Korkmadığım bir ülkede yaşamak istiyorum

Almanya Kültür Bakanı Claudia Roth ile bundan yıllar önce Taksim'de Yorgi'nin meyhanesinde tanıştık. - claudia roth avrupa parlamentosu secim konusmasi scaled

Almanya Kültür Bakanı Claudia Roth ile bundan yıllar önce Taksim’de Yorgi’nin meyhanesinde tanıştık.

Bugünkü geniş mekanlı eğlence yerlerinin tersine, daracık bir alanda dip dibe konan masalar meyhane kültürünü yaratandı. İmroz’dan gelen Yorgi doksanlı yaşlara kadar işinin başında durdu. Mezeler tabak tabak masaya servis edilirken boşalan kadehler doldurulur, arada Yorgi gelip sohbete katılırdı. Daracık alanda, kendinizi bir süre sonra masanıza sırtınızı dönmüş yan sandalyedekiler ile sohbet eder bulurdunuz.

Ben bu sohbetlerin birinde tanıştım Claudia ile. Ünlü bir Alman siyasetçi olduğunu, bundan yıllar sonra kendisini bir gazetede görünce öğrendim. Gazete Claudia’ya soruyordu:

– Neden Türkiye’ye bu kadar sık geliyorsunuz?

Yanıt kısa ve esprili idi :

– Koca bulmak için.

Alman Kültür Bakanına Claudia dememin sebebi Yorgi’den gelen tanışıklık değil. Almanya’da başlarda çektiğim sıkıntılardan birisi insanlara soyadları ile hitap etmek idi. Düşünsenize toplantıda birisi ile tanışıyorsunuz adamın soyadı: Ottovordemgentschenfelde. Almanlar isimleri öğrenmeye çok önem verdikleri için her defasında “Herr Ottovordemgentschenfelde” olarak hitap etmeniz gerekiyor. Fakat daha kötüsü var; büyük çaba sarfedip tam ismi doğru olarak söylemeye başladığınız anda karşınızdaki kişi samimiyetle size yaklaşıp:

– bana ismimle hitap edebilirsin, ben Wjatscheslaw

diyebilir. Bu durumu birine anlattığım zaman bana şunu demişti:

– SPD’ye kaydol, herkes birbirine ismi ile hitap eder.

SPD’den ayrılan bir parti olarak Yeşiller partisinin de bu zihniyette olduğunu düşündüğüm için bayan Roth’a ilk ismi ile sesleniyorum.

https://www.youtube.com/watch?v=l_EImoFBnNc

İşte ben Alman kültür bakanı Claudia Roth’a yıllar sonra bir meydanda seçim konuşması yaparken rastladım. Ne korumalar, ne polisler, ne bakan ricacıları vardı. Hatta dinlemeye gelen kalabalığın, Yorgi’nin yerinde tanıştığımız gece olan kalabalıktan daha az olduğunu söyleyebilirim.

Okumaya devam et  İktidara gelince ilk iş Ankara’ya uçmak

Dinleyebildiğim bir kaç dakika içinde şunu söylüyordu: “korkmadığım bir ülkede yaşamak istiyorum, sığınmacı olduğum için korkmadığım, müslüman olduğum için korkmadığım..”.

Almanya’daki bütün azınlıklara kucak açan, onlarla empati yapmaya çalışan güzel bir konuşma.

Fakat sonra biraz düşününce bir çelişki farketmeye başladım. Saydığı gruplar içinde eksik olan bir grup vardı.

Yeterli veri setlerine sahip olmadan şahsi gözlemler yanlış sonuç verebilir ama tanıdığım Suriye’liler korkuyor mu? Hayır. Afganlar, Müslümanlar? Hayır. Onlar Almanya’da yaşamaktan korkmuyorlar. Hatta kendi ülkelerinde yaşamaktan, Türkiye’ye gönderilirlerse Türkiye’de yaşamaktan da korkmuyorlar. Bayram tatillerine ülkelerine giden Suriye’li sığınmacıları duymuşsunuzdur.

Resmi işlemlerinde yardımcı olduğum Afganlı genç bir çift vardı. Eşini kaçırmış, eşi hamile iken dağlardan İran, Türkiye, Almanya’ya kadar gelmişti. Korku geride kalmıştı. Gözlerinde korkudan çok yeni bir hayata başlamanın güzel umudu vardı.

Ama Almanya’da korkan bir grup var: Almanlar. Son yıllarda o kadar çok Alman’dan duydum ki bunu: Yabancıların arasındaki kavgalardan korkuyoruz, işsiz kalmaktan korkuyoruz, savaşdan korkuyoruz, kültürümüzü kaybetmekten korkuyoruz.

Söylediğim şey, bu korkuları kullanan aşırı sağcı partilere oylarınızı verin olarak anlaşılmasın. En az ayrımcı parti olarak gözüken ve hepimizin haklarını savunacağına inandığım yeşiller partisinin, Almanların korkularına da hitap ederek oy tabanını arttırması dileğimdir.

Tüm AB vatandaşlarını Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy vermeye ve daha güzel bir dünya için çalışmaya davet ediyorum.


Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir