Sınav Afları Eğitime ve Kuramsal Kültüre Zarar Vermiyor mu?

Bir reklamda "her şeyi değiştirmek için bir şeyi değiştirmek gerekir" deniliyordu. Evet, bir şey değiştiğinde, işin doğası gereği, peşinden gelen her olay ve durum da değişir. Eğitim sistemi yapısında olumsuz bir değişiklik yapıldığında, her şey koordineli bir şekilde bozulmaya başladığı hep yaşanmıştır. - universite sinavina girmis gencler

Bir reklamda “her şeyi değiştirmek için bir şeyi değiştirmek gerekir” deniliyordu. Evet, bir şey değiştiğinde, işin doğası gereği, peşinden gelen her olay ve durum da değişir. Eğitim sistemi yapısında olumsuz bir değişiklik yapıldığında, her şey koordineli bir şekilde bozulmaya başladığı hep yaşanmıştır.

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından 2022 yılında, azami süreleri aşan öğrenciler için yalnızca HİÇ ALINMAYAN, BAŞARISIZ VE DEVAMSIZ dersler için 2 ek sınav hakkı tanınacağı duyuruldu.

Benzer şekilde, 7 Temmuz 2023 tarihinden itibaren (YÖK Yükseköğretim Kurulunun “azami süre” kararı – yok.gov.tr), ön lisans ve lisans düzeyindeki tüm yükseköğretim programlarına kayıtlı öğrencilerin, hiç almadıkları veya devam şartını sağlamayarak başarısız oldukları dersler için de sınav hakkından yararlanabileceği belirtilmektedir.

Çok Sık Öğrenci ve Sınav Affı Üniversitelerin Yurtiçi ve Yurtdışı Saygınlığına Ciddi Zarar Veriyor

YÖK, son dönemdeki normal süreleri içinde almaları gereken zorunlu kredili dersleri almayan öğrencilere doğrudan sınav hakkı vererek eğitime ve üniversite niteliğine zarar verebilecek bir uygulama başlattığı söylenmektedir. Söz konusu YÖK yazısında, “azami öğrenim süresi dolan öğrenciler için dersi almamış olanlar dahi” sınav yoluyla başarılı olma imkânı tanınmıştır. YÖK’ün yazısının devamında, azami öğrenim süresi dolan ön lisans ve lisans düzeyindeki öğrencilerin hiç almadıkları veya devam şartını sağlayamayarak başarısız oldukları dersler için de sınav hakkından yararlanabilecekleri açıklanmıştır. Yazıda, “ön lisans ve lisans düzeyindeki 4, 5 ve 6 yıllık tüm yükseköğretim programlarında kayıtlı öğrencilerin, hiç almadıkları veya devam şartını sağlayamayarak başarısız oldukları dersler için 2547 sayılı Kanun’un 44/c maddesinde yer alan sınav haklarından yararlanabilecekleri ifade edilmektedir. Azami süresi dolan öğrenciler için söz konusu sınav haklarının uygulanmasında, eğitim ve öğretimin niteliğine göre değerlendirme yapılacak ve teorik eğitimler için sınavlar düzenlenecektir. Aynı uygulama, öğrencilerin daha önce almadığı dersler için de geçerli olacaktır.”

Ancak, eğitim kalitesinden taviz verilirken “Söz konusu uygulama ve sınava girenler, ders başına öğrenci katkı payı ve öğrenim ücretini ödemeye devam edecek” ifadesi kullanılmıştır. “Katkı payı ve öğrenim ücreti, Cumhurbaşkanlığı kararıyla belirlenen miktarı aşmayacaktır” ifadesi ile öğrenim ücreti hatırlatılmaktadır. Bu yazı ve anlamı düşündürücüdür ve üniversitelerin saygın diplomalarının geleceği açısından endişe verici olacağı muhakkaktır.

Okumaya devam et  YÖK korku imparatorluğu oluşturuyor

Dersi Almadan Öğrencilere Verilen Sınav Affının Anlamı Nedir;

YÖK’ün aldığı ders almadan sınav affı anlamındaki uygulaması, eğitim kalitesi açısından talihsiz bir duruma neden olacağı şimdiden konuşulmaktadır. Başta Tıp Eğitimi olmak üzere belirli bir düzeyin üzerinde mutlak öğrenciye kazandırılması gereken bilgiyi alamdan mezun olmanın getireceği sakıncalara sıklıkla belirtilmektedir. Pandemi, deprem gibi olgulara bağlı gerçekleşmeyen derslerin öğrenim yolu ile öğrenciye kazandırılması için sınav hakkı yerine ek süre hakkı verilmesi daha gerçekçi olacaktır. İyi eğitilmemiş öğrencilere eksik kalan dersleri sınıflarda işleyerek bilgi ve beceri kazandırma, ödev ve uygulama imkânı tanınması için ek süre hakkı verilmesi öğrencinin yararına olacaktır. Sınavların sadece bilgiye ve teste dayandırılması sonucunda iyi eğitim alamayan, dershaneye gidemeyen ve kaynaklara ulaşamayan öğrencilerin orta öğretim ve ÖSYM sınavlarında başarılı olma şansı giderek azalmıştır.

Sağlık, mühendislik ve diğer uzmanlık gerektiren alanlarda uzaktan eğitim üzerinden bir başkasının sınava girme veya sınav sorularında hile yaparak geçme gibi birçok yol mümkündür. Ancak bu, kişinin gerçek anlamda öğrenmediği anlamına gelmez. Eksik öğrenme, ileride telafisi mümkün olmayan ciddi sorunlara yol açacağı düşünülebilir.

