Times Higher Education: İlk 500 İçinde Türk Üniversitesi Kalmadı

Dünyada üniversitelerin durumu hakkında en güvenilir  kurumlardan biri olan Times Higher Education (THE), 2022  üniversiteler sıralamasında öğretim, araştırma, bilgi aktarımı, uluslararası görünüm gibi 13 ayrı kriterle 99 ülkedeki  1,600 üniversiteyi  incelemiştir.  Yapılan değerlendirmede  Oxford birinci, Kaliforniya Teknoloji ikinci ve Harvard üniversitesi üçüncü sırada yer almıştır.

THE  2022 sıralaması,  bir üniversitenin dört alandaki performansını ölçen 13 göstergeye dayanmaktadır. Alanlar;  öğretim”, “araştırma”, “bilgi aktarımı” ve “uluslararası görünüm”dür.  Sıralamada ABD’deki 8 üniversite ilk 10’a girerken, Çin’den Pekin ve Tsinghua üniversiteleri, İsviçre’den ETH Zürih ile Kanada’dan Toronto Üniversitesi  ilk 20’de yer almıştır. Bu grupta ABD’den 11 üniversite  bulunmaktadır. İlk 200 sıralamada ise  ABD’den 57,  İngiltere’den  28, Almanya’dan 22, Avustralya’dan 12, Çin’den 10, Hollanda’dan 10, İsviçre’den 7, Kanada’dan  7, Güney Kore’den 6 ve İsveç’ten 5 üniversite   vardır. (https://www.idp.com/turkey/the-university-rankings/)

Shanghai Jiao Tong Üniversitesi tarafından oluşturulan “Dünya Üniversitelerinin Akademik Sıralaması,” ödüllü bilim insanlarının sayısına, listelenen üniversitelerden en çok alıntı yapılan araştırmacılara ve bunların bilim dünyasına katkılarına odaklanmaktadır. TopUniversities tarafından oluşturulan QS Dünya Üniversite Sıralaması”, üniversitelerin itibarı hakkında çok sayıda akademik uzmanla anket yapar ve aynı zamanda öğretim kalitesini ölçer. U.S. News & World Report tarafından yapılan  “En İyi Küresel Üniversiteler Sıralaması,  üniversite mezuniyet oranlarını ve eğitimlerinin ikinci yılında kaç öğrencinin kayıtlı kaldığını analiz eder.

Türkiye, THE 2022   sıralamasında bu yıl önceki yılların çok gerisinde kalmıştır. Boğaziçi Üniversitesi 601-800 bandından 801-1000 bandına düşmüştür. Dünyanın en iyi ilk 500 üniversitesi arasında olan Boğaziçi son  7 yıl içinde sıralamada yüzde 100 oranında gerilemiştir. Raporu  yorumlayan  MEF Üniversitesi  öğretim üyesi Prof. Dr. Erhan Erkut’un tespiti önemlidir:

Türkiye’nin 11’nci Kalkınma Plan  hedefleri arasında ekonomik hedeflerin yanında çok önemli bir hedefi daha  vardır: “Dünya akademik başarı sıralamaları 2023 itibariyle Türkiye’den en az 2 üniversitenin ilk 100’e ve en az 5 üniversitenin de ilk 500’e girmesi sağlanacak.”    Bu hedef artık suya yazılan   yazı olmuştur. Çünkü, ODTÜ Enformatik Enstitüsü URAP Başkanı Prof. Dr. Ural Akbulut  Türk üniversitelerinin  önceki yıllardaki durumu ile ilgili  aşağıdaki yorumu yapmıştır. Katılmamak mümkün değil.

Prof. Akbulut “ilk beşyüzdeki ve ilk bindeki üniversitelerimizin sayısı giderek azalmaktadır” diyerek gelişmelere dikkat çekmişti. Eğer Ankara’daki bir  “vakıf”  üniversitesinde profesör atamalarında aşağıdaki bilim dışı9 kriter  esas alınıyorsa, YÖK de bunu kabul ediyorsa, Türk üniversiteleri değil ilk 500’e  ilk 1,500’e bile giremez. Çünkü, aşağıdaki 9 bilim dışı kriterin hiçbiri THE sıralamasında esas alınmamaktadır:

  • Dosyanın Daha Düzenli Olması,
  • Taşınır Bellek,
  • Adayın Genç Olması,
  • Adayın Dinamik Olması,
  • Adayın Yaşı,
  • Adayın Lisans ve Yüksek Lisans Programında Ders Vermesi,
  • Alanında Yetkin Olması,
  • Profesörlük Kadrosuna Atama Kriterlerini Fazlasıyla Taşıması,
  • Şartları Fazlası ile Sağlaması

Bu  kriterlerin   uluslararasında bilimsel  değeri koca bir sıfırdır. Bunları esas alan Türk üniversitesi  ise  alt  sıralardadır.  URAP Başkanı Prof. Akbulut bunun sebebini şöyle açıklamaktadır: “Ancak bu artış sırasında, etki değeri en yüksek dergilerde çıkan makalelerin sayısı artırılamadığı için ilk 500’deki ve ilk bindeki üniversitelerimizin sayısı giderek azalmaktadır.”

Eğer üniversitede profesör olacak aday “GENÇ”, “DİNAMİK”  ve “YETKİN”   ise ataması yapılacak, değilse atanmayacaktır. Sanki üniversiteye olimpiyatlarda Usain Bolt gibi 100 metre koşacak atlet  aranıyor? Adayın bilimselliği  ve yayınlarına yapılan atıflar  önemli  olmayacak.

Türk üniversitelerinin son on yılda  dünya sıralamalarında  gerilemelerine yol açan faktörlerin   başında,  atıf alan makale sayısının artmaması ve etki değeri düşük dergilerde yapılan yayınlardır. SıralamalardaSCI, SSCI ve AHCI taramalarına giren ve etkinlik çarpanı bakımından ilk yüzde 75’lik dilimde yer alan dergilerde basılan makale sayısı ile  toplam atıf sayısının çok az olması  önemli bir faktördür.

URAP (University Ranking by Academic Performance) ODTÜ 2021-2022  sıralamasında makale ve atıf puanları hesaplanırken, etki değeri yüksek olan dergilerdeki makaleler (üst %75’lik dilim (Q1, Q2, 2 Q3) sıralamaya  alınmıştır.  Etki değeri en düşük olan son %25’lik dilime (Q4) giren dergilerdeki makaleler ile etki değeri sıfır veya henüz belirlenmemiş olan dergilerdeki makaleler bu sıralamada değerlendirme dışında bırakılmıştır.

URAP’ın 179 üniversiteyi kapsayan  2021-2022 dönemi sıralamasında  150-160 bandında yer alan bir “vakıf” üniversitesinde  olduğu gibi  yukarıda yer alan 9 kriter ile profesör atanabiliyorsa, hiçbir Türk üniversitesi  THE  sıralamasına giremez.   

Bir  üniversitedeki  atamada atanan  öğretim  üyesinin  yayınlarının hiçbirinin açılan kadronun “bilim” alanından  olmaması ve    atanan adayın  doçent unvanını aldıktan sonra en az beş yıl “açık bulunan profesörlük kadrosu ile ilgili bilim alanında  yayın yapmasının yok sayılması kabul edilemez.

Jüri üyelerinin başvuran adaylarla “aynı BİLİM alanından” olması gerekirken, bu konuda verilmiş yargı kararları da olmasına  rağmen  buna  uyulmaması  kabul edilemez. (http://dergipark.gov.tr/auhfd/issue/42474/511646)

Tüm jüri üyelerinin eserlerine  atıf sayıları  toplamı,atanmayan  adayın atıf sayısı  altında olması   kabul edilemez.

Türk üniversitelerinin uluslararasında üst sıralara çıkabilmesinde önemli faktörün öğretim üyelerinin yayınlarına yapılan “atıflar”  ın dikkate alınmaması  kabul edilemez. 

Bu konuda Times Yüksek Öğretim Sıralaması Editörü   Phil Baty’nin değerlendirmesi dikkat çekicidir: “Maalesef, Doğu Avrupa’daki ve Ortadoğu’daki komşu ülkeler gibi, Türkiye’deki üniversitelerden hiçbiri tabloya dahil değil.” (https://www.timeshighereducation.com/world-university-rankings/2019/world-ranking#!/page/0/length/-1/sort_by/rank/sort_order/asc/cols/stats)  Baty, Türkiye’nin sıralamada yaşadığı düşüşün hayal kırıklığı yarattığını şöyle açıklamıştır: 

“Asya ülkeleri masaya oturmaya devam ederken, Türkiye’nin Dünya Üniversiteleri Sıralamalarında düşüş yaşaması hayal kırıklığı yaratıyor. Sonuçlar, yüksek öğretim sektöründe artan küresel rekabeti yansıtıyor; bununla birlikte, Türkiye’nin akademik özgürlüğü konusundaki endişeleri, ülkenin gelecekteki performansına zarar verebilir.” 

Bilim ahlakı evrenseldir. Hiçbir ülkede akademik yöneticilerin bilimsel etiğe uymamama gibi bir özgürlüğü olamaz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ODTÜ’de yaptığı konuşma   önemlidir:  Bazı vakıf üniversitelerimizin, vakıf mantığıyla asla uyuşmayacak şekilde sadece kazanç odaklı faaliyet gösterdiklerini de üzüntüyle müşahede ediyoruz. Bu meselenin üzerinde de hassasiyetle durulması gerekiyor.”

Sayın Cumhurbaşkanı’nın “Vakıf üniversitelerimizin, kendilerine sağlanan onca ayrıcalığa rağmen, kimi istisnalar hariç, eğitim-öğretimde kalitenin yükseltilmesi beklentilerimize yeteri kadar katkıda bulunamadıklarını görüyoruz tespiti  dikkate alınmalıdır.

Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde Yükseköğretim Akademik Yıl Açılış Töreni’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “…ilk 500’ün içinde iki üniversite değil, daha da artırmamız lazım. Hocalarımızdan biraz daha gayret. İnşallah çok sayıda üniversitelerimizle girip, adımızı oralara yazdıralım” demiştir.  Bunun olabilmesi için üniversitelerin “bilimsel” kriterlere önem vermeleri gerekir.

Times Higher Education 2016-2017 sıralamasında  79 ülkeden toplam 980 üniversite yer almıştı. Listeye Türkiye’den 18 üniversite girerken, 251-300 bandında yer alan Koç Üniversitesi en başarılı Türk üniversitesi olmuştu. Sabancı Üniversitesi 301-350, Bilkent Üniversitesi ise 351-400 bandaydı. Her 3 üniversitenin de vakıf üniversitesi olması dikkat çekicidir. Çünkü bu üniversiteler öğretim üyesi alımında yönetmeliklerin belirlediği kriterleri esas almakta, yukarıda yer alan bilimsel olmayan kriterleri yok saymaktadırlar.

Phil Baty, sıralamaya yeni giren Türk üniversiteleri olmasının olumlu bir gelişme olduğunu belirterek şunları söylemişti: “Türkiye’nin yeri açısından durum biraz karmaşık. Geçen yıl 501- 600 bandında olan ODTÜ, bu yıl 601-800 bandına geriledi. Anadolu, Erciyes ve Yıldız Teknik üniversitelerinde de düşüş var. Türkiye’nin uluslararası alanda rekabetçi üniversiteler çıkarması için daha fazla çalışması gerekiyor.”

2016-2017 sıralamasında 401-500 bandında Boğaziçi ile Atılım Üniversiteleri yer almıştı. Sıralamaya giren diğer Türk üniversiteleri; 501-600 bandındaki İTÜ, 601-800 bandındaki Doğu Akdeniz, Hacettepe, İstanbul, TOBB Ekonomi ve Teknoloji, ODTÜ, İzmir Teknoloji Enstitüsü idi. 801 bandının üstünde  Anadolu, Ankara, Erciyes, Gazi, Marmara ve Yıldız Teknik Üniversiteleri vardı.

THE, Nisan 2013 tarihinde yayınladığı Asya’nın en iyi 100 üniversitesi arasına 5 Türk üniversitesinin girdiğini açıklamıştı: ODTÜ (22’nci), Bilkent (28’nci), Koç (31’nci), Boğaziçi (37’nci ) ve İTÜ (38’nci).  Liste başında Tokyo Üniversitesi yer almıştı.   Baty yaptığı açıklamada, Türkiye’nin 170’den fazla üniversitesi olduğu için bu durumun yeterli olmadığını  söylemişti.

“Daha geniş Asya demografisi bağlamında bakıldığında, ilk 100’deki beş üniversite, Türkiye için mükemmel bir sonuçtur. Nüfusunun büyüklüğü, Japonya, Kore, Tayvan ve Çin gibi ulusların yükseköğretim sistemlerinde yaptıkları üniversite sayısı ve yatırımı göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye kesinlikle ağırlığının üzerindedir. Türkiye’nin Times Higher Education Rankings’deki mükemmel performanslarıyla gurur duymaya devam etmesi gerektiğini düşünüyorum.” 

THE’nin 2019 yılı sıralamasına Çukurova ve Bahçeşehir üniversiteleri girerken, önceki yıla göre 9 üniversite durumunu koruyamayarak sıra kaybetmiş, 10’u sıralarını korumuş, Hacettepe ile 42 yıl görev yaptığım Anadolu Üniversitesi ise daha iyi performans göstererek üst sıraya geçmişti. Baty  o dönemdeki sıralamada Türk üniversitelerinin durumu ile ilgili şu yorumu yapmıştı: 

“Türkiye, uluslararası görünürlük konusunda büyük potansiyele sahip. Araştırma ve yükseköğretimde önemli bir gelişme söz konusu. Buna rağmen bu yıl üniversitelerin çoğu sıra kaybetti. 2019 sıralaması global rekabetin ne kadar genişlediğini gösteriyor. Üniversiteler, izole olarak başarılı ve yenilikçi olamaz. Türkiye’de üniversitelerin dünyaya açık ve akademik özgürlüğe sahip olması hayati. Güçlü yatırımlara ihtiyaçları var.”

Türkiye’de URAP (University Ranking by Academic Performance ODTÜ) her yıl Türkiye ve dünya üniversite sıralamalarını toplumsal bir hizmet olarak yapmaktadır. URAP’ın Türk üniversiteleri için geliştirdiği sıralama sisteminin hedefi, üniversitelerimizin akademik performanslarını diğer üniversitelerle karşılaştırabilmelerine yardımcı olmaktır. Türk üniversitelerinin dünya sıralamasında üst seviyelere gelmesinde yayınlar çok önemlidir. Bu yayınların miktarı ve niteliği ne kadar çok olursa, bilimsel maratonda o üniversite diğerlerinin önüne geçer. Bu sebeple üniversiteler bilimsel yayınları teşvik eder.

Üniversitelerimizi sıralarken  makalelerin nerede yayınlandığı ve atıf sayıları gözden uzak tutulmamalıdır. Yayınların yapıldığı dergilerin “etki faktörü (impact factor) önemlidir. Sıralama yapılırken, etki faktörü düşük, kolay makale kabul eden dergilerde yapılan yayınlar ile ciddi bilimsel dergilerde yayınlanan makaleleri bir tutmamak gerekir. Türkiye’de akademik yükseltmelerde makale sayısı önemli olduğu için “impact” faktörüne dikkat edilmemektedir.

Üniversitelerimizde çok sayıda yayın değil, kaliteli yayın yapılmalıdır. H faktörü, bilim insanının yaptığı yayınların aldıkları atıfların ifadesi olan değerdir. Tüm yayınlardan kaçının bu değerin üzerinde atıf aldığını gösterir. A öğretim üyesinin 100 yayını olsa ve bunlardan sadece 20 tanesi 20´nin üzerinde atıf almışsa, H faktörü 20, B öğretim üyesinin 21 yayını olsa ve bunlardan 20´si 20´nin üzerinde atıf alsa, bu öğretim üyesinin de H değeri 20’dir.

Akademisyenlerin uluslararası standartlara ulaşması hedefleniyorsa, üniversitelerin sağlıklı performans değerlendirme sistemlerine ihtiyaçları vardır. Yavuz Saka ve Süleyman Yaman, Üniversite Sıralama Sistemleri: Kriterler ve Yapılan Eleştiriler başlıklı makalelerinin 72’nci sayfasında şu tespiti yapmışlardır: 

“Üniversite kalitesi ülkenin gelişmişliği ile yakından ilgilidir. En iyiler listeleri incelendiğinde; sıralamaların bu ülkelerdeki üniversitelere ait olduğu görülmektedir… O halde bu sıralamaların belirlenme kriterleri nelerdir? Bu listelerde üst sıralarda yer alabilmek için neler yapmak gerekir? Bu sıralamalarda kalıcı olmak için kimlere ne gibi görevler düşmektedir? Bu soruların cevapları, üniversiteleri değerlendirme sistemlerinin tanınması ve bu kriterlere uyulması ile bulunabilir.” (Yükseköğretim ve Bilim Dergisi/Journal of Higher Education and Science Cilt/Volume 1, Sayı/Number 2, Ağustos/August 2011; Sayfa/Pages 72-79 DOI: 10.5961/jhes.2011.012)

Bir üniversite gerek dünya gerekse Türk üniversiteleri sıralamasında üst  sıralarda yer almak istiyorsa, sıralama sistemlerinin değerlendirme kriterlerini ve ilgili kriterlerin ağırlıklarını esas alarak gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

Üniversiteler, bu kriterleri ön plana çıkararak öğretim üyesi yetiştirirse,  dünya sıralamalarına girebilir. Kriterleri yok sayarak  üniversiteler öğretim kadrosunu genişletirse,  dünya üniversiteleri arasında çok gerilere düşer. Türkiye’de üniversitenin işlevleri olan eğitim-öğretim, temel bilimsel araştırmalar ve toplum hizmetlerinin değerlendirilmesi çok önemlidir.  Bu konuda Nurdan Kalaycı’nın  tespitine katılmamak mümkün değildir: 

“Üniversiteler bu görevleri akademisyenler aracılığı ile gerçekleştirirler. Akademisyenlerin temel görevlerini hangi düzeyde gerçekleştirildiğinin saptanması yani performanslarının değerlenme sonuçları üniversitenin kalite göstergelerinden biridir. Performans değerlendirme sonuçları etkili kullanıldığında hem öğretim elemanlarının hem de üniversitenin gelişimine olumlu katkı sağlamaktadır.” (Educational Administration: Theory and Practice, Yükseköğretim Kurumlarında Akademisyenlerin Öğretim Performansını Değerlendirme Sürecinde Kullanılan Yöntemler, 2009, Vol. 15, Issue 60, pp: 625-656)

YÖK tarafından hazırlanan raporlarda temel kriter  “yayın”dır. Bilimsel yayın performansının değerlendirilmesinde toplam yayın sayısı üretkenliği göstermesi açısından önemli bir kriter olmakla birlikte bunların bilimsel  niteliklerinin  de yüksek olması gerekir. Oktar ve Akdal, “Gerçekte bir kariyer mensubunun akademik başarısını değerlendirirken h-göstergesini dikkate alıyorum”demektedir. (Nezih Oktar ve  Gülden Akdal, H-Göstergesi “H-index” ve Süreli Yayınlara Uygulanımı)

Eğer üniversitelere h-göstergesi yerine “YAŞ, GENÇ, TAŞINIR BELLEK,  PROJE, DİNAMİK  gibi YÖK mevzuatında ve Türkiye’de hiçbir üniversitenin puanlama sisteminde olmayan kriterlerle öğretim üyesi alınırsa, bu üniversiteler  uluslararası  sıralamalarda son sıralarda yer almaktan kurtulamazlar. Üniversiteler bilim insanı seçerken adayın “h-i” endeksini kriter olarak almalıdırNobel ödülü alanların yüzde 84’ünün “h-i” endeksinin en az 30 olduğu görülmüştür.

H-i endeksi, bilimsel performansı değerlendirmek ve öğretim üyesi alımı, akademik yükseltme açısından bilim insanlarının performansını izlemek, bilimsel üretkenlik/etkinlik açısından ölçmek ve değerlendirmek için geliştirilmiştir. Kullanılan kriterler içinde tutarlı olması ve genel bir değerlendirme sunması sebebiyle çok önemlidir.

Bilim insanını değerlendirmede yayınlarına yapılan  “atıf sayısı  önemlidir.  Bilim dünyasında hiyerarşinin en önemli göstergesi, öğretim üyesinin eserlerinin almış olduğu atıf sayıdır. Bir vakıf üniversitesinde atanmayan adayının  yayınlarına yapılan atıf    2,730” iken, atanan adayının  yayınlarına  yapılan atıf 574” ise, o üniversitenin  uluslararasında  sıralamaya girmesi  mümkün değildir.  

Google Akademikte  “h-i”  endeksi  613” olan bir aday yerine “AHBAP ÇAVUŞ” kriterleri esas alınarak “h-i”   endeksi    90” olan  biri atanırsa, bu uygulama içinde olan üniversiteler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı  dinlememiş olurlar: “İlk 500’ün içinde iki üniversite değil, daha da artırmamız lazım. Hocalarımızdan biraz daha gayret. İnşallah çok sayıda üniversitelerimizle girip, adımızı oralara yazdıralım.”   

Türk üniversitelerinin uluslararasında  sınıf atlamaları için yukarıda yer alan 9 bilim dışı kriteri esas almamaları gerekir. Bu konuda YÖK’e  büyük sorumluluk düşmektedir. Eğer  söz konusu 9 kriter tüm üniversitelerde yaygınlaşır ve üniversiteleri derecelendiren uluslararası kurumların da bundan bilgisi olursa, Türk üniversitelerinin hiçbiri değerlendirmeye giremez. Bu sebeple YÖK’ün bu durumu açıklığa kavuşturmasında yarar vardır.

Prof. Dr. Sadık Rıdvan Karluk tarafından

1948 yılında Eskişehir’de doğdum .1970’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdim. Kısa bir süre Maliye Bakanlığı ve Sayıştay’da çalıştıktan sonra 1972 yılında Eskişehir İTİA İktisat Bölümü’nde akademik kariyere başladım. 1975’te doktor, 1979’da doçent oldum. 1975 – 1976’da İngiltere Sussex Üniversitesi’nde doktora üstü çalışmalar yaptım. 1982 yılında Devlet Planlama Teşkilatı Başbakan Turgut Özal’ın direktifleri doğrultusunda kurulan AET Genel Müdürlüğü’nün (şimdiki AB Bakanlığı) başkanlığını yaptım. 1984 – 1985 döneminde İktisadi Kalkınma Vakfı Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundum, 1982 – 1985 yılları arasında İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı’na (Nuh Kuşçulu) danışmanlık yaptım. Bu dönemde Türkiye’de Yabancı Sermaye Yatırımları konusunda iki kitabım (biri İngilizce) ile İhracatta Vergi İadesi kitabım İTO tarafından yayınlandı. 1985 yılında Paris’te OECD nezdinde Türkiye Büyükelçiliği’ne Planlama Müşaviri sıfatıyla tayin edildim. Görev yaptığım dönemde Türkiye’yi 4 Komite’de temsil ederek, Türkiye’de kalkınmakta olan bölgeler konusunda OECD’nin önemli bir araştırmasının (Regional Problems and Policies in Turkey) basılmasına katkıda bulundum. 1990 yılında yurda dönüşümde DPT Müsteşar Müşavirliği’ne getirildim. Daha sonra Başbakanlık Başmüşavirliğinde Türkiye ile Türk Cumhuriyetlerinin ekonomik ilişkilerinin gelişmesinde bir model olan “Türk Ödemeler Birliği” kurulması için bir proje geliştirdim. 1991 yılında profesörlüğe atanarak Anadolu Üniversitesi’ne geçtim. Anadolu Üniversitesi’nde Türkiye Ekonomisi, Uluslararası İktisat, Uluslararası Ekonomik Kuruluşlar, Avrupa Birliği, Avrupa Birliği Türkiye İlişkileri , Dış Ticaret Teorisi ve Politikası, Uluslararası Entegrasyonlar derslerini kendi eserlerimi esas alarak yürüttüm. Akademik kariyerimde 23 yüksek lisans, 16 doktora tezi yönettim. Bu öğrencilerim arasında çeşitli üniversitelerde görev yapan çok sayıda profesör, doçent ve yardımcı doçent bulunmaktadır. Üniversite Senato ve Yönetim Kurulu üyeliği yaptım, İktisat Fakültesi Dekanlığım döneminde AÖF kapsamında bulunan tüm iktisat kitaplarının yeni formata göre yazılmasına yazar ve editör olarak katkıda bulundum. İkinci (1981), Üçüncü (1992) ve Dördüncü (2004) Türkiye İktisat Kongrelerine bildiri sunarak katılan tek öğretim üyesiyim. Dördüncü Türkiye İktisat Kongresi Bilim Komisyonu üyeliği yaparak Türk Sanayici ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) Bilim Kurulu Başkanlığı görevinde bulundum. 1996 yılında TOBB Milletlerarası Ticaret Odası (International Chamber of Commerce: ICC) Uluslararası Ticaret ve Yatırım Politikaları Komisyonu’nda (Commission on Trade and Invesment Policy) ICC Türkiye Temsilciliğine getirildim. Son 10 yıldır TOBB ICC IFO World Economic Survey kapsamında her üç ayda Türkiye ekonomisindeki gelişmeler ile ilgili olarak gönderilen sualnameleri cevaplandıran 12 uzmandan biriyim. “Uluslararası Ekonomi: Teori ve Politika”, “Türkiye Ekonomisi: Cumhuriyetin İlanından Günümüze Yapısal Değişim”, “Avrupa Birliği”, “Türkiye Avrupa İlişkileri: Bir Çıkmaz Sokak” ve “Uluslararası Kuruluşlar” başlıklı temel ders kitaplarım dahil yayınlanmış 24 kitabım, 300’den fazla makalem, 12 ortak ve 3 çeviri eserim vardır. Beş ders kitabım (642-908 sayfa aralığında) 42 baskı yapmıştır. Tüm üniversitelerde ders kitabı ve yardımcı kitap olarak okutulmaktadır. Ortak yazarlı bir ders kitabım TÜBA üniversite ders kitapları 2012 yılı telif ve çeviri eser ödülü olmak üzere 6 “bilimsel araştırma ödülüne” sahibim. Diğer araştırma ödüllerim şunlardır: 1984: Enka Vakfı, “Türk Ekonomisinin Dünya Ekonomisine Entegrasyonu,” Bilimsel Araştırma Yarışması Üçüncülük Ödülü, 1982: Türkiye Milli Kültür Vakfı: Teşvik Armağanı, Dal: İktisat, 1981: İktisadi Kalkınma Vakfı, “AET ile İlişkilerimizin Atatürkçü Ekonomik Politika Açısından Değerlendirilmesi,” Behçet Osmanağaoğlu İnceleme Yarışması Birincilik Ödülü, 1979: Pamukbank, “Dışsatımın Özendirilmesinde Ticari Bankalarımızın Yeri” Bilimsel Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü. ABD ABI Enstitüsü’nün Yılın Eğitimcisi (Man of the Year 2011) ödülü sahibiyim. Özgeçmişim WHO’s WHO Dünya, Asya ve Türkiye baskılarında yer almıştır. (Who's Who in Asia 2012, Asya’da Kim Kimdir 2’nci baskı, 01/11/2011, Who's Who in the World 2011, Dünyada Kim Kimdir, 28’nci baskısı, 03/12/2010, Günümüz Türkiyesi'nde Kim Kimdir, 01/05/2005). Özgeçmişim Turkischer Biographiscer Index/Turkish Biographical Index’te (2004, s.563) yer almıştır. Google Akademik’te 1.070 (05.02.2018) atıfım vardır. Eskişehir Sanayi Odası, Eskişehir Ticaret Odası, İstanbul Sanayi Odası, Ankara Ticaret Odası, Ankara Sanayi Odası, Kayseri Sanayi Odası, İşveren Dergisi, İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi gibi oda dergilerinde yazılarım yer almıştır. Türkiye’de yayınlanan çok sayıda bilimsel derginin hakem heyetinde yer almaktayım. Ders kitaplarım: 42 baskı yapmış olup 3.884 sayfadır.

Yorum Gönderin Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.