9 Mayıs “Avrupa Günü” mü  Yoksa  Rusya’nın “Zafer Günü” mü Olacak?


Okuma Süresi: 10 Dakika

Rusya,  bilindiği gibi 9 Mayıs’ı  İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Nazilere karşı zaferin yıldönümü  (Zafer Günü) olarak kutlamaktadır.  Bu nedenle her yıl başkent Moskova’daki askeri geçit töreni düzenlenir.   Rusya’nın bu yıl Ukrayna Savaşı nedeniyle bir güç gösterisine bulunması beklemektedir.  Putin‘in Ukrayna Savaşı’ndaki  kazanımlarını duyurması beklendiği için bu Zafer Günü, ayrı bir anlam taşımaktadır.

Avrupa Günü, Mayıs ayının ilk 10 günü içerisinde AB  ülkeleri ve aday ülkelerde kutlanan gündür. Avrupa Günü  aslında 5 Mayıs’tır. 5 Mayıs 1949’da  Avrupa Konseyi  kurulmuştur.  Avrupa Konseyi  insan hakları, hukukun üstünlüğü ve parlamenter demokrasi gibi ilkeleri savunduğu ve yerleştirmeyi amaçladığı halde, Schuman Bildirisi sadece kömür ve çelik sektörlerinde ekonomik işbirliğini amaçlamaktadır. Bildiri, 9 Mayıs 1950 tarihinde dönemin  Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman  tarafından okunan ve Fransa ile Batı Almanya’nın kömür  ve  çelik sanayilerini tek çatı altında birleştirmeyi öngören öneridir. AB, Plan’ın açıklandığı 9 Mayıs’ı Avrupa Günü ilan etmiştir.  9 Mayıs, Avrupa Birliği’ne adaylık statümüzün tescil edildiği 1999 yılından bu yana  ülkemizde  “Avrupa Günü” olarak kutlanmaktadır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen yıl yayınladığı mesajda,  “Avrupa Birliği, tam üyelik yolunda ülkemize verdiği sözleri yerine getirmemiş ve üyelik sürecimiz sürekli yokuşa sürülmüştür. Türkiye, maruz kaldığı çifte standarda ve engellemelere rağmen stratejik hedefi olan Avrupa Birliği üyeliği yolunda kararlı tutumunu ve çalışmalarını sürdürmektedir. Türkiye’nin üyeliği, bölgesel ve küresel düzeyde etkin, kendi vatandaşlarının yanı sıra bölgesine ve tüm dünyaya umut aşılayan bir Avrupa’nın yükselişinin önünü açacaktır” demiştir.

2020 yılındaki mesajında ise, “Ülkemizin tam üyeliği ekonomik, siyasi, güvenlik ve sosyal katkıların yanı sıra Avrupa Birliği’ne daha katılımcı ve kucaklayıcı bir vizyon kazandıracak ve AB’yi küresel bir aktör haline getirecektir. Türkiye olarak, müzakere sürecinde karşılaştığımız tüm zorluklara rağmen stratejik hedef gördüğümüz Avrupa Birliği’ne tam üyeliğe ulaşmakta kararlıyızaçıklamasında bulunmuştu.

Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkileri, 1964 yılından bu yana yürürlükte olan Ortaklık Anlaşması (Ankara Anlaşması) kapsamında yürütülmektedir. Türkiye-AB arasında 1995 yılında Gümrük Birliği gerçekleşmiş, Aralık 1999 tarihli AB Zirvesi’nde Türkiye’ye “aday ülke” statüsü verilmiş, katılım müzakereleri Ekim 2005’te başlamıştır.

Müzakereler kapsamında 16 başlık müzakereye açılmış, biri geçici olarak kapatılmıştır. Haziran 2019 tarihli AB Genel İşler Konseyi’nde mevcut koşullar altında, Türkiye ile yürütülen katılım müzakerelerinin fiilen durma noktasına geldiği, bundan sonra bir başlığın açılmasının ya da kapatılmasının mümkün görünmediği açıklanmıştır. Gümrük Birliği’nin güncellenmesine yönelik çalışmalar yapılmasının öngörülemediğine işaret eden Haziran 2018 tarihli Konsey Kararı’na da atıf yapılmıştır.

AB’nin; demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve yargının bağımsızlığının sürekli kötüye gitmesi konusunda duyduğu endişeler giderilememiş, birçok alanda ilerleme yerine gerileme olmuştur.
AB Komisyonu’nun aday ülkeler Türkiye, Sırbistan, Karadağ, Kuzey Makedonya ve adaylık başvurusunda bulunan Bosna Hersek ve Kosova‘ya ilişkin değerlendirmelerin yer aldığı 2021 Genişleme Raporu, Komşuluk ve Genişlemeden sorumlu üyesi Oliver Varhelyi tarafından açıklanmıştır.

Bundan 10  yıl önce 22 Mayıs 2012 tarihinde Turkish Forum’da (ABD) yayınlanan yazımın başlığı şöyleydi: “On Yıl Sonra Türkiye’de Eksen Kayması Olur mu? Bunun sebebi CHP Milletvekili  Özgür Karabat’ın açıklamasıydı. Karabay  haklıydı. Türkiye, AB gündeminden düşmüştür. Çünkü, kağıt üzerinde “aday”  ülke olan Türkiye’de Avrupa Birliği Bakanlığı kapatılmıştır. Şimdiye kadar hiçbir aday ülkede AB Bakanlığı kapatılmamıştı.  

Diğer taraftan AB Komisyonu  Türkiye’yi “Ortadoğu ve Kuzey Afrika” birimine kaydırmıştır.  Türkiye, Avrupa Birliği Komisyonu’nun “Komşuluk ve Genişleme Müzakereleri Genel Direktörlüğü” (NEAR) bölümünde Türkiye Ortadoğu ve Kuzey Afrika biriminde yer almıştır. Komisyon, Türkiye’yi de içine aldığı, daha önce Ortadoğu ve Kuzey Afrika olan birimin adını “Güney Komşuları ve Türkiye” olarak değiştirmiştir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan “9 Mayıs Avrupa Günü” dolayısıyla yayınladığı mesajda “Türkiye, maruz kaldığı çifte standarda ve engellemelere rağmen stratejik hedefi olan Avrupa Birliği üyeliği yolunda kararlı tutumunu ve çalışmalarını sürdürmektedir. Türkiye’nin üyeliği, bölgesel ve küresel düzeyde etkin, kendi vatandaşlarının yanı sıra bölgesine ve tüm dünyaya umut aşılayan bir Avrupa’nın yükselişinin önünü açacaktır” demiştir.

Fakat 5 ay sonra AB “Komşuluk ve Genişleme Müzakereleri Genel Direktörlüğü” bölümünde Türkiye Ortadoğu ve Kuzey Afrika birimine kaydırılmıştır. Bunun anlamı açıktır. Türkiye artık AB’ye göre Avrupalı değil, Ortadoğu’lu ve Kuzey Afrika’lı bir ülke olmuştur. Bu konuda Türkiye’den bir tepkinin gelmemesi dikkat çekicidir. Açılan yeni birim ve alt masaları şöyledir: “B – Komşuluk Güney ve Türkiye Birimi: B.1 Ortadoğu, B.2 Güney Bölgesel Komşuluk İşbirliği ve Ekonomik Yatırım Planı, B.3 Kuzey Afrika, B.4 Türkiye.”

1981 yılında rahmetli Turgut Özal’ın direktifi ile “DPT AET Dairesi”ni kuran (sonra Genel Müdürlük olmuştur) ve bu alanda çok sayıda kitap ve çalışmaya imza atan biri olarak AB’nin açıklaması gerçekleri yansıtmamaktadır. Çünkü taraflar arasında  imzalanmış bir “Ankara Anlaşması” vardır:

“Türk halkı ile Avrupa Ekonomik Topluluğu içinde bir araya gelmiş halklar arasında gittikçe daha sıkı bağlar kurmaya AZİMLİ OLARAK; Türkiye ve Avrupa Ekonomik Topluluğu’ndaki yaşama şartlarının, hızlandırılmış bir ekonomi ilerleyişi ve uyumlu bir alış veriş genişlemesi ile devamlı olarak iyileşmesini, böylece Türkiye ekonomisi ile Topluluk üyesi Devletlerin ekonomileri arasındaki arayı azaltmayı sağlamaya KARARLI OLARAK; Türk ekonomisinin kalkınmasının ortaya koyduğu özel sorunları ve belli bir sürede Türkiye’ye bir ekonomik yardım yapılması gerekliliğini GÖZÖNÜNDE BULUNDURARAK; Türk halkının yaşama seviyesini iyileştirme çabasına, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun getireceği desteğin, ileride Türkiye’nin Topluluğa katılmasını kolaylaştıracağını KABUL EDEREK; Avrupa Ekonomik Topluluğunu kuran Antlaşma’nın esindiği ülküyü birlikte izliyerek, barış ve hürriyet güvencesini pekleştirmeye AZMEDEREK; Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu kuran Antlaşma’nın 238. maddesi uyarınca Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında ortaklık yaratan bir anlaşma aktini KARARLAŞTIRMIŞLARDIR.”

Avrupa Birliği’nin ve de Batı’nın Türkiye’ye karşı uyguladığı çifte standartlara ben “BOBON KRİTERLERİ” diyorum. Bu kriterler Avrupa Birliği’nde Türkiye’ye yönelik yapılan ayırımcılığı belirtmek üzere tarafımdan kullanılan  kavramdır.
Açılımı şöyledir: “BO”: Bizden Olanlar, “BON”: Bizden OlmayaNlar.
Türkiye, bazı AB liderleri  ve Avrupalılar tarafından BON kapsamında algılandığı için daima önüne engel çıkarılan ülke olmuştur. BOBON kriterlerinden “BON”  AB tarafından “BO” olarak değiştirilmediği sürece Türkiye AB’nin Doğu komşusu olmaya devam edecektir.

Dönemin Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış, ziyaret ettiği Malta´da Türkiye´nin AB´ye entegrasyon sürecinin yüzde 60´nın tamamladığını, siyasi engeller olmazsa 2-3 yıl içinde kolayca üye olabileceğini vurgulamıştır ama bu hayal gerçekleşmemiştir. Malta ziyareti sırasında Times of Malta gazetesine mülakat veren Egemen Bağış, “Müzakere sürecinde siyasi blokaj olmasa iki üç yıl içinde kolayca üye olabilirdik” açıklamasında bulunmuştu. Tıpkı eski Başbakan Tansu Çiller’in 7 Mayıs 1995 tarihli Hürriyet Gazetesi’ne verdiği “En geç 1998’de Avrupa Birliği’ne üyeyiz” demecindeki gibi. (S. Rıdvan Karluk, Avrupa Birliği ve Türkiye, Beta Basım, 9. Baskı, 2007, s. 693.)

Cumhurbaşkanı Erdoğan 17 Haziran 2021 tarihinde “AB’ye tam üyelik mücadelemizin artık neticelenmesini istiyoruz” demiştir. Bu açıklama aslında “suya yazılan yazı” olmaktan öteye geçmemiştir. Cumhurbaşkanı, Antalya’da Güneydoğu Avrupa Ülkeleri Zirvesi’nde “Türkiye’nin tam üye olarak yer almadığı bir AB’nin çekim ve güç merkezi olma hedefine ulaşması mümkün değildir” söylemine AB cevap   vermemiştir.
Çünkü, Başbakan Erdoğan, 18 Temmuz 2012 tarihinde Rusya ziyaretine atıfta bulunarak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e “Zaman zaman bize takılıyorsun. AB’de ne işin var diyorsun. O zaman ben de şimdi size takılayım. Hadi gelin bizi Şangay Beşlisi’ne dahil edin, biz de AB’yi gözden geçirelim” demişti.

Kanal 24’te gazetecilerin sorularını cevaplandıran Erdoğan şunları söylemişti: ”Hükümetinize yönelik devamlı olarak eleştiriler var. Bunlardan bir tanesi, ‘AK Parti kurulduğu yıllarda AB hedefine kilitlenmişti ama son dönemde bu hedefi biraz boşlar gibi oldu’ eleştirisi. Siz bu değerlendirmelere ne diyorsunuz” sorusunu, “Bu mümkün mü? Bunun en güzel örneği ilk defa bizim hükümetimizde salt görevi AB olan bir bakanlık kuruldu ve bu bakanımın tek görevi var, AB üyesi ülkeleri fellik fellik dolaşacak ve bu işin sürekli propagandasını yapacak.”  (https://t24.com.tr/haber/erdogandan-putine-bizi-sangay-beslisine-alin,209288)

2012 yılında dolar ortalama 1,82 TL idi.  8 Mayıs  2022 tarihinde dolar 14,95 Türk Lirası’dır “Maastricht kriterlerini karşılayamıyorlar. Biz evelallah karşılıyoruz” açıklaması günümüz için doğru  olsaydı Türkiye çoktan AB üyesi olurdu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın  “… bizim hükümetimizde salt görevi AB olan bir bakanlık kuruldu” açıklaması yerindedir ama şu soruyu sormanın tam zamanıdır: “AB Bakanlığı şimdi nerede?” Bilen var mı?Müzakere sürecinde hiçbir aday ülke AB Bakanlığını kapatmamıştır. Dışişleri Bakanlığı bu yükün altından kalkamaz. Bunun için rahmetli Özal “DPT AET Dairesi”ni ülke demokrasiye geçer geçmez kurulmasını sağlamıştı. Bu Daire zamanla Genel Müdürlük olmuş, ayrıca  “AB Bakanlığı” da kurulmuştu. Yarın sayın Cumhurbaşkanı’nın 9 Mayıs Avrupa Günü  mesajı nasıl olacak?

                                                    …

Bu hafta  Paris’ten döndüm. Ermeni diasporasının Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’a, Paris Anakent Belediye Başkanı iken yaptıkları başvurunun kabul  edilmesiyle Ermeniler,  Kanada Meydanı’na Gomidas Vartabed  adına yapılan “Soykırım Anıtı” 24 Nisan 2003 tarihinde  açmayı başarmışlardır.  24  Nisan 2022  sebebiyle   Fransız Parlamentosu’nun  (Senato’nun -Sénat- ve Ulusal Meclis’in -Assemblée Nationale-) çiçekleri anıtın dibindedir.  Kırmızı, beyaz ve mavi renkte  olanlar.

Bunun anlamı açıktır. Fransa Parlamentosu  AİHM Perinçek  Kararını  yok saymış, fakat buna  Paris Büyükelçiliğimizden tepki gelmemiştir. Fransız Parlamentosu’na TBMM’nin neden Perinçek Kararını  resmi olarak gönderilmemesini de anlamış değilim.  Bu durumu TBMM Başkanı sayın  Mustafa Şentop’un   bilgisine  sunarım.   


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Prof. Dr. Sadık Rıdvan Karluk
Yazılarını sayfanda yayınla (RSS)
mesaj gönder ya da yazıya yorum yap.
Diğer Yazıları
Bugün Gündem

Son Gelen Mesajlar

  1. Bu konuda okunacak tek bir kitap var oda Neoliberalist (iktisatçı) Friedrich August von Hayek. Kitap 1- Esarete giden yol Kitap…

  2. devlet üreticiye imkanlar sağlasın .üreticiyi aracı haydutlara teslim etmesin..tefeciler oturduğu yerde köşe dönüyor.ve devlet de haksızlığı seyrediyor..tefeciler fiyat düşmesin diye…

  3. her şey devletindir, devlet her şeyi kontrol eder. Corona’da gördük bunu istediği işi kapatır, istediği firmayı batırır, istediği sektörü yok…

Son Yazılar

Message Turkish Forum on WhatsApp

https://wa.me/message/2RSZA7ULJ4EXD1

Turkish Forum, içeriklerin arşivlenmesi, yazarların yazılarının sizlere ulaştırılması için bilgisayar altyapısına yatırım yapmaktadır. Bu hizmetlerimizden memnun iseniz QR kodunu kullanarak bağış yapabilirsiniz.