Sınav affı konusu aynı zamanda bir etik sorun da oluşturmaktadır. “Bilen ile bilmeyenin aynı olmadığı” sıkça dile getirilir. Ancak uygulamaya gelindiğinde, ne yazık ki rüşvet vermeyi ve almayı normal gören insanlar olduğu kadar, bu tür haksızlıkları etik dışı görmeyen bir grup insan da bulunmaktadır. Aslında erdemli ve kaliteli biri olan herkes, hak etmediği bir öneriyi ve ayrıcalığı kabul etmemelidir.

Sınav Ciddiyeti Ülke Çapında Sağlanmalıdır

Ayrıca uzun zamandır herkesin bildiği ancak yakın geçmişe kadar bir türlü dillendirilememiş olan her alandaki kamusal nitelikteki nitelikli insan seçimi sınavlarının sorularının önceden çalınarak bazı gruplara el altından dağıtılması sonucu hiçte hak etmeyen kişilerin başta askeri, yargı, idari ve sağlık sektörüne yerleştirilmesi sonucu fırsat eşitliğinin sağlanamadığı sık sık gündeme gelmektedir. Halende her sınav sonrası bazı sorunların sızdırıldığı gündeme gelmektedir. Başta YÖK ve ÖSYM yetkilileri her gencin eşit koşullarda yarışarak hak edenin hakkının sağlandığını güvenceye alması insani ve yasal bir zorunluluktur.

Okumaya devam et  YÖK, Abdullah Gül’ün izinde!

Ülkenin eğitim niteliğini engelleyen faktörler arasında, diğer ülkelerde görülmeyecek olan eğitim afları önemli bir yer tutmaktadır. Sık sık üniversiteler dışında yetkililer tarafından afların ilan edilmesi üniversitelerin vereceğin diplomaların akreditasyonuna içeride ve dışarıda zarar verecektir. Başta özel sektör eğitimi yetersiz kişiyi niye istihdam edeyim diye düşünebilir.

Yapılması gereken, başarısız olan öğrencileri affetmek değil, kesin ölçütleri belirlenmiş kurallar geliştirmektir. Gelişmiş, ölçüleri ve demokratik değer ve ölçüleri oluşmuş ülkelerde herkesin kurallara uyması ve hesap verebilmesi beklenir ve de sağlanır. Sağlıklı bir eğitim kişide sorumluluk bilinci geliştirerek hep birlikte sağlıklı toplum yaraması öğretilir.

Kişinin kendini geliştirmek ve eğitim için çaba sarf etmesi, kurumsal alanda genel bir ilke sahibi olması ve ülkenin hedeflediği gelişme düzeyine ulaşmak için niteliğin önemli olduğu herkes tarafından benimsenmeli ve istenmelidir. Eğitimlerini yeterince almayan, çalışmayan ve kavrama sorunu yaşayan öğrenciler için sık sık aflar düzenlemek yetersiz akademik bilgiye sahip insanlar yetiştirmeyi kabul etmek anlamına gelir. Üniversite öğrenci aflarının gündeme gelmesi, yarım-yamalak iş yapmayı ve kalitesizliği kabul ettiğimizi ve gelecekte birçok eksiklik ve yanlış uygulamaya yol açabileceğimizi gösterir. Bu tür ifadeler ve düşünceler, disiplinli bir toplum olmadığımızı ve nitelik gibi konuları ve öz disiplini önemsemediğimizi gösterir. Kamu hizmeti sunan kurumlar, nitelikli insan yetiştirmeyi temel hedef olarak aldığını göstermek için bu aflara çok başvurmamalı.

Ölçüleri ve kuralları Olan ve Sağlıklı İşletilen Kurum ve Ülkelerde Başta Eğitim Affı ve Benzeri Affa Olmaz/olmamalı

Normal yasaların ve kuralların uygulandığı, liyakatin bir yaşam anlayışı olarak görüldüğü toplumlarda bu kadar sık af uygulamaları gündeme gelmez. Toplum, çalışanın ve çabalayanın hakkını korumak için tembelliğe ödül verilmesini istemez. Bir af yasası çıkarılabilir ve yasal olabilir, ancak bu, adil olduğu anlamına gelmez. Çıkar ilişkileri ve kötüye kullanımların yoğun olduğu toplumlarda sıkça yapılan aflar, toplumsal yaşamı, ilkel davranışları ve genel ilkeleri bozar ve geri dönüşü zor alışkanlıklar oluşturur. Ayrıca bu öğrenci affı uygulamasının siyasi irade ve YÖK’ten ziyade üniversitelerin kendi yetki alanında olması gerektiğini düşünüyorum. Her üniversitenin başarıları, birbirinden bağımsız olarak değerlendirildiği için ilkeleri yerleşik üniversiteler içeride ve dışarıda ciddiyetle takip edilir.

Okumaya devam et  YÖK’ten İstanbul Şehir Üniversitesi açıklaması

Tıp, Eczacılık, Mühendislik, Mimarlık odaları ve diğer mesleki örgütler ile eğitim-öğretim elemanlarının dernek ve sendikaları başta olmak üzere, bu tür uygulamaların ülkeye ve öğrencilere hiçbir fayda sağlamayacağını, ilgililere açık örneklerle belirtmeleri gerekmektedir. Bu kadarına bile izin verilmez denilen bir durumun gerçekleşmesi halinde, bu çağda artık ders anlatmanın bir anlamı olmadığını söylemek mümkündür. Bilim insanının emekleri ve öğrenme-öğretme çabası anlamsız mı olacak?


Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir