Türkiye’de Oligarşik Faşizm ve Demokrasi Mücadelesi

Okuma Süresi:

3–5 dakika
❤️

Türkiye’de Oligarşik Faşizm ve Demokrasi Mücadelesi: HÜDA-PAR ( terör örgütü Hizbullah) ve Cumhur İttifakı Bağlamında Kemalizme Saldırı ve Anayasal Düzenin Tahribatı

Türkiye, demokrasi mücadelesi ile otoriterleşme arasında ciddi gerilimler yaşamış bir ülkedir. Ancak son yıllarda bu gerilim, anayasal düzenin temellerini tehdit eden bir boyuta ulaşmıştır. AKP-MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı’nın parçası olan HÜDA-PAR ( terör örgütü Hizbullah) , Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerlerine ve Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik ağızlarından akıttıkları salyalarla yaptıkları açık saldırılarla yalnızca siyasal meşruiyeti değil, aynı zamanda toplumsal barışı da tehdit etmektedir. HÜDA-PAR’ın ( Hizbullahın) söylemleri, Recep Tayyip Erdoğan’ın İslamcı kardeşlik anlayışı ve Atatürk düşmanlığı üzerinden desteklenmekte; Devlet Bahçeli ise bu saldırılara bilerek sessiz kalarak doğrudan destek sunmaktadır.

HÜDA-PAR ve Cumhur İttifakı: Siyasal Meşruiyetin Krizi

HÜDA-PAR, Türkiye’de Amerikancı gladyo tarafından yapılandırılan , kökeni 1990’lı yıllarda Hizbullah adıyla bilinen İslamcı bir terör örgütüne dayanan ve onun “siyasi kanadı” olan bir yapıdır. Hizbullah, 1990’larda Türkiye’de işlediği çok sayıda cinayet ve terör eylemleriyle bilinir. Bu eylemler, mahkeme kararlarıyla sabitlenmiştir. Ancak bugün, HÜDA-PAR adı altında bu geçmiş göz ardı edilerek meşruiyet kazanmaya çalışılmaktadır.

Cumhur İttifakı, muhafazakâr ve radikal dinî grupların oylarını konsolide etmek adına HÜDA-PAR’a ( trrör örgütü Hizbullah’a) alan açmış, bu yapının temsilcilerini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşımıştır. HÜDA-PAR temsilcilerinin Kemalizmi “zehir” ve “illet” olarak tanımlaması, yalnızca bir ideolojik söylem değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerlerine ve laikliğe açık bir saldırıdır.

Recep Tayyip Erdoğan’ın HÜDA-PAR’a desteği, İslamcı kardeşlik anlayışı ve Atatürk düşmanlığı temelinde şekillenmiştir. Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerleriyle bağdaşmayan bir pozisyon alarak bu radikal yapıyı siyasi hesapları doğrultusunda meşrulaştırmıştır. Devlet Bahçeli ise, güya “Cumhuriyet değerlerine bağlı olduğunu” iddia eden söylemlerine rağmen bu saldırılara sessiz kalarak dolaylı destek sunmaktadır. Bu durum, yalnızca HÜDA-PAR’ın değil, Cumhur İttifakı’nın bütün bileşenlerinin Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerleriyle açıkça karşı karşıya olduğunu göstermektedir.

Silivri: Modern Yedikule Zindanı

Cumhur İttifakı, muhalif seslere karşı hukuk mekanizmasını bir baskı aracı olarak kullanmaktadır. Bu süreçte gazeteciler, akademisyenler, askerler, siyasetçiler ve sıradan vatandaşlar keyfi gözaltılarla karşı karşıya kalmakta; adil yargılanma hakkından mahrum bırakılmaktadır.

Bu hukuksuzluk düzeninin simgelerinden biri, adeta modern bir Yedikule Zindanı hâline gelen Silivri Cezaevi’dir. Silivri, muhalifleri susturmak, yıldırmak ve topluma korku salmak amacıyla kullanılan bir baskı aracı olmuştur. Keyfi tutuklamalar ve uzun tutukluluk süreleri, hukukun üstünlüğü ilkesinin tamamen göz ardı edildiği bir düzeni temsil etmektedir. Türkiye’de yargı bağımsızlığı fiilen sona ermiş; müsvette savcılar ve hâkimler, iktidarın emirleri doğrultusunda hareket eden birer araç hâline gelmiştir.

Silivri’de tutulan gazeteciler, akademisyenler, siyasiler ve diğer muhalifler, Cumhuriyetin temel değerlerini savundukları için susturulmaya çalışılmakta; topluma da bu yöntemle gözdağı verilmektedir. Bu durum, yalnızca bireysel hak ve özgürlüklerin değil, aynı zamanda toplumun ortak adalet duygusunun da ağır şekilde zedelenmesine yol açmaktadır.

Türkiye’de Din Soslu Oligarşik Faşizm

Türkiye’de AKP’nin uzun yıllar boyunca dinî değerleri siyasetin merkezine yerleştirmesi, bugün HÜDA-PAR ( Terör örgütü Hizbullah) gibi uç yapılar için meşruiyet zemini oluşturmuştur. Bu durum, “din soslu oligarşik faşizm” olarak tanımlanabilecek bir yönetim anlayışını ortaya çıkarmıştır. Bürokrasiden yargıya, polisten medyaya kadar geniş bir kesimin anayasal düzen yerine iktidarın çıkarlarını öncelemesi, Türkiye’yi otoriter bir rejimden öteye taşımış, oligarşik bir faşizme dönüştürmüştür.

HÜDA-PAR ( Hizbullah) gibi yapılar, bir siyasi hareket değildir. Bu yapı Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ilkelerine ve toplumsal birliğe tehdit oluşturan unsurlar olarak değerlendirilmelidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk milletini birleştirici liderliğiyle kurduğu Cumhuriyetin temel ilkeleri, AKP-MHP ve HÜDA-PAR ortaklığında faşistçe sistematik şekilde aşındırılmaktadır.

Muhalefet Ne Yapmalı?

Türkiye’nin içinde bulunduğu bu karanlık tablodan çıkış yolu, muhalefetin etkili, TC temel değerleri ve Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda geniş tabanlı ve stratejik bir birliktelik kurmasından geçmektedir. Bu doğrultuda:

1.  Ortak ve Net Bir Söylem Geliştirmek: Muhalefet, yalnızca iktidarı eleştirmekle yetinmemeli, aynı zamanda Cumhuriyetin temel değerlerini vurgulayan kapsayıcı bir söylem geliştirmelidir. Anayasal düzenin ve laiklik ilkesinin önemi topluma açık ve net şekilde anlatılmalıdır.
2.  Hukuk Devleti İçin Mücadeleyi Güçlendirmek: Bağımsız yargı ve hukukun üstünlüğü için ulusal ve uluslararası hukuk mekanizmaları devreye sokulmalı, hukuk mücadelesi hem içeride hem de dışarıda etkin bir şekilde sürdürülmelidir.
3.  Sivil Toplumun Güçlendirilmesi: Sivil toplum kuruluşları ve bağımsız medya, demokrasiyi yeniden inşa etmenin temel unsurlarıdır. Muhalefet, bu alanları desteklemeli ve toplumun geniş kesimleriyle bağlarını güçlendirmelidir.
4.  Toplumsal Direniş Kültürünün İnşası: Türkiye’nin her kesiminden vatandaşları bir araya getirecek dayanışma ve direniş kültürü oluşturulmalıdır. Bu süreçte, ortak değerlere vurgu yapılması önemlidir.
5.  HÜDA-PAR ( terör örgütü Hizbullah) ve Bu Tip DEM de ( Terör örgütü PKK)  Dahil Yapılarla Mücadele: HÜDA-PAR ( Hizbullah) gibi yapılar, yalnızca ideolojik olarak değil, hukuk ve meşruiyet temelinde de ele alınmalı; bu tür yapıların toplum üzerindeki etkisi sınırlandırılmalıdır.

Sonuç

Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en ağır krizlerinden birini yaşamaktadır. Cumhuriyetin kurucu değerlerine ve laik-demokratik yapıya yönelik sistematik saldırılar, yalnızca bir siyasi mücadele değil, aynı zamanda varoluşsal bir tehdittir. Bu süreçte, muhalefet kararlı ve stratejik bir şekilde hareket etmeli, halkın geniş kesimlerini kapsayacak bir demokratik değişim için umut kaynağı olmalıdır.

Modern Yedikule Zindanı hâline gelen Silivri Cezaevi’ndeki tutsaklardan TC nin payidarlığı için çıkan seslerede bu cephede önemli bir yer verilmeli ve bu yurtsever sesler, Türkiye’de adaletin ve demokrasinin yeniden inşası için çağrı olarak kabul edilmelidir. Bu iktidardan kurtulmak için kurulması gereken ortak bir geniş cephe ve ilkeli mücadele, Türkiye’nin geleceğini kurtaracak olan ortak mücadeleye bir an önce rehber olmalıdır.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar