Türk Kore Kralları

Kubulay Han sonrasi Kore nin 26,27,28,29,30 ve 31 Krallarinin TÜRK geni tasidigini biliyor muydunuz?

Başkent Seul’ün en lüks semti Gannam’da ayakkabılarımızı çıkartarak girdiğimiz balık restoranında Kore’nin ünlü şirketlerinin üst düzey yöneticileri ile yemekteyiz.

İstisnasız hepsi, biz Türkleri ne kadar çok sevdiklerini anlatıyorlar. Tam bu sırada geniş masadakilere bir soru sordum. “Bizi neden seviyorsunuz?”.

Neredeyse koro halinde verilen cevap “Kızıl Çin ile Kızıl Rusya 1950’de bize saldırdığında koşup geldiniz. Bizim için can verdiniz, bedel ödediniz, topraklarımızı işgâlden kurtardınız” olmuştu..

Onlara dedimki; “Evet bu bir neden ama, birbirimizi sevmemizin asıl nedeni aramızda kan bağının olmasıdır. Yâni akraba oluşumuzdur. Yoksa bize olan sevginiz 1950’lere dayanmıyor daha evveliyatı var.”

Birden çatal kaşık sesleri kesildi. Merak etmişlerdi. Anlatmamı istediler.

Kubilay Hân’dan başladım anlatmaya

“Kubilay Hân’ın Kore’yi fethettiğinde, Kore Kralının oğlu veliaht prensle birlikte Kore’nin güney doğusunda okyanusun içinde bulunan Jeju adasına kaçtığını, nasıl olsa bir müddet sonra Kubilay Hân gider bizde topraklarımıza geri döneriz umuduyla beklediklerini, fakat Kubilay Hân’ın gitmemesi üzerine gelerek Kubilay Hân’a teslim olduklarını, Kubilay Hân’ın veliaht prensi çok sevdiği için kızını onunla evlendirdiğini ve Kore topraklarını birlikte yönetmeleri için onlara hediye ederek çekildiğini, bu evlilikten doğan Kore’nin 26., 27., 28., 29., 30 ve 31. Krallarının isminin Türk olduğunu anlatmış; sonrada, giderken kızının yanına bıraktığı 10 bin kişiden oluşan muhafız ve hizmetlilerin orada evlenerek çoğaldıklarını ve böylece kanımız karıştığı için akraba olduğumuzu, hatta Kore ve Türk dillerinin Ural-Altay dil grubu içerisinde akraba dil topluluğu içinde olduklarını bir çırpıda söyledim..”

Bu sırada CEO’lardan birisi benim anlattıklarımın teyidi için masanın altına gizleyerek internetinden baktığı telefonu elinde olduğu halde “Buldum buldum” diye bağırarak ayağa fırladı.

Devamla; “Bakın, bizim 31. Kralımızın ismi Bayan Timur yâni Türk” diyerek Kubilay Hân’ın torunlarının ismini saymaya başladı.(Jeju Air ile Jeju adasına uçarak orada tarihi çatal kapılı bahçelerin içinde kerpiç evlerden oluşan, açık hava müzesi eski köylerdeki yaşamı 3 gün boyunca bizzat inceledim.)

İşte bu Kore Fâtihi Kubilay Hân Çin seferinde Wuhan Şehrini (Corona virüsün üretildiği şehir) kuşattığı sırada kardeşiMengü’nün ölüm haberini alır, ama başladığı işi yarım bırakmak istemez. Döndüğünde diğer kardeşi Arık Boğa ile yaptığı mücâdeleyi kazanarak 5 Haziran 1260’da 1294 yılına kadar sürdürdüğü Kâğanlık tahtına oturur.

Daha sonra tamamını fethettiği Çin’de Hanbalık’ı (Pekin’i) başkent yapar. (Biz hâlâ oraya Pekin değil Hanbalık diyoruz.) Bununla da yetinmez ve ülkenin sınırlarını; Laos, Vietnam, Kamboçya ile Tayland’ı alarak Endonezya’nın en büyük kara parçaları olan Sumatra ve Cava’ya kadar genişletir.

Batıda ise Polonya, Balkanlar ve Adriyatik’e kadar olan topraklarda kendisine bağlı idi. O zamanlar dünyada bilinen kara parçası (henüz keşfedilmeyen yerler vardı) toplamda 64 milyon kilometrekare idi. Bunun 44 milyon kilometrekaresi Kubilay Hân’a bağlıydı. Yani, Breslau ile Cava arasında dünyanın üçte ikisine hükmediyordu. Anadolu Selçuklu Devleti bile 1260 – 1294 tarihleri arasında İlhanĺılar üzerinden Kubilay Hân’a bağlı idi.

Hanbalıkta’ki (Pekin) sarayında devrin en önemli ilim adamlarına yer verildiği gibi, Kore Prensleri İstanbul-Diyarbakır arası mesafesindeki bu saraya gelerek eğitimlerini özel eğitmenler gözetiminde burada alırlardı. Saray âdeta ilim ve kültür merkezi vazifesi görürdü.

Bunlardan bir taneside Kubilay Hân için; “Hazreti Adem’den beri yeryüzüne gelmiş en büyük ve en zengin Hükümdar” diyen ünlü İtalyan seyyah Marco Polo’dur. Papa’nın mektubunu Kubilay Hân’a ulaştırmak için Hanbalık’a gelir. Mektubu teslim eder fakat geri dönmez. Çünkü Kubilay Hân onu kendisine danışman yapar ve değişik görevler vererek 17 yıl yanında tutar. (Gazneli’leri dahi KubilayHân’ın emriyle araştırmış ve kendisine kapsamlı bir rapor vermiştir.)

Kubilay Hân, Türkçe’nin yanında, Moğolca, Tibet’çe ve Çin’ce de biliyordu. Pek çok veziri ile Başbakan konumundaki Baş vezirlerini ve Genel Valileri özellikle Türkler arasından seçerdi.

Pekin Sarayını yeryüzünün en zengin, en muhteşem ve en kalabalık Sarayı yapmıştı. Saraylarda devlet memurlarının büyük çoğunluğu Uygur Türklerinden oluşuyordu ve resmi yazışmalarında Uygur Alfâbesi kullanılıyordu.

Bunun yanısıra, ilk defa kâğıt parayı tedavüle çıkartmış, dönemin en güzel yollarını inşâ etmiş, yüzlerce okul açmış ve dünyanın en iyi posta teşkilatını kurmuştu.

Kendi zamanında, başında altın dolu tepsiyle bir kadın tek başına şehirden şehre gitse kimse dokunma cesareti gösteremezdi. Asayiş mükemmeldi.

İşte bu Hükümdar Kubilay Hân, geçmiş dönemde yâni milattan önce Hun Türklerinden korunmak içinÇinliler tarafından yapılan8.851 km. (Bilinen) uzunluğunda 6 metre yüksekliğinde, 7 metre taban, 6 metre üst genişliğindeki meşhur Çin seddini dört bir koldan aşarak Çin’i en son fetheden Kağan olarak tarihe geçmiştir.

İnsanlığa zarar vermesinler diye M.Ö. 400’lerde başlayarak M.Ö. 220’lerde tamamlanan daha sonra ilaveler eklenen Çinlilere yaptırdığımız 8.851 km. uzunluğundaki bu duvarın arkasında Çinlileri, yüz yıllarca tutarak dünyaya yayılmalarını önleyen biz Türkler vazifemizi yaptık.

Bundan sonrası; yeryüzünü istila projeleri gereği Çinlilerin gittikleri yeri talan ederek bir daha çıkmamak üzereyerleştikleri diğer dünya ülkelerinin işidir.. Bizden söylemesi

(H.Kanak’ın Kore gezisinden)

1 yorum

  1. Çok etkilendim.1933 yılında ilk okula başlıyanlar bilirler.Orta okul hatta lisede bile Türkiyenin tarihinden geçtim coğrafyasını dahi yeterli öğrenemedik çünkü öğretmenler dahi Türkiyeyi pek tanımıyorlardı.Şimdiki kuşak anlamsız gereksiz aşırı dindar eğitim yerine harika öz geçmişini öğrense çok daha iyi olucaktır

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.