MAZBATAYI KİM VERECEK?

            ‘Mazbatayı kim verecek ?’ diye, tam üç ay önce şunları yazmıştım : - 135676

            ‘Mazbatayı kim verecek ?’ diye, tam üç ay önce şunları yazmıştım :

            “Seçimler yapıldı ve Kemal Kılıçdaroğlu seçildi diyelim.

            ‘Mazbata’yı kim düzenleyecek?

            YSK, yani Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘çete’ dediği onbir kişi.

            Ee bu ‘çete’, sadece bu seçimle ilgili değil ama daha önce işlediği suçlardan dolayı kendilerini yargılatıp içeri attıracak olan Kemal Kılıçdaroğlu’na ‘mazbata’ düzenleyebilir mi?

            Kemal Kılıçdaroğlu diyor ki, zaten o nedenle biz ‘sandık’lara sahip çıkacağız.

            Peki ama o ‘sandık’lara, örneğin Binali Yıldırım’in uyuşturucu baronu olan oğlunun önünde diz çöken Jandarma Alay Komutanı sahip çıkmayacak mıydı?

            Ya da Dr Recep’in kendisine küfretmesini alkışlayan Komuta Kademesi

            Yani Yaşar (son gülen iyi) Güler, sandıklara sahip çıkmayacak da, Kemal Kılıçdaroğlu’na mı bırakacak bu sahipliği?

            Kaldı ki, örneğin Fransa’da cumhurbaşkanına ‘mazbata’yı Genelkurmay Başkanı vermektedir.

            Yoksa Kemal Kılıçdaroğlu’nun vicdanını satmayan yargıç dediği ‘sandık kurulu’ başkanları mı sandıklara sahip çıkacak?

            Bu sonuncuların sayısının kaç bin olduğunu bilen var mı acaba?

            Bunlar da birer küçük ‘çetecik’ değil midirler?

            Kaldı ki, Kemal Kılıçdaroğlu’nun fotoroman Süleyman dediği ‘çetebaşı’ sandıklara biz sahip çıkacağız diyor.

            Sadat/madat ve benzeri onlarca vakıf/makıf, tarikat/marikata ait ‘silahlı milisler’ de cabası.

            Bu gözü dönmüş güruhun ‘sandık sevdası’nı bilmeyen mi var?

            Ve en çok da bunlar sandıklara sahip çıkmak isteyeceklerdir.

            Kısaca şu ‘sandık’ sorununu neresinden tutsanız elinizde kalıyor.

            Peki ama, sadece alçaklık ve namussuzluk üreten bu ‘düzen’den nasıl çıkılacak?

Okumaya devam et  BAK MUHARREM !

            Demokrasinin temel ölçütünün ‘sandık’ olmadığını işleyen onlarca yazım vardır.

            ‘Seçim ve sandık’, sadece ve ancak ‘Hukuk’ içinde kalınıyorsa anlamlıdır, saygı duyulabilir.

            Gelin o zaman Türkiye’deki ‘Hukuk’a da yakından bakalım.

            Anayasa’nın ilgili maddesine göre bir kişi ancak iki kez seçilebilir diyor mu demiyor mu?

            Buna karşın, Adalet Bakanlığını işgal eden yayvan Bekir, aday olmasının önünde hukuksal bir engel yok diyebiliyor.

            Meclis başkanı Şentop üçüncü kez de dördüncü kez de aday olabilir diye ‘makale’ yazabiliyor.

            Bir başka büyük hukukçu Ersan Şen(top) da hukuka uygundur diyor.

            Televizyon baykuşları ve sözde gazetecileri saymaya gerek bile yok.

            Tümü birden ‘bizim anladığımız Anayasa’ diye başlıyorlar söze.

            Demek ki neymiş?

            Seçim tarihi, seçim kurulu, yüksek ve alçak ‘seçim kurulları’ ve adaylık koşulları falan ne imiş?

            Teyyare!

            Demek ki, bu seçimin yapılabilmesi ve bu ‘iğrenç  düzen’in değiştirilebilmesinin en ‘demokratik’ ve ‘biricik’ yolu, sadece ‘oy toplamak’ değil ama halkın gücünü, kim ne derse desin ‘sokak’ta, örgütlemekten geçmektedir.

Ve böylece, ‘örgütlü halk’ ya da ‘Millet’in ta kendisinin olaya doğrudan el koyması sağlanabilmelidir.

            İpini koparmış kurbanlık danalar gibi değil elbette.

            ‘Muhalefet’in örgütlemesi ve liderliğinde…

            Bu ‘Halk’, bu düzeni, askerine, polisine, milisine rağmen değiştirmeye karar vermiş görünüyor.

            Bu potansiyeli değerlendiremeyecek bir ‘muhalefet’e ise denilse denilse ‘yuh artık’ denilebilir.

            Oysa, kim neresine taş basacaksa basar ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu  ‘seçilmiş’ bir Cumhurbaşkanı gibi görerek ‘mazbata’sını bugünden verir ve arkasında duracak olursa;  herkes Anayasa, yasa ve içtihatlara saygılı olmaya başlayacaktır.

Okumaya devam et  İLKELERİN EFENDİSİ

            İşte o zaman başta Yaşar Güler olmak üzere Komuta Kademesi ile Jandarma Genel Komutanı, Emniyet Genel Müdürü, Valisi, Kaymakamı ve tüm Devlet umuru yasaları hatırlamak durumunda kalacaklardır.

            Her düzeyden savcı ve yargıçlar, işte o zaman ‘Hukuk’u anımsayacaklardır.

            Yasadışı ‘Kuvvet’ler ise, anında, kuzuya döneceklerdir.

            Bu kadar basit.

            Yılanın başı bir kez ezilmeyegörsün; ardından kim ‘Hukuk’ içinde hangi mücadeleyi verecekse verir artık.

            Demokrasi mi diyordunuz, alın size, işte dik âlâsı…

            Yoksa siz ‘hak, hukuk’ derken başka şeyler mi tasarlamaktasınız?

            Öyle görünüyor ki, herkesin aklından başka başka ‘hınzır’lıklar geçmektedir.

            Aksi halde bu kadar boş boğazlık yapılır mıydı?

            Yok efendim ‘siyaset mühendisliği’, ‘siyaset danışmanlığı’, ‘siyaset bilimi’ falan…

            Bunlara eskiler ‘Dolap’ diyorlarmış, ki ne kadar haklıymışlar.”

***

            Bugün, yani bu yazının yazılışından tam üç ay sonra bir değerlendirme yapacak olursak;

            -Birinci tur seçimlerinin üzerinden on gün geçmiş olmasına karşın, YSK daha ‘kesin sonuçlar’ı açıklamış değildir.

            -Nüfus artışıyla seçmen sayısı arasındaki altı milyon yediyüzbinlik farkın olduğu savlarına bir yanıt vermiş değildir.

            -Suçu nüfus idaresine, Soysuz Süleyman’a atmakla kurtulabilecekler midir?

            -SEÇSİS siteminin aksaklık ve yolsuzluklara açık olup olmadığı konusuna neden bir yanıt verememektedirler?

            -Sadece yasalara aykırılık değil ama bizzat alçaklık ve namussuzluk yaptıklarını inkâr edecek durumda değillerdir.

            Ve şimdi sözde ‘İkinci Tur’a gidilmektedir.

Lafı uzatmanın anlamı yok: 28 Mayıs akşamı, CHP’nin seçim merkezine ulaştırılacak ‘sandık sonuçları’na dayanarak, en geç saat 21-22 sularında Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı olduğu ilan edilip, doğrudan Çankaya Köşkü’ne gidilmelidir.

Okumaya devam et  Tam Seçim güvenliği istiyoruz

Millî İrade’nin tecelli etmesinin başka yolu kalmamıştır.

Çünkü bu YSK’nın ilan etmek için günler ve hatta haftalara yayacağı ‘İrade’, ‘Millî’ değil ama doğrudan haramilerin iradesi olacaktır.

Millet’in kendi ‘İrade’sine, kimse sahip çıkmadan, bizzat ve doğrudan kendisinin el koyması gerekmektedir.

Ve bu eylem, ne getirecekse onu getirsin, ‘baş göz üzerine’ deyip gögüslemeye hazır olunmalıdır.

Bu işin çığırından çıktığını hâlâ anlamayan topluluğa ‘Millet’ mi denir Tanrı aşkınıza?

Gereğini yapamayan sonucuna katlanacak demektir.


Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir