekonomik darboğaza girerek KKTC’ye katılacağını savunan akıldâneler de görüyoruz. GKRY, ekonomik sıkıntılardan dolayı AB’ye yük oluyormuş! Kıbrıs’ta iki kesimin ekonomik seviyesi konusunda bir anektod: Türk kesiminde yerli Kıbrıslılar, ev/bahçe işlerinde düşük ücretle göçmen Türkleri istihdam ederler. Kendileri ise yaklaşık on kat ücretle Rum kesimindeki ev/bahçe işlerini yaparlar.

Uluslararası sözleşmelerle tanıma konusunda bazen girift durumlar bulunabilmektedir. Mesela Türkiye tanımadığı GKRY’nin tam üye olduğu AB ile Gümrük Birliği içerisindedir. Ancak bu birlik, GKRY’nin AB üyeliğinden önce gerçekleşmiştir. Mesela Antarktika’nın bir bölgesi Avustralya’nın Tazmanya Eyaleti’nin parçasıdır, Avustralya egemenliğindedir. Halbuki aynı Avustralya, Antarktika’nın hiçbir ülke egemenliğinde olamayacağı sözleşmesine taraftır.

AB, SSCB dağıldıktan sonra Türkistan cumhuriyetlerine önemli yardımlarda bulunmuştur. TACIS olarak başlayan teknik yardım projesi sonucu kurulan TRACECA, Bakü merkezli uluslararası örgüt olup AB’den Kırgızistan’a büyük bir ulaşım sistemidir. Çin’in Kuşak-Yol projesi ise ilgili devletlerle ikili sözleşmelerle oluşturulan böylece hemen her ülkede Çin egemenliğine girme tehlikesi bulunan alanları yönetme stratejisidir.

AB ile Türk cumhuriyetleri arasındaki ticaret hacmi elbette önemlidir. 4 Nisan’da Semerkant’ta toplanan zirvede yeni işbirliği projeleri imzalanmış, yaklaşık 12 milyar Euroluk yatırım kararlaştırılmıştır. Türk cumhuriyetlerinin AB yatırımlarına elbette ihtiyacı var. Ancak AB’nin bu coğrafyadan enerji ithaline ihtiyacı daha fazladır. Rusya-Ukrayna savaşından sonra bunun stratejik önemi daha da artmıştır. AB’nin petrol ihtiyacının %13’ü bu bölgeden karşılanmaktadır. Doğalgaz konusu çok daha önemlidir. Bölgedeki nadir elementlerin araştırılması ve işletilmesi girişimleri ise taraflar için hayati önemi haizdir. Belirtilen gerçekler ışığında bu cumhuriyetlerin, mecburen/mecburiyetten, 12 milyar için GKRY’ni tandığı iddiası havada kalmaktadır, bilgisizliktir, gelişmeleri okumak konusunda ihanet derecesinde gaflete gömülmektir.

GKRY’nin Rusya’nın birçok bakımdan dünyaya açılan penceresi olduğu, dolayısıyla Rusya ile organik bağlardan dolayı tanımak zorunda kaldıkları iddiaları da kabul edilemez. SSCB 34 yıl önce dağılmış, böyle bir zorunluluk gündeme gelmemişti. Buna karşın KKTC’nin TDT’na gözlemci üye olarak kabulü, GKRY ve Yunanistan tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Son gelişmeler üzerine bazılarının dillendirdiği gibi “ne önemi var?” tembelliğine gömülmemişler, arka kapı diplomasisini, AB avantajını sonuna kadar kullanıp bugünkü başarıya ulaşmışlardır.

KKTC, ilan edildiği gün Pakistan ve Bangladeş tanıma sürecini başlattığı halde bunun taktik olduğu gerekçesiyle durdurulmuştur. GKRY’nin AB üyeliğinden sonra Türkiye müzakere şartlarını imzalamakla bir kere daha aldatılmıştır. Geçen süre zarfında taraflar arasında nice görüşmeler yapılmış, Türk tarafına azınlık statüsü vermek isteyen Rumlar her seferinde zaman kazanmış, fakat her fırsatı değerlendirmişlerdir. Her müzakereden önce Türkiye’nin “bu son fırsat, aksi takdirde KKTC’nin tanınması için harekete geçiyoruz” çıkışları blöften ileri gitmemiş, yalama yapmış, çünkü ciddi bir adım atılmamıştır. Sorunun temelinde, 20 yıldır KKTC’nin tanınması konusunda Türkiye’nin gerekli diplomatik girişimleri ihmal etmesi bulunmaktadır.

Başta Pakistan ve Bangladeş olmak üzere sadece THY’nın uçtuğu ülkelere bir diplomatik misyon mesajı ile KKTC’nin tanınması yolunda bir girişim bilinmemektedir. Türk cumhuriyetlerinde çift taraflı akademik toplantılar, KKTC’nin de katıldığı sivil toplum kuruluşları etkinlikleri, tanıtım ve aydınlatma faaliyetleri görülmemiştir. Her ülkedeki büyükelçiliğimizin dahi yeterli bir dosya ile ilgilileri aydınlatma ve talepleri konusundaki girişimlerini duymadık. Yapılan her faaliyetten haberimiz olması mümkün değil ancak bu tür etkinliklerin kamuoyu oluşturma boyutu da vardır.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nden Akritas soykırım kararnamesine, katliamlara ve Nikos Sampson darbesine, KTFD’nden KKTC ve Annan Planı’na yüzlerce dosyadan oluşan gelişmeleri özetleyen akademik/medyatik etkinliklerden elbette akademi ve kamuoyu haberdar edilmeliydi. Ermeni soykırım iddiaları konusunda da gerek akademik kadroların gerekse diplomatik misyonun kâhir ekseriyeti korkunç derecede bilgisiz/ilgisiz olmasına rağmen bu alanda son derece tutarlı ve başarılı girişimlerle daha önce alınan tanıma kararlarını iptal ettiren temsilcilerimizi saygıyla selamlıyoruz. Türkiye’nin desteği ile faaliyet gösteren Bişkek’teki Manas Üniversitesi’inde tehcir konusunda tez dikkatimi çekti. Biraz karıştırınca baştan sona palavra kaynaklara dayalı Ermeni soykırım iddialarını savunmakta. Hocaya bunu nasıl kabul ettiğini sorduğumda kütüphanelerinde sadece bu kaynakların bulunduğunu söylüyor. Milyar dolarlık masrafla bir Türk cumhuriyetinde üniversite açıyoruz, ancak haklı davamızı savaunan birkaç bin dolarlık kaynak ayırmıyoruz. Ermeni soykırımcılar ise fırsatı kaçırmıyor, hazır üniversite kütüphanesini kendi iftira kitaplarıyla dolduruyor. Esasen Türkiye’nin haklarını savunan nice çalışmaların nasıl engellendiğini her aşamada görmekteyiz.

Kıbrıs meselesi konusunda akademik ve diplomatik ihmallerin, kasıt derecesine varan umursamazlıkların soruşturulması, eksikliklerin telafi edilmesi, geniş çerçeveli bir planla harekete geçilmesi gerekmektedir. Görevlerini yerine getiren diplomatlarımız elbette mevcuttur. Ancak merkezin plan ve programı dahilinde hedef ülkeler nezdinde çok yönlü bilgilendirme, tanıtım ve dostluk temelli talepler konusunda girişimler bilinmemektedir. Dört Türk cumhuriyetinin GKRY’ni tanımaları sadece Rum tarafının gayretiyle olmayıp Türk tarafının dolaylı desteğiyle gerçekleşmiştir. Konunun uzmanlığına soyunanların çeşitli saiklerle bu beceriksizliği akıl dışı gerekçelerle alkışlamaları, tembelliğini câhilâne laflarla gizlemeye çalışmaları da önemli bir sorundur.

[email protected]

twitter.com/alaeddinyalcink



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

  1. Neşet Kara avatarı
    Neşet Kara

    Tek kelimeyle bu AKP ve Recep Tayyip Erdoğan hükümetine nalet olsun! Ülkemizi bataklığa sürüklediler .

    Erdoğan, Bişkek şehrine 35 milyon dolar değerinde , içi fil dişi ile süslü Cami hediye etti. Tabi bu paralar RTE cebinden çıkmıyor, sefil, gariban Türk kalkının cebinden çıkıyor.

    Uyan Türkiye; Kıbrıs, Türkiye elden, avuçtan çıkmadan.

    Recep Tayyip Erdoğan, kendi çıkarı için, Türk halkını enayi yerine koydu, her gün televizyonlarda halka söylediği yalanlar artık haddini aştı.

    Kim böyle sahtekar Cumhurbaşkanına inanırsa ; kendisi suçludur!

    Türkiye ve Kıbrıs iç ve dış sorunları ile ilğilenmek, bilgilenmek ve bize yapılan veya planlanan Uluslar arası Adaletsizliğe karşı mücadele etmek her Türkün Vatan borcudur. !

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar