Ermenistan Karabağ

BAU DEGS’İN KARABAĞ SAVAŞI SIRASINDA İZLEMİŞ OLDUĞU KAMU DİPLOMASİSİ FAALİYETLERİ
27 Mayıs 2021
Ermenistan Karabağ
ÖZET

Sovyetler Birliği’nin 1991 yılına kadarki yıkılmasına zemin hazırlayan süreçte birliğin parçalanmaya başlaması Dağlık Karabağ sorununun da gün yüzüne çıkmasına neden olmuştur. Azerbaycan’a bağlı otonom bir bölge olan Dağlık Karabağ’ın yerel meclis kararı ile Ermenistan’a bağlanmak istemesi olayların fitilini ateşlemiştir. SSCB’nin dağılması ve akabinde Rusya’dan destek alan Ermeniler Dağlık Karabağ’a fiili olarak işgal etmeye başlamışlardır. 1994 yılındaki ateşkese kadar olan süreçte Ermeni kuvvetleri başta Hocalı olmak üzere birçok belde de sivil katliamlar yapmışlardır. Bütün bu Ermeni faaliyetleri uluslararası camia tarafından tepkiyle karşılanmasına rağmen Ermenistan geçen süre boyunca bütün Dağlık Karabağ’ı ve çevresindeki 7 bölgeyi de tamamen işgal etmiş ve bölgede kukla bir devlet kurmuşlardır. Hazırlanan bu çalışmada Dağlık Karabağ sorununun geçmişi ışığında 2020 yılında yaşanan İkinci Dağlık Karabağ Savaşı’na değinilmiş akabinde savaşın sonunda imzalanan anlaşma incelenmiştir. Yaşanan savaş boyunca devletlerin bu savaşa bakış açıları uluslararası ilişkiler düzleminde irdelenmiş ve Bahçeşehir Üniversitesi Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi (BAU DEGS) olarak Azerbaycan’ın haklı davasına destek olmak amacıyla yapmış olduğumuz kampanyalar ve çalışmalara da yazının sonunda detaylıca yer verilmiştir.

GİRİŞ

Ermenistan ile Azerbaycan arasında gerginlik ve çatışmalara sebep olan Dağlık Karabağ sorunu Sovyetler Dönemi’ne kadar gitmektedir. İlk olarak Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)’ne bağlı özerk devletler olan Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ile Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti arasında olaylar cereyan etmiştir. 1988 yılında Azerbaycan’a bağlı Dağlık Karabağ Otonom Vilayeti’nin yerel konseyininin oylama sonucu Ermenistan’a bağlanma yönünde karar alması günümüze dek süren Azerbaycan- Ermenistan çatışmalarının fitilini ateşlemiştir. Alınan bu karar Moskova tarafından kabul edilmemiş ve Karabağ tekrardan Azerbaycan’a bağlanmıştır. SSCB’nin yıkılmasına kadar olanki süreçte bölgede yaşanan Azerbaycan Türkü ve Ermeniler arasında çeşitli çatışmalar çıkmış fakat bu durum halk düzeyinde sınırlı kalmıştır. Yaşanan tüm bu gelişmeler karşısında Gorbaçov başkanlığındaki Moskova yönetimi olayları yatıştırmak ve kontrol altına almak için bir dizi girişimlerde bulunmuş fakat sonuç alınamamıştır. Nitekim SSCB’nin 1991 yılının sonunda yıkılması ve bünyesinde bulunan bütün özerk devletlerin bağımsızlıklarını ilan etmesiyle Dağlık Karabağ sorunu alevlenmiştir.

1. KARABAĞ SORUNU’NUN GEÇMİŞİ

“Halkın kendi kaderlerini ilan etme hakkı” olduğunu savunan Ermenistan, bu teziyle kendine meşru bir zemin kazandırmaya çalışmış ve akabinde Ermeni Ordusu Dağlık Karabağ Bölgesi’ne girerek 1992 yılında işgale başlamıştır. Ancak, halkların bu hakkını kullanabilmesi için uluslararası hukuka göre bağlı bulunduğu devlet içerisinde baskı ve katliamlara maruz kalması ve ilk olarak bağlı olduğu devlet içerisinde bu durumu hukuki olarak çözüme kavuşturması gerekmektedir. Karabağ hususunda tüm bu süreçlerin yaşanmadığı ve dahası Bakü yönetimi tarafından bölgede bulunan Ermeniler’e yönelik herhangi bir şiddet, katliam yapılmadığı da göz önünde bulundurulduğunda Ermeni tezlerinin hiçbir geçerliliği olmadığı gözler önüne serilmektedir. Hankendi’nin Rus desteğini arkasına alan Ermeni ordusunca işgal edilmesiyle Dağlık Karabağ Savaşı başlamıştır. Savaşın ilk günlerinde Ermeni kuvvetlerinin Hocalı’da yaptıkları ve tarihe “Hocalı Katliamı” olarak geçen katliamla savaş, vahşet boyutunu aldı. 25 şubatı 26 şubata bağlayan gece Hocalı’da gerçekleşen katliamda kadın, çocuk, yaşlı veya genç demeden kasabadaki Türk halkı öldürülmüş ve çeşitli işkencelere maruz kalmıştır. Bu katliam karşısında Birleşmiş Milletler başta olmak üzere birçok uluslararası kurum bu vahşeti kınamıştır. Akabinde Ermeni güçleri Karabağ’ın içlerine doğru, işgallerine durmaksızın devam etmişlerdir. Bölgede stratejik bir konuma sahip olan Suşa’da 1992 yılında ilk büyük çarpışma gerçekleşmiş ve muharebeyi Ermeni kuvvetleri kazanarak Suşa’yı da işgal etmişlerdir. Suşa’nın düşmesinden sonra Ermeni kuvvetleri, yine aynı yıl Ermenistan ile Dağlık Karabağ’ı birbirinden ayıran Laçin bölgesi de Ermeni işgali altına girmiştir. Bu süre içerisinde İran başta olmak üzere çeşitli devletler, taraflar arasında arabuluculuk yapma ve çatışmalar sonlandırmak için girişimlerde bulundularsa da Ermenistan’ın agresif tutumu tüm bü girişimleri sonuçsuz bırakmıştır. Ermeni işgali 1993 yılında da devam etmiştir. Bu yıl içerisinde Kelbecer, Ağdam, Fuzuli, Cebrayıl, Gubatlı ve Zengilan gibi bölgeler de işgal edilmiş ve böylece Dağlık Karabağ ve çevresindeki 7 rayon (bölge) Ermeni kuvvetlerince işgal edilmiştir. 5 Mayıs 1994’te imzalanan Bişkek Protokolü ile taraflar arasında ateşkes sağlanmış ve sıcak çatışmalar kısa bir süreliğine de olsa sona ermiştir. Ateşkes sonrası Karabağ’da nihai bir barışı sağlayacak bir anlaşma yapılamamıştır. Tüm bu çatışmalar sonrası Azerbaycan topraklarının yaklaşık yüzde 20’si Ermenistan işgali altına girmiş ve bölgede de facto olarak “Dağlık Karabağ Cumhuriyeti” isimli bağımsız bir devlet kurulmuştur. Ancak bu devlet hiçbir devlet tarafından tanınmadığı gibi Dağlık Karabağ’da günümüze kadar BM tarafından Azerbaycan toprağı olarak kabul edilmiş ve resmi haritalarda Azerbaycan Cumhuriyeti sınırları içerisinde yer almıştır.

Yaşanan savaş sırasında Azerbaycan da Ermeni kuvvetlerine karşılık vererek topraklarını savunmaya çalışmışlardır. Çeşitli aralıklarla Ermeni güçlerine karşı taaruz harekatları yapılmış fakat bu harekatlarda bir zafer elde edilememiştir. Tüm bu mağlubiyetler Azerbaycan yönetiminde de istikrarsızlık doğurmuş ve savaş boyunca devlet başkanlarının değişmesine sebep olmuştur. Nihayetinde Haydar Aliyev’i iktidara geçmesi alınan mağlubiyetlerin de etkisiyle Aliyev’i masaya oturup bir ateşkes imzalamaya mecbur kılmıştır. Genel itibariyle bakıldığında savaşta Azerbaycan’ın konumunun “savunma”, Ermenistan’ın ise “işgalci” ve saldırgan bir konumda olduğunu görmekteyiz.

2. DAĞLIK-KARABAĞ SAVAŞI

1994 yılında Bişkek’te imzalanan ateşkes günümüze kadar olan süreçte defalarca delinmiştir. Zaman zaman Azerbaycan ve Ermenistan güçleri çeşitli çatışmalar girmişlerdir. Özellikle 2014 yılında en kanlı çatışmalar yaşanmıştır. 13 Azerbaycan askeri şehit olurken 20 Ermenistan askeri öldürülmüştür. Eylül 2020’de başlayan çatışmalarda ilk etapta önceki gibi kısa sürecek bir çatışma olarak görülmekteydi. Fakat çatışmanın şiddetinin artması ve Azerbaycan ordusunun galip gelip ilerleyemeye başlaması topyekün bir savaşın fitilini ateşlemiştir. Böylece fiili olarak İkinci Dağlık Karabağ Savaşı veya Karabağ’ın tekrardan özgürleştirilmesi harekatı fiilen başlamış oldu.

Azerbaycan Cumhuriyeti (Azerbaycan) ile Ermenistan Cumhuriyeti (Ermenistan) arasında uzun süredir devam eden çatışmalar 27 Eylül 2020’de, 1988-1994 Karabağ Savaşı sonrasında kurulan temas hattında yaşanan bir dizi çatışma ile 2. Dağlık-Karabağ Savaşı olarak başlamıştır. Azerbaycan ve Ermenistan peşi sıra açıklamalar yaparak askeri ve sivil kayıplar bildirmiştir. Bu durumun ardından Ermenistan güçleri ilk savunma hattından geri çekilmiştir. Ancak geri çekilme esnasında Azerbaycan’ın çok sayıda aracını vurmuşlardır. Bunun üzerine Azerbaycan kuvvetleri, Ermeni hava savunma sistemlerini vurarak Ermeni ordusuna büyük darbe vurmuştur. Bu süreçten itibaren Azerbaycan hava savunma sistemi olmayan Ermenistan’a karşı droneları yoğun bir şekilde kullanarak ilk üç günde güney sınırlarında ilerleme kaydetmiştir. Dördüncü günde Ermenistan kuvvetleri kuzeyde büyük bir karşı saldırı başlatmış ancak Azerbaycan, Türkiye menşeili BAYKAR üretimi Bayraktar TB2 Silahlı İnsansız Hava Araçları (SİHA) ile düzenlediği operasyonlar sonucu Ermeni zırhlı ve topçularını ağır kayıplara uğratmıştır.

4 Ekim 2020 tarihinde Ermenistan, Azerbaycan’ın Hankendi’ye füze ile saldırdığını iddia etmiş ancak Azerbaycan Savunma Bakanlığı yapmış olduğu açıklama ile bu iddiaları reddetmiştir. Ermenistan, aynı gün Azerbaycan’ın Gence kentine balistik füze saldırısı gerçekleştirmiştir. Saldırıda bir sivil hayatını kaybetmiş, 30’dan fazla sivil ise yaralanmıştır. Bu olayın ardından 5 Ekim 2020’de Azerbaycan kuzeyde büyük bir taarruz başlattı ve bazı bölgeleri ele geçirdi. Azerbaycan ilerleyişi, kuzeye göre daha düz ve az nüfuslu olan güney sınırlarında devam etmiştir. Azerbaycan kuvvetleri, güneydeki savunma hattını kırmak için Bayraktar TB2’leri aktif bir şekilde kullanmıştır. Güneyde ilerleyiş devam ederken 8 Ekim 2020’de Ermenistan Gence kentini bir kez daha hedef almıştır. Azerbaycan, bu saldırılarda en az bir sivilin hayatını kaybettiğini açıklamıştır. 9 Ekim 2020’de her iki taraf da geçici bir insani ateşkes kararı almıştır.

Ancak bu insani ateşkes Ermenistan’ın Gence kentini üçüncü kez hedef almasıyla ateşkes bozulmuş ve Azerbaycan ilerleyişi tüm hızıyla devam etmiştir. Gence kentine düzenlenen saldırıda 11 sivil hayatını kaybetmiş, 35 sivil yaralanmıştır. Azerbaycan birkaç gün içerisinde onlarca köyün ele geçirildiğini duyurmuştur. 17 Ekim’de ise Fuzuli kentinin işgalden kurtarıldığını açıklamıştır. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev 8 Kasım 2020’de Şuşa kentinin işgalden kurtarıldığını açıklamıştır.

3. 2020 DAĞLIK KARABAĞ ATEŞKES ANTLAŞMASI

9 Kasım 2020’de Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ın “Hepimiz için çok zor bir karar verdim. Rusya ve Azerbaycan Devlet Başkanları ile Karabağ savaşının sonu için anlaşma imzaladım. Anlaşma, benim ve halkım için inanılmaz derecede acı.” şeklindeki açıklaması ile Ermenistan’ın Azerbaycan’ karşı teslim olduğu duyuruldu. Bunun üzerine 10 Kasım 2020’de Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya devletleri arasında Dağlık Karabağ bölgesine ilişkin ateşkes antlaşması imzalanmıştır.

a. 2020 Dağlık Karabağ Ateşkes Antlaşmasının İçeriği

Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İ. G. Aliyev, Ermenistan Cumhuriyeti Başbakanı N. V. Paşinyan ve Rusya Federasyonu Başkanı V. V. Putin arasında imzalanan ateşkes antlaşmasının maddeleri şu şekildedir:

1- Dağlık Karabağ çatışma bölgesindeki ateşkesi ve tüm askeri harekatın 10 Kasım 2020 tarihinde Moskova saati ile 00.00’da durdurulması planını ilan eder. Bundan sonra “Taraflar” olarak anılacak olan Azerbaycan Cumhuriyeti ve Ermenistan Cumhuriyeti, hâlihâzırda ellerinde bulundurdukları bölgelerde kalacaklardır.

2- Ermenistan tarafının elinde bulunan, Azerbaycan’ın Kazak Bölgesi, Ağdam bölgesi ve toprakları 20 Kasım 2020 tarihine kadar Azerbaycan’a geri verilecektir.

3-Dağlık Karabağ’daki temas hattı ve Laçin koridoru boyunca, Rusya Federasyonu barış gücüne ait 1.960 hafif silahlı askeri personel, 90 zırhlı personel taşıyıcı araç, 380 adet otomobil ve özel teçhizatlı araç konuşlandırılacaktır.

4-Rusya Federasyonu barışı gücü, Ermenistan silahlı kuvvetlerinin çekilmesiyle eş zamanlı olarak bölgeye konuşlandırılacaktır. Rusya Federasyonu barış gücünün bölgedeki varlığı 5 senedir. Bu 5 yıllık süreç tarafların sürenin bitimine 6 ay kala itiraz etmemeleri halinde otomatik olarak 5 yıllık periyodlarla uzar.

5-Çatışmanın muhataplarınca anlaşma hükümlerinin uygulanması sırasındaki kontrolü daha etkili kılmak maksadıyla, ateşkesi kontrol etmek üzere bir barışı koruma merkezi meydana getirilecektir.

6-Ermenistan Cumhuriyeti 15 Kasım 2020 tarihine kadar Kelbecer Bölgesi’ni ve 1 Aralık 2020 tarihinde ise Laçın Bölgesi’ni; Dağlık Karabağ ile Ermenistan arasındaki bağlantıyı sağlayacak ve aynı zamanda Şuşa şehrine kadar ulaşmayacak olan 5 kilometre genişliğindeki Laçın Koridoru’nu elinde tutmak kaydıyla, Azerbaycan Cumhuriyeti’ne geri verecektir.

7-Tarafların mutabakatı ile, önümüzdeki üç yıl içinde, Laçın koridoru boyunca Hankendi ve Ermenistan arasında iletişimi sağlayacak ve Rus barış gücü tarafından korunacak yeni bir trafik güzergahının inşası için bir plan belirlenecektir.

8-Azerbaycan Cumhuriyeti sivillerin, ulaşım, yük araçlarının Laçin koridoru boyunca her iki yönde de geçiş güvenliğini garanti eder.

9-Bölgede yerinden edilmiş siviller ve mülteciler, Dağlık Karabağ topraklarına ve BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin kontrolü altındaki komşu bölgelere geri döndürülecektir.

10-Savaş esirlerinin, diğer tutukluların ve cenazelerin değişimi gerçekleştirilecektir.

11-Bölgedeki tüm ekonomik bağlantılar ve ulaşım bağlantıları durdurulacaktır. Ermenistan Cumhuriyeti Azerbaycan Cumhuriyeti’nin batı bölgeleri ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti arasında sivillerin, ulaşım ve yük araçlarının her iki yönde serbest bir şekilde hareketini organize ermek maksadıyla ulaşım bağlantısı sağlayacaktır. Ulaşım kontrolü, Rusya Federal Güvenlik Sevisi’nin (FSB) Sınır Muhafız Organları tarafından yürütülecektir.

Tarafların mutabakatı ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’ni Azerbaycan’ın batı bölgelerine bağlayan yeni ulaşım yolları inşa edilecektir.

b. Devletlerin Antlaşmaya İlişkin Açıklamaları

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, konuya ilişkin “Güçlü Azerbaycan ordusu, işgal edilmiş topraklarını işgalci Ermenistan’ın elinden bir bir aldı. En sonunda Paşinyan ve Ermenistan pes etmek zorunda kaldı. Şimdi, ateşkesin nasıl gözetleneceği, denetleneceği konusu var. Bu konularda da görüşmelerimiz devam ediyor. Bundan sonraki süreçte de kardeş Azerbaycan’ın yanında olacağız. Bu, Azerbaycan için büyük bir başarıdır, zaferdir. 30 yıldır işgal edilen topraklar geri alınıyor. 7 tane rayon, 7 bölge işgal altındaydı. Artı, Karabağ. Şimdi sahadaki kazanımların da faydasıyla kısa bir süre içinde 7 rayonun tamamı, kardeş Azerbaycan’a teslim edilecek. Bundan sonraki süreci hep birlikte yürüteceğiz.” şeklinde açıklamada bulundu.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev de, “Bizim için mukaddes olan Şuşa’da, sarhoş vaziyette raks ediyordu (Paşinyan). Şimdi sıçan gibi gizleniyor. Bu anlaşma metnini imzalayacak, ağlaya ağlaya imzalayacak. İti kovar gibi kovduk onları topraklarımızdan.” açıklamasında bulundu.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise “Sağlanan uzlaşmayı ve akan kanın durması hakkında varılan mutabakatları büyük bir memnuniyetle belirtmek isterim. Son zamanda attığımız tüm adımların Azerbaycan ve Ermenistan halklarının çıkarına olacak uzun süreli barışın tesis edilmesini sağlayacağını umuyorum. Bu tür zorlu, çıkmaza girmiş çatışmaların barışçıl yoldan çözüme kavuşturulması için uzlaşmalar yapılması gerekli, bunun için de karar alanların cesur davranması gerekir. Bu bağlamda bizler, bölgede barışçıl koşulların oluşturulması ve Ermenistan ile Azerbaycan halkları arasında uzun süreli ilişkiler inşa edecek çözümlerin kabul edilmesi yönünde kararlılık ortaya koyan hem Nikol Paşinyan’a hem de İlham Aliyev’e destek olmalıyız” şeklinde değerlendirmelerde bulundu.

Dağlık Karabağ’ın sözde başkanı Harutyunyan da, “Tarih, dün verdiğimiz kararla ilgili bizi nasıl yargılayacak bilmiyorum, ama mecburduk. Hocavend bölgesinde dün çok fazla kayıp yaşadık. 8 ülkeye karşı savaştık. Savaşacak kaynağımız kalmamıştı. Ordunun morali iyi değildi. 7 Kasım’da Şuşa’nın kontrolünü tamamen kaybettik. Düşman, yeni İHA’lar ve teknolojilerle birliklerimize büyük kayıp verdirdi.” şeklinde açıklamada bulundu.

Söz konusu ateşkes antlaşması ile Ermenistan kamuoyunda hayal kırıklığı ve isyan hüküm sürerken Azerbaycan kamuoyu zafer kutlamalarına tanıklık etti. Peki, Azerbaycan’ın işgal altındaki toprakları teker teker başarı ile kazanırken ilerleme ivmesini durduran, kısa bir süre daha devam etse Dağlık Karabağ’ın tümünü alacak olduğu konusunda birçok gözlemcinin hemfikir olmasına rağmen ilerlemeyi yarıda bırakıp masaya, anlaşma imzalamaya oturmasının ardındaki dinamikler nelerdir ve sonuçları nasıl gelişmelere işaret etmektedir?

c. Antlaşmaya İlişkin Değerlendirmeler

Süreç boyunca Azerbaycan’ı açıkça destekleyen Türkiye’nin aksine çatışmanın başından itibaren tarafsız pozisyonunu korumaya çalışan Rusya sahada değil masada etkin olmayı seçti. Tesadüf eseri, anlaşmadan bir gün önce Azerbaycan Ermenistan hava sahasında bulunan ve Rus ordusuna ait Mi 24 tipi bir askeri helikopteri düşürdüğü ortaya çıktıktan sonra Azerbaycan helikopteri düşürenin Azerbaycan ordusu olduğunu ve bunun bir kaza olduğunu, tazminat ödemeye hazır olduklarını ifade etmişti. Ermenistan’da helikopterin düşürüldüğü noktaya 150 kilometre mesafede Rusya askeri üssü olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla, hâlihazırda bölgede üssü bulunan Rusya, ilerlemesi durumunda tüm Dağlık Karabağ’ı alacak olan Azerbaycan’ı durdurarak tek kurşun atmadan Karabağ toprağında meşru olarak varlık kazandı. Nitekim anlaşma haberi duyulduktan hemen sonra 2000 Rus askerinin Rusya barış güçlerinin bulunduğu II-76 Ulyanovsk’tan Dağlık Karabağ’a uçtuğu haberi yayıldı.

Azerbaycan’ın sahada bu derece hızla ve sabit bir ivme ile başarı kazanmasını durduran, onu antlaşma yapmaya iten sebepler düşünüldüğünde akla düşen Rus uçağı ve Amerikan seçimlerinin Biden lehine kazanılmış olmasının getirdiği belirsizlik geliyor.

Azerbaycan açısından sonuca bakıldığında, kazanan taraf görünür şekilde Azerbaycan gibi duruyor. Fakat esas durum şu ki, Azerbaycan bir hami olmaksızın sahada zaten üstün iken, üstelik de işgal altındaki topraklarının tümünü geri kazanmak üzere iken durdurulmuştur. Üstelik de anlaşma sahayı bölge gücü konumundaki Rusya ile paylaşacak olacağı şeklinde anlaşılmaktadır. Bu sonucun Azerbaycan açısından Rusya’nın gölgesinde ve kısıtlı bir zafer olduğu söylenebilir. Türk milleti tarihte hep zaferlerini sahada kazanmıştır. Masada kaybedilen en ufak bir karış toprak da kayıp olarak kabul edilir. Dolayısıyla, topraklarının %75’ini kazanmış olmak (Hankendi ve Hocalı’da Ermeni işgali devam ediyor) 3 şekilde sonuçlanmıştır: geride Ermenilerde işgali altında kalan toprakların Ermenilerde olması meşrulaştırılmış, Rusya Ermenistan-Azerbaycan Savaşı vasıtasıyla bölgede yerleşmiş ve Rusya bölgesel üstünlüğünü göstermek adına bir kez daha istediği ortamı tesis etmiştir.

Anlaşma metni gösteriyor ki, Rusya ABD’nin Türkiye-Irak arasında konuşlandırdığı çekiç gücün bir benzerini Azerbaycan- Ermenistan arasında inşa etme durumu var. Ve bölgede var olan Ermeni nüfusu üzerindeki Rus etkisi ve geçmişte Rusya etkisi altında olduğu ifade edilen Abhazya ve Güney Osetya’daki karışıklıklar düşünüldüğünde Azerbaycan, kazanımlarının yanı sıra ülke bünyesine ciddi bir de risk almış bulunmaktadır.

Türkiye açısından bakıldığında, Ermenistan’ın anlaşmaya uyacağı varsayılırsa, Türkiye’nin Azerbaycan’a karadan bağlantısını sağlayacak olan Türkiye-Nahcivan-Azerbaycan koridoru anlaşmanın en güzel yanı kabul edilebilir. Fakat bu çerçevede de yine kritik olan bir detay söz konusu: Nahcivan Azerbaycan arasında karayolu bağlantısında geçiş hakkı, Ermeniler ve Rusların belirleyeceği şekilde verildi. Bu durum yine gösteriyor ki, bu geçiş yolu kazanımı dahi Rus kontrolünde kazanılmış, kazanımlar üzerindeki Rus kontrolü kabul edilerek anlaşmaya varılmıştır.

Sonuç olarak Azerbaycan yıllar sonra işgal altındaki topraklarının %75’ini geri almış ve sahada ciddi bir başarı göstermiş olsa da, bütün bir başarı kazanmak üzere iken anlaşma masasına oturarak Rusya’nın Karadağ’da bölgesel üstünlük kurmasının önü açılmış ve Azerbaycan’ın Türkiye ile karadan bağlantı kurması sekteye uğramıştır.

Kremlin Sözcüsü Peşkov, Türk Barış Gücünün sahada yer alıp almayacağına ilişkin “Açıklamanın metninde buna dair (Türk barış güçlerinin Karabağ’a yerleştirileceği iddiası) bir kelime dahi yer almamaktadır, üç taraf buna dair bir anlaşmaya varmamıştır, Türk askerlerinin Karabağ’da bulunuşu üstünde mutabakata varılmamıştır. Yalnızca, Azerbaycan topraklarında bir izleme merkezi kurulacak (Türk-Rus ortak)” şeklinde açıklamada bulunmuştur.

Bahçeşehir Üniversitesi Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi Başkanı Doç. Dr. Cihat Yaycı, Azerbaycan-Ermenistan-Rusya Dağlık Karabağ Ateşkes Antlaşmasına ilişkin “Azerbaycan’ın Ermenistan işgali altındaki Dağlık Karabağ’ı kurtarma harekatının belli bir noktada dayatılan ateşkes antlaşmasıyla durdurulmasından ve “Çekiç Güç” benzeri bir sözde “Barışı Koruma Gücü” oluşturulmasından hep endişe ettim. Bu endişe ve korkularımı hep paylaştım. Böyle bir ateşkes antlaşması Dağlık Karabağ’ın önemli bir kısmındaki Ermenistan işgalini meşrulaştırır. Umarım korktuğumuz başımıza gelmez. Azerbaycan Türk Ordusu muzaffer şekilde Dağlık Karabağ’ın tümünü kurtarmaya doğru ilerlerken masada durdurulmaz ve kaybettirilmez. Böyle bir antlaşma zafer olamaz.” şeklinde değerlendirmelerde bulunmuştur.

4. BAU DEGS OLARAK TESPİT ETTİĞİMİZ HUSUSLAR VE ALDIĞIMIZ SONUÇLAR

BAU DEGS Başkanı Doç.Dr. Cihat Yaycı liderliğinde Azerbaycan’ın Ermenistan tarafından işgali altında kalan topraklarını geri alma mücadelesinde BAU DEGS olarak sürecin başlangıcından günümüze kadar durumun takipçisi olmuştur. Haber kanalları ve sosyal medya platformları üzerinden her türlü destek mesajları verilerek çok sayıda yayınlar yapılmıştır.

Çatışmaların başladığı 27 Eylül 2020 tarihinde BAU DEGS Başkanı Doç.Dr. Cihat Yaycı, “Türkiye ve Azerbaycan iki devlet bir millettir. Türk Milleti olarak Azerbaycan’ın her ne pahasına olursa olsun yanındayız. Bu bir Türklük mücadelesidir. İşgalci Ermenistan’ı uluslararası kamuoyu şımartmamalı aksine işgal ettiği Azerbaycan topraklarından çekilmesini istemelidir. Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarını almak için mücadelesi kutsal ve onurlu bir mücadeledir.” açıklamasında bulunmuş ve Azerbaycan’a desteğini ifade etmiştir[1].

Bu açıklamadan bir gün sonra BAU DEGS araştırmacıları olarak 28 Eylül 2020 tarihinde ilk değerlendirmemizi yayınlamaya başladık. Bu değerlendirmede Ermenistan’ın işgali altında bulunan Dağlık Karabağ Bölgesi’nde yaşanan çatışmaların Türkiye’yi çok yakından ilgilendirdiği ve 10 Temmuz 2020 tarihinde Ermenistan’ın kabul ettiği Milli Güvenlik Doktrini’nde Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile iş birliği yapılması gerektiğinin ifade edilmesinin Ermenistan’ın Türkiye’nin Doğu Akdeniz politikasına bir tehdit olacağını bize açıkça göstermiştir[2].

Devam eden günlerde 30 Eylül 2020 tarihinde Azerbaycan-Ermenistan geriliminde Rusya’nın tutumunun nasıl olacağı ve bu çatışmada Türkiye’nin nasıl bir pozisyonda olacağını açıklayan bir yazı yayınlanmıştır[3]. 1 Ekim 2020 tarihinde ise Azerbaycan-Ermenistan Çatışması’nın Orta Doğu’daki Dengelere ve İsrail’​in Bölgeye Bakışına nasıl etki ettiğini açıklayan bir yazı sunulmuştur[4].

Yazılar arasında kalan süreçte ise bölge ile ilgili son dakika haberlerini paylaşmaya, Avrupa’da terör örgütü “ASALA” tarafından Azerbaycan Elçiliğine gönderilen tehdit mektubunun tam metnini yayınlamıştır. Fransa’da Fransız merkez sol “La Libération” gazetesinin “Azerbaycan’a Karşı, Fransız Aşırı Sağ Örgütü Ermenistan’ı Savunuyor” başlıklı makalesi terör örgütü ASALA’ya bağlı olduğu düşünülen kişilerin iki gazeteciyi ölümle tehdit etmeleri üzerine, yayınlandığı gece siteden geri çekildiği haberi paylaşılmış ve Türk düşmanlığı yapan Fransız Cumhuriyetçi Senatör ve Fransız vekil olan Valérie Boyer’in,” “Son müdahalem için, Ermenistan’ın Fransa’nın kız kardeşi olduğunu hatırlatmalı ve bu yüzden Azerbaycan’ın saldırılarını kınamalıdır. Yeni bir soykırıma tanık oluyoruz. 1915 soykırımı ile ilgili tarihsel ve evrensel bir sorumluluğumuz var.” açıklaması gündem yapılarak kamuoyunu bilinçlendirilmesi üzerine çalışılmıştır. Bununla birlikte gerçekleri çarpıtan ve yalan üzerine kurulu Yunanistan ve GKRY’nin Ermenistan’ın dostluğu üzerine Yunanistan’ın Avrupa Parlamentosu üyesi Stelios Kympouropoulos, 4 Ekim’de tüm parlamentodan toplam 24 üyenin de desteğini alarak Türkiye’nin Karabağ meselesinde gerilimi arttıran bir tavır sergilediğini, Azerbaycan’ın da sivillere karşı müdahalede bulunduğunu ve saldırgan bir politika izlediğini iddia ederek yaptırım uygulanması için Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisine çağrıda bulunduğu haberi yapılmıştır[5]. 5 Ekim’de ise çoğu Güney Kıbrıslı ve Yunanlardan oluşan 48 Avrupa Parlamentosu üyesi Güney Kıbrıslı Loucas Fourlas’ın teşebbüsüyle Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’e Azerbaycan’ın durdurulması gerektiği yönünde mektup göndermiştir. 48 üye,‘’Biz, Avrupa Parlamentosunun aşağıda imzası bulunan üyeleri, Azerbaycan ordusunu Dağlık Karabağ’ın sivil halkına yönelik saldırılarını derhal durdurmaya çağırıyoruz.’’ ortak açıklamasında bulunmuştur. Bu açıklamalar üzerine BAU DEGS araştırmacıları “Yunanistan’ın Azerbaycan ve Ermenistan Bağlamında Pozisyonu”’nu anlatan bir çalışma hazırlamıştır. Bu çalışmada Yunanistan-Ermenistan ilişkilerinin tarihinden başlanmış, Doğu Akdeniz ve Yunanistan’ın hedefleri ile son olarak Yunan kamuoyunun Dağlık Karabağ meselesine bakışı anlatılmıştır[6].

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Ermenistan tarafından 4 Ekim’de yapılan, Dağlık Karabağ bölgesinde, Türkiye aleyhine geçici tedbir kararı alınmasını içeren başvuruyu görüşerek kabul etmiştir. Bu kararın üzerine BAU DEGS harekete geçmiş ve sosyal medyada bir kampanya başlatarak kamuoyuna hukuki gerekçeleriyle bu kararın haksız ve taraflı olduğunu göstermiştir. AİHM bu kararında Dağlık Karabağ’ın Ermenistan işgali halinde olduğunu göz ardı ederek adeta yetkisini aşmıştır ve Ermenistan lehine bir rol üstlenmiştir. Tedbir kararı verilebilmesi için somut bir insan hakkı ihlali olması lazımdır, genel nitelikli bir çağrı AİHS’nin ve AİHM İçtüzüğünün öngördüğü anlamda bir tedbir de değildir. Çağrı bütün taraflara yönelik olsa da bir tek Türkiye’nin adının sayılması maksatlı ve taraflı bir tutum olmuştur. BAU DEGS Başkanı Doç.Dr. Cihat Yaycı’nın yayın ve yönlendirmeleri sonucu Türkiye, 9 Kasım’da Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya tarafından imzalanan ateşkes anlaşmasına atıfta bulunarak aleyhine verilen ihtiyati tedbir kararının kaldırılması için mahkemeye başvurdu.

AİHM, 1 Aralık’ta Türkiye’nin verdiği bilgiyi göz önünde bulundurarak kararı tekrar değerlendirdi ve ihtiyati tedbir kararını kaldırmıştır.

Azerbaycan’ın 18 Ekim Bağımsızlık Günü’de kutlanmış ve sosyal medyada #TürkünYüreğiAzerbaycanda atar kampanyalarına da sayısız paylaşımla destek verilmiştir.

19 Ekim tarihinde İşgalci Ermenistan’ın destekçisi olan Fransa’da çıkan Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını tanıma gayretleri hakkında haberler Türk kamuoyu ile paylaşılmış ve Avrupa’da Ermeni destekçilerinin faaliyetleri hakkında çeşitli bilgiler verilmiştir[7]. Bu bilgilerden kısaca bahsetmek gerekirse Asnières Belediye Başkan Yardımcısı Belediye Meclis Üyesi Josiane Fischer’nin de destek verdiği Fransız Limone şehri, sözde Karabağ’ın bağımsızlığını tanıdı. 15 Ekim’de Fransız şehri Limone Toplum Konseyi oy birliğiyle kararı onayladığı ifade edilmiştir. BAU DEGS bunlara cevap olarak, “Fransa’da bazı çevreler gerçekte yaşananları, Ermenistan’ın Azerbaycan’da yaptığı savaş suçlarını görmekten imtina ederek var gücüyle Karabağ’ın Ermenistan’a bağlanması için gerekli olan ilk adım için yani Karabağ’ın bağımsızlığının tanınması için var gücüyle savaşmakta, sahada yaşananlara gözlerini ve vicdanlarını kapatmaktadırlar.” açıklamasında bulunmuştur[8].

Devam eden günlerde Ermeniler’in kendi suçlarını örtbas etme ve Azerbaycan ve Türkiye’yi karalama kampanyalarına dair örnek haberler kamuoyuna sunulmuştur. Bu haberlerden en dikkat çekeni ise “Azerbaycan, Ermeni bombardımanın ardından Gence şehrinin son halinin göstermek için Hindistan’da meydana gelen depremin fotoğrafını kullanıyor” şeklinde algı yönetimi yapılmasıdır. Yapılan bu algı yönetimiyle sanki Ermenilerin yapığı bu savaş suçları göz ardı edilerek hiç yaşanmamış sayılabilecekti ancak BAU DEGS bunların yaşanmaması için bu tür yalan haberlerin olduğunda dair çalışmalar yapmıştır[9].

Çatışmaların en yoğun olduğu dönemlerden olan 27 Ekim tarihlerinde bir anaokulunun Ermeni Silahlı Kuvvetleri’nin komutanları tarafından askeri karargaha çevrildiği görülmüştür.

1949 Cenevre Sözleşmesi’nin 1.protokolünün 52.maddesi uyarınca, sivil bir mal askeri maksatla kullanılması halinde, askeri hedefe dönüşmektedir. Fotoğraftaki anaokulunun Ermeni Silahlı Kuvvetleri’nin komutanları tarafından askeri karargaha çevrilmesi, savaşın yönünü etkin ve kesin bir şekilde etkilediğinden, askeri hedefe dönüşmüştür. Ermenistan terör devletinin askeri karargahı bir anaokuluna saklaması, çocukların hayatını hiçe saymıştır. Azerbaycan’ın “sivil yerleşim yerlerini hedef alıyor” şeklindeki propagandalarının yalan olduğuna bir örnekte bu olmuştur[10].

8 Kasım tarihinde Ermenistan tarafından beklenen insanlık dramları yaşanmış ve Ermenistan’ın savaş suçu işlediği delili ortaya çıkmıştır. Ermenistan Parlamentosu Başkan Yardımcısı Alem Simonyan cephede şehit düşen Azerbaycan askerlerinin naaşlarını domuzlara yedirirken çektiği fotoğrafı paylaşmıştır[11].

Tarihe geçecek bir savaşın ardından 10 Kasım tarihinde taraflar anlaşma imzalamıştır. Bu anlaşma üzerine BAU DEGS Başkanı Doç.Dr. Cihat Yaycı, “Azerbaycan’ın Ermenistan işgali altındaki Dağlık Karabağ’ı kurtarma harekatının belli bir noktada dayatılan ateşkes anlaşmasıyla durdurulmasından ve “Çekiç Güç” benzeri bir sözde “Barışı Koruma Gücü” oluşturulmasından hep endişe ettim. Bu endişe ve korkularımı hep paylaştım. Böyle bir ateşkes anlaşması Dağlık Karabağ’ın önemli bir kısmındaki Ermenistan işgalini meşrulaştırır. Umarım korktuğumuz başımıza gelmez. Azerbaycan Türk Ordusu muzaffer şekilde Dağlık Karabağ’ın tümünü kurtarmaya doğru ilerlerken masada durdurulmaz ve kaybettirilmez. Böyle bir anlaşma zafer olamaz.” açıklamalarında bulunmuştur.

Savaşın sona ermesiyle birlikte BAU DEGS Ekibi çalışmalarına ara vermeden devam etmiştir. Azerbaycan’ın bu savaşta destekleyeni olan İsrail hakkında İsrail-Azerbaycan yakınlığı ve Ermeni tepkileri üzerine bir çalışma yayınlanmıştır[12].

Cihat Yaycı

BAU DEGS Başkanı Doç. Dr. Cihat Yaycı’nın Azerbaycan Gazetesi Sherg’e röpotaj vermiştir. Bu röportajda;

Azerbaycan Türkleri’nin kurduğu devletin ne kadar sağlam temellere oturduğunu tüm dünya görmüştür. Azerbaycan Türk Ordusu düşmana korku salan, dosta güven bir ordudur.
Bir daha hiçbir Ermenistanlı siyasetçi, “Hayastan” (Büyük Ermenistan) hayallerine kapılarak yayılmacılığı ve Türkiye’nin ya da Azerbaycan’ın topraklarına göz dikmeyi asla aklına getiremeyecektir.
Hankendi de, Hocalı da, Askeran da Azerbaycan’ın ayrılmaz parçasıdır. Zengezur karayolu hakkında güvenlik garantisi sağlamaya yönelik ciddi sözleşme yapılması ihtiyacı mevcuttur.
Artık bölgede bir gerçek vardır; Türkiye’nin desteğini alan kazanır.

Kardeş Azerbaycan Milli Meclisi tarafından Azerbaycan-Ermenistan Savaşı esnasında BAU DEGS’ in uluslararası platformlarda yoğun destek faaliyetlerine istinaden 2 Şubat 2020 BAU DEGS Başkanı Doç. Dr. Cihat Yaycı’ya “Teşekkür Belgesi” verilmiştir.

A.Türer YENER tarafından

Babasının Türk Silahlı Kuvvetlerinde Subay olması nedeni ile 8.09.1944 Senesinde Çanakkale- Gelibolu/ Bolayırda doğdu. - İlk okul tahsilini Erzurum ve Elazığda yaptı. Ortaokul ve Liseyi İstanbul Bakırköyde bitirdi. - Askerliğini 1965 senesinde Türk Deniz Kuvvetlerinde , Heybeliada Deniz Harp Okulunda yaptı .31.12. 1967 senesinde terhis oldu. - 1968 senesinde kısa bir dönem, İstanbulda yayınlanan Günaydın Gazetesinde çalıştı. - 1.04.1968- 1.10.1990 seneleri arasında Türkiye faaliyet gösteren Mobil Oil Türk A.Ş firmasında çalıştı ve buradan emekli oldu. Emekli olduktan sonrada muhtelif Açık hava Reklam firmalarında Genel Müdür Yardımcılıklarında bulunmuştur. - 1980 senesinden sonra kurulan İDİL- URAL TÜRKLERİ KÜLTÜR VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ'nin kuruluş çalışmalarında bulunmuş, Kurucu yönetim kurulu üyesi olarak görev yapmıştır..Halen bu derneğin üyesidir. - 1990 tarihinden 2004 senesine kadar İstabul Zeytinburnunda bulunan ,KAZAK TÜRKLERİ VAKFINDA Genel Sekreter olarak çalıştım. Halen Zeytinburnunda bulunan KAZAK TÜRKLERİ VAKIF BİNASININ yapılmasında Kazak Türkleri Vakfı kurucu üyeleri ile çalıştım. - 1992 senesinden itibaren o zamanlar Almanyada ikamet eden ,Dünya Tatar Ligi Genel Başkanı ve Tataristan Yasama Organı, Milli Meclisin Fahri üyesi Rahmetli Sayın Ali Akış büyüğümüzle devamlı mektuplaşarak ve telefon görüşmeleri yaparak İdil, Uralla ile ilgili bilgileri kendilerinden aldım. Bana gönderdikleri mektuplar halen bende bulunmaktadır. - Tataristan Cumhuriyeti , Rusya federasyonu ve Türk dünyası ile yakın ilişkiler içinde bulunmaktayım. Rusya federasonuna bağlı Tataristan Cumhuriyetinde kurulu ,Bütün Dünya Tatar Girişimci Destek Kuruluşu 29.03.2013 tarihli resmi belgelendirme ile A.Türer yener ' i Türkiye ve Tataristan arasındaki Yatırım ve İş projeleri, Ticaret,Kültür, ilişkileri ile tüm gerekli görüşmeleri gerçekleştirmek üzere vekil tayin etmişlerdir. - A.Türer Yener 1995 senesi Mart ayında Türkiyede kurulu 23 Türk dernek ve Vakıf Yönetim kurullarınja ,Türkiye Cumhuriyetinde ilk defa bir araya getirerk Kazak Türkleri Vakfı adına Yemek vermiş Türk boylarının müzikleri Tümata Grubu tarafından çalınmış duygulu anlar yaşanmıştır. - 19.3.1995 tarihinde TRT-1 Televizyonunda Sayın Mustafa Yolaçanın programında ,TRT Televizyonu Müdür Sayın Mustafa Gerçekerin büyük yardımları ile Türkiye Cumhuriyetinde İlk defa NEVRUZ BAYRAMI TÜRK BAYRAMI OLARAK kutlanmıştır. Progaram canlı olarak 2 saat boyunca Asya ve Avrupa yayınlanmış Türklerde Nevruz bayramı anlatılmış, Yine Tümata Grubu liderleri Doc.Dr.Oruç Güvenç ile otantik Orta asya Türk müziği konseri verilmiştir. Ayrıca orta Asya Türk kıyafetlerini yansıtan bir defile sunulmuştur. - A.Türer Yener Türk dünyası ile ilgili her sene yapılmakta olan yurt içi ve dışı toplantılarda bulunmaktadır. A.Türer Yener 'in; Anne ve baba ailesi -1800 senelerinin sonlarına doğru Türkiyeye gelerek yerleşmişlerdir. ailesi çok geniş aile topluluğudur. - Baba Tarafı Kazan Tatar -Türklerinden , Orenburg kökenli Şeripov ailesinden olup ve Kazan da Apanay ailesi ilede yakın akrabalık ilişkileri