Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Hamdolsun, Hiç Gündeme Gelmedi”

Cumhurbaşkanı  Erdoğan’ın NATO toplantısı için  Brüksel’e hareketinden önce verdiği demeçle, Biden’la  görüşmesinden sonra  sözde soykırımı için “Hamdolsun, Hiç Gündeme Gelmedi” açıklaması birbiriyle çelişmektedir. “Görüşme alanımız çok geniş. Zira 24 Nisan, bizler için maalesef çok çok olumsuz bir süreç oldu. Böyle bir yaklaşımı tabii ki beklemezdik ama bu yaklaşım bizleri ciddi manada üzmüştür ve bunu gündeme getirmeden geçmeyi tabii doğru bulmamız mümkün değil. Zira Türkiye rastgele bir ülke değil. Türkiye, Amerika ile NATO’da müttefik bir ülke. İki müttefik ve bu iki müttefikin kalkıp da bu konuda NATO’yla yakından uzaktan alakası olmayan Ermeniler konusunda böyle bir yaklaşımın içerisine girilmesi bizi rahatsız etmiştir, üzmüştür. Tabii bunu hatırlatmadan geçmek mümkün değildir.” (https://www.trthaber.com/haber/dunya/erdogan-biden-gorusmesinde-muhtemel-konular-neler-olacak-588277.html)

Biden’a hem bu iftiranın hesabı sorulmalı ve hem de kendi geçmişleri üzerinden cevap verilmeliydi. Biden’a en güzel cevabı aslında  kendi vatandaşları vermiştir: “The biggest genocide in human history occur in Nazi Germany, but on American soil. 100 million Native Americans were slaughtered and lost their homeland”  İnsanlık tarihindeki en büyük soykırım Nazi Almanya’sından yıllar öncesinde  Amerikan topraklarında gerçekleşmiş, 100 milyon yerli Amerikalı katledilmiştir.

Japon uçaklarının Pearl Harbour saldırısından sonra, batı sahillerinde yaşayan Japon asıllı ABD vatandaşlarının iç bölgelere sürülmesinin kendisine hatırlatılmamasına ben bir anlam veremiyorum. Bunu  Biden’a  sormak her Türk vatandaşının hakkıdır. ABD, binlerce  mil uzaklıktaki Japonya’nın  tehdidi  sebebiyle tehcir yapmıştır.    Tehcirden kaç kişi etkilendi, ölen oldu mu bilinmiyor. Savaştan sonra dönüş izni verildiğinde,  tehcire uğrayanların eski evlerine dönmeleri de mümkün olmamıştır.

ABD’deki tehcirin   amacı ile Ermeni tehcirinin amaçları   aynıdır. Bu durumda ABD,   Japon kökenli ABD vatandaşlarına soykırım  suçu işlemiş olmuyor mu? 

Tehcirin soykırım olabilmesi için organize bir planın varlığı ve yargı kararı gerekir. Yukarıda Mart 1942  tarihine ABD vatandaşları arasında yapılmış  anketin sonuçları vardır. ABD vatandaşı olmayan Japonların Pasifik sahilinden uzaklaştırılmasına evet diyen Amerikalılar yüzde 93, ABD vatandaşı olan Japonların ise uzaklaştırılmasına evet diyen ABD vatandaşlarının oranı ise yüzde 59’dur (https://exhibitions.ushmm.org/americans-and-the-holocaust/main/us-public-opinion-on japanese-internment-1942)

ABD Başkanları arasında ilk defa “soykırım” (genocide) kelimesini Başkan Ronald Reagen 22 Nisan 1981 tarihinde kullanmıştır. Fakat doğrudan Türkiye’yi hedef alarak bu söylemde bulunmamıştır. Biden  Türklere iftira atan ilk ABD Başkanı olarak tarihe geçmiştir. Bundan sonra her 24 Nisan’da da soykırım derse ne olacaktır? Bugünden itibaren neler yapılması düşünülmelidir. Türk Milleti yapılmayan soykırım gibi bir insanlık suçu ile her 24 Nisan’da anılmayı hiç hakketmemektedir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ekim 2014’e Joe Biden’ın “Cumhurbaşkanı Erdoğan, ki eski bir dosttur, bana dedi ki, siz haklıydınız, çok fazla insanın (Suriye’ye) geçişine izin verdik, şimdi sınırı mühürlemeye çalışıyoruz” sözlerine ilişkin olarak “Böyle bir şey söylediyse Biden benim için tarih olur” demişti. Biden’ın  basına yansıyan açıklamalarından sonra Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi Bülent Arınç, Trump’ın karşısındaki kimse onu seçerdim” diyerek  Biden’a destek olmuştur.

ABD’nin sözde soykırımı tanımasının ardından Türkiye’den tazminat talebinde bulunanlar olacaktır. Onlara kötü haber şimdilik”California’dan gelmiştir. Ermeni kökenli ABD vatandaşları Garbis Davoyan ve Hrayr Turabian tarafından 29 Temmuz 2010’da, Alex Bakalian, Anais Haroutunian ve Rita Mahdessian tarafından ise 10 Aralık 2010’da California Eyaleti Bölge İdare Mahkemesinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Merkez Bankası ve Ziraat Bankası aleyhinde açılan iki ayrı tazminat davasına temyiz aşamasında ret kararı verilmiştir.

California Eyaleti Bölge İdare Mahkemesi, 26 Mart 2013’te aldığı kararda, iddianın yargılamaya konu edilemeyecek ve özü itibariyle siyasi bir mesele olduğu sonucuna varmıştır. Fakat Biden soykırım dedikten sonra durum değişebilir ve yeni davalar açılabilir. Bununla beraber ABD ile imzalanan bir anlaşma olduğunun da bilinmesinde yarar vardır. (https://www.academia.edu/5941632/1934_1935_T%C3%9CRK_AMER%C4%B0KAN_TAZM%C4%B0NAT_ANLA%C5%9EMASI_VE_G%C3%9CN%C3%9CM%C3%9CZE_YANSIMALARI)

Bu gelişmeler olurken Kanada Ermenilerinin Horizon haftalık gazetesi genel yayın yönetmeni Vahakn Karakachian’a konuşan Kilikya Katolikosu I. Aram, 29 Nisan 2020 tarihinde “Ermeni soykırımı demek sadece kınama değil, tazminat talebi de demektir” açıklamasında bulunmuştur. Katolikos,  Doğu Hıristiyanlığı geleneğine bağlı bazı  kiliselerde kilisenin başında bulunan kişi için kullanılan unvandır. I. Aram, “Geçtiğimiz yıllarda Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnaksutyun) Partisi Hay Dat (Ermeni Davası) komisyonlarının sürdürdükleri çalışmalar sayesinde onlarca devlet ile hükümet Ermeni soykırımını tanıdı. Bu tanıma, yoğun çalışmalar neticesi oldu. Dolayısıyla tazminat talep ettiğimizi de dile getirmemiz gerekir” demiştir. (https://tr.armradio.am/2020/04/29/kilikya-katolikosu-i-aram-ermeni-soykirimi-demek- sadece-kinama-degil-tazminat-talebi-de-demektir/)

Birinci Aram’ın 24 Nisan 2020 tarihindeki açıklaması da şöyledir: “1915’te Osmanlı Devleti’nin Ermenilere karşı işlediği suç, 20. yüzyılın ilk soykırımıydı. Dünya Ermenileri, 24 Nisan’da Ermeni Soykırımının 105. yıldönümünü anıyor. Yaklaşık 3 düzine ülke Ermeni Soykırımını tanıdı ve kınadı.” (In 1915, the crime perpetrated by the Ottoman Empire against the Armenians was the first genocide of 20th century. The Armenians worldwide commemorate 105th anniversary of the Armenian Genocide on April 24. Nearly 3 dozens of countries have recognized and condemned the Armenian Genocide)

Bundan sonra  her 24 Nisan’da  Türkler olmayan bir soykırım ile suçlanacağına göre  bu, Türkiye-ABD ilişkilerine çok büyük ve tamiri imkansız zarar verir. Türkiye’nin NATO müttefikine duyduğu güveni de zayıflatır.  American Enterprise Institute ve Heritage Fonudation yorumcusu  avukat Bruce Fein,    Reagan’a bu konuda bir rapor hazırladıklarını ve lobiler tarafından anlatılan tarihin gerçekle bağdaşmadığını kanıtladıklarını açıklamaktadır.  “Yalanlar, Lanet Yalanlar ve Ermeni Ölümleri” ile ilgili 7 Mayıs 2009 tarihli (25 Mayıs 2011’de güncellendi) yazısı, sözde Ermeni soykırım yalanlarını savunanlara en güzel cevaptır.

Fein, çok önemli bir tespitte bulunmuştur: “Ermeni terörü, Los Angeles’ta üç, Boston’da bir fahri başkonsolos olmak üzere 70’in üzerinde Türk diplomatın ölümünden sorumludur. Bu terör, fanatikler tarafından ABD anakarasına ve Avrupa’ya da ihraç edilmiştir.” (Armenian terror was exported to the U.S. mainland and Europe by fanatics who murdered over 70 Turkish diplomats, three of them in Los Angeles and one honorary consul general in Boston) Armenian crime amnesia? By Bruce Fein The Washington Times, Oct 16, 2007, https://www.tc-america.org/files/news/pdf/fein_wt.pdf; (https://www.washingtonpost.com/lifestyle/style/in-the-snowden-case-bruce-fein-finds-theapex-of-a-long-washington-legal-career/2013/08/11/82ad187a-011b-11e3-9a3e916de805f65d_story.html) Cumhurbaşkanı Erdoğan Biden’a neden Bruce Fein’in bu  önemli tespitini hatırlatmadı, anlamış değilim.

Prof. Dr. Justin McCarthy’e göre 1912-1922 yılları arasında  Anadolu’da  2,5 milyon (%18) Müslüman nüfus hayatını kaybetmiştir. Doğu vilayetlerinde hayatını kaybeden Türklerin sayısı ise 1,189,132’dir. Türkiye coğrafyasındaki katliamın yanı sıra, Trans Kafkasya’da Bakü, Gence, Tiflis, Kutaisi, Kars ve Revan (Erivan) bölgelerinde de 413.000 Türk ve Müslüman katledilmiştir. 1912-1922 yılları arasında Anadolu coğrafyasında katledilen 1.189.132 kişiye, Trans Kafkasya’da katledilen 413.000 kişi eklendiğinde katledilen Türk ve Müslümanların sayısı 1.602.132’ye ulaşmaktadır. Üstelik katledilen Türklerin durumu zorunlu göç sırasında hayatını kaybeden Ermenilerin durumundan çok farklıdır.

Ermenilerden ölenlerin çok büyük bir bölümü salgın hastalıklar ve yol şartları gibi sebeplerle hayatını kaybederken, Ermeniler tarafından katledilen Türkler ırkçı bir saldırının kurbanı olarak ağır işkenceler altında yok edilmiştir.Katledilenlerin yanı sıra Ermeni zulmüne maruz kalan yörelerin Türk nüfusunun önemli bir bölümü de katliamdan kurtulabilmek için topraklarını terk etmek zorunda kalmış ve mülteci durumuna düşürülmüştür. (McCarthy, “Ölüm ve Sürgün”, s. 265)

Ermeni tehcirinde   kayıp yaşanmasının sebebi,  büyük ölçüde  organizasyonsuzluktur. Tehcirde hayatını kaybeden Ermeni sayısında bir uzlaşı yoktur. Fakat sözleşmedeki tanıma uyduğu sürece  bin  kişinin ölümü bile  soykırımdır. Tıpkı Bosna soykırımında olduğu gibi. Ozan Değer, Soykırım Suçu ve Devletin Sorumluluğu: Uluslararası Adalet Divanı’nın “Bosna-Hersek v. Sırbistan-Karadağ Kararı,” Uluslararası İlişkiler / International Relations Vol. 6, No. 22 (Yaz / Summer 2009), pp. 61-95, Uluslararası İlişkiler Konseyi İktisadi İşletmesi

(https://www.jstor.org/stable/43926463?seq=1)

Biden ile görüşmede sanırım Cumhurbaşkanı Erdoğan yeterince bilgilendirilmemiştir. Biden seçimlerdeki rakibi Harris’i yardımcı olarak  seçmiştir. Harris,  ülkenin ilk siyah başkan yardımcısı olmuştur. Kendisi, 1915 olaylarının Ermeni soykırımı olarak tanınması için çalışan bir siyasetçidir.

Önceki  yıl senatörler Bob Menendez ve Ted Cruz ile birlikte ABD Senatosu’na 1915 olaylarını soykırım olarak tanınması için önerge vermiştir. Jamaikalı baba ve Hindistan kökenli annenin çocuğu olarak 1964’te Kaliforniya’da doğmuştur. Bir siyahi olarak  sözde Ermeni soykırımının tanınması için çalışan ilk siyasetçidir. Sözde Ermeni soykırımı konusundaki  hassasiyetini şöyle belirtmiştir: 

Cumhurbaşkanı Erdoğan  ABD Başkanı Biden’a aşağıdaki iki fotoğrafı gösterip,  ne tepki vereceğini sormuş olsaydı, kendisine gereken cevap etkili bir şekilde verilmiş olurdu.

Ermeniler dünya kamuoyunu etkilemek için her türlü sahtekarlıklara başvurmaktadırlar. Bu gerçek dışı sahtekarlıkların tespit edilip dünya kamuoyu ile paylaşılmasında yarar vardır. Geçmişte  Nazilerin yakmaya başladıkları kitapların yazarı Yahudi kökenli Stefan Zweig’ın “Akıl ve siyaset nadiren aynı yolda buluşur” sözü günümüzde Ermeniler için geçerliliğini koruduğu sürece,  sözde Ermeni soykırımı gündemden düşmeyecektir.  

Diaspora Ermenilerinin   Türklere ve Türkiye’ye düşmanlıkları kanlarında vardır. Bu  zehir yok edilmedikçe Türkiye Ermenistan ilişkilerinin düzelmesi mümkün değildir. Eğer sözde soykırım işini ciddiye almazsak, bizim nesil ve bizden sonraki nesiller yapılmayan ve  uluslararası hukuk açısından olmayan bir soykırımı yapmakla suçlanacaktır. Bu konuda kimsenin şüphesi olmasın. Bir küçük çocuğunun annesine    Bosna soykırımında  sorduğu soru hiç unutulmasın: “Çocukları küçük kurşunla mı öldürürler anne?”

Hemingway’in Cesaret, olaylar karşısında gösterilen zarafettir” sözüne sadık kalalım ama zarafet göstereceğiz diye  sözde soykırım yalanlarına cevap vermezsek eğer,  Mark Twain’e ait olduğu söylenen sözü de unutmayalım: “Gerçek ayakkabılarını giymeden, yalan dünyayı üç kez dolaşır.”

Prof. Dr. Sadık Rıdvan Karluk tarafından

1948 yılında Eskişehir’de doğdum .1970’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdim. Kısa bir süre Maliye Bakanlığı ve Sayıştay’da çalıştıktan sonra 1972 yılında Eskişehir İTİA İktisat Bölümü’nde akademik kariyere başladım. 1975’te doktor, 1979’da doçent oldum. 1975 – 1976’da İngiltere Sussex Üniversitesi’nde doktora üstü çalışmalar yaptım. 1982 yılında Devlet Planlama Teşkilatı Başbakan Turgut Özal’ın direktifleri doğrultusunda kurulan AET Genel Müdürlüğü’nün (şimdiki AB Bakanlığı) başkanlığını yaptım. 1984 – 1985 döneminde İktisadi Kalkınma Vakfı Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundum, 1982 – 1985 yılları arasında İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı’na (Nuh Kuşçulu) danışmanlık yaptım. Bu dönemde Türkiye’de Yabancı Sermaye Yatırımları konusunda iki kitabım (biri İngilizce) ile İhracatta Vergi İadesi kitabım İTO tarafından yayınlandı. 1985 yılında Paris’te OECD nezdinde Türkiye Büyükelçiliği’ne Planlama Müşaviri sıfatıyla tayin edildim. Görev yaptığım dönemde Türkiye’yi 4 Komite’de temsil ederek, Türkiye’de kalkınmakta olan bölgeler konusunda OECD’nin önemli bir araştırmasının (Regional Problems and Policies in Turkey) basılmasına katkıda bulundum. 1990 yılında yurda dönüşümde DPT Müsteşar Müşavirliği’ne getirildim. Daha sonra Başbakanlık Başmüşavirliğinde Türkiye ile Türk Cumhuriyetlerinin ekonomik ilişkilerinin gelişmesinde bir model olan “Türk Ödemeler Birliği” kurulması için bir proje geliştirdim. 1991 yılında profesörlüğe atanarak Anadolu Üniversitesi’ne geçtim. Anadolu Üniversitesi’nde Türkiye Ekonomisi, Uluslararası İktisat, Uluslararası Ekonomik Kuruluşlar, Avrupa Birliği, Avrupa Birliği Türkiye İlişkileri , Dış Ticaret Teorisi ve Politikası, Uluslararası Entegrasyonlar derslerini kendi eserlerimi esas alarak yürüttüm. Akademik kariyerimde 23 yüksek lisans, 16 doktora tezi yönettim. Bu öğrencilerim arasında çeşitli üniversitelerde görev yapan çok sayıda profesör, doçent ve yardımcı doçent bulunmaktadır. Üniversite Senato ve Yönetim Kurulu üyeliği yaptım, İktisat Fakültesi Dekanlığım döneminde AÖF kapsamında bulunan tüm iktisat kitaplarının yeni formata göre yazılmasına yazar ve editör olarak katkıda bulundum. İkinci (1981), Üçüncü (1992) ve Dördüncü (2004) Türkiye İktisat Kongrelerine bildiri sunarak katılan tek öğretim üyesiyim. Dördüncü Türkiye İktisat Kongresi Bilim Komisyonu üyeliği yaparak Türk Sanayici ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) Bilim Kurulu Başkanlığı görevinde bulundum. 1996 yılında TOBB Milletlerarası Ticaret Odası (International Chamber of Commerce: ICC) Uluslararası Ticaret ve Yatırım Politikaları Komisyonu’nda (Commission on Trade and Invesment Policy) ICC Türkiye Temsilciliğine getirildim. Son 10 yıldır TOBB ICC IFO World Economic Survey kapsamında her üç ayda Türkiye ekonomisindeki gelişmeler ile ilgili olarak gönderilen sualnameleri cevaplandıran 12 uzmandan biriyim. “Uluslararası Ekonomi: Teori ve Politika”, “Türkiye Ekonomisi: Cumhuriyetin İlanından Günümüze Yapısal Değişim”, “Avrupa Birliği”, “Türkiye Avrupa İlişkileri: Bir Çıkmaz Sokak” ve “Uluslararası Kuruluşlar” başlıklı temel ders kitaplarım dahil yayınlanmış 24 kitabım, 300’den fazla makalem, 12 ortak ve 3 çeviri eserim vardır. Beş ders kitabım (642-908 sayfa aralığında) 42 baskı yapmıştır. Tüm üniversitelerde ders kitabı ve yardımcı kitap olarak okutulmaktadır. Ortak yazarlı bir ders kitabım TÜBA üniversite ders kitapları 2012 yılı telif ve çeviri eser ödülü olmak üzere 6 “bilimsel araştırma ödülüne” sahibim. Diğer araştırma ödüllerim şunlardır: 1984: Enka Vakfı, “Türk Ekonomisinin Dünya Ekonomisine Entegrasyonu,” Bilimsel Araştırma Yarışması Üçüncülük Ödülü, 1982: Türkiye Milli Kültür Vakfı: Teşvik Armağanı, Dal: İktisat, 1981: İktisadi Kalkınma Vakfı, “AET ile İlişkilerimizin Atatürkçü Ekonomik Politika Açısından Değerlendirilmesi,” Behçet Osmanağaoğlu İnceleme Yarışması Birincilik Ödülü, 1979: Pamukbank, “Dışsatımın Özendirilmesinde Ticari Bankalarımızın Yeri” Bilimsel Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü. ABD ABI Enstitüsü’nün Yılın Eğitimcisi (Man of the Year 2011) ödülü sahibiyim. Özgeçmişim WHO’s WHO Dünya, Asya ve Türkiye baskılarında yer almıştır. (Who's Who in Asia 2012, Asya’da Kim Kimdir 2’nci baskı, 01/11/2011, Who's Who in the World 2011, Dünyada Kim Kimdir, 28’nci baskısı, 03/12/2010, Günümüz Türkiyesi'nde Kim Kimdir, 01/05/2005). Özgeçmişim Turkischer Biographiscer Index/Turkish Biographical Index’te (2004, s.563) yer almıştır. Google Akademik’te 1.070 (05.02.2018) atıfım vardır. Eskişehir Sanayi Odası, Eskişehir Ticaret Odası, İstanbul Sanayi Odası, Ankara Ticaret Odası, Ankara Sanayi Odası, Kayseri Sanayi Odası, İşveren Dergisi, İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi gibi oda dergilerinde yazılarım yer almıştır. Türkiye’de yayınlanan çok sayıda bilimsel derginin hakem heyetinde yer almaktayım. Ders kitaplarım: 42 baskı yapmış olup 3.884 sayfadır.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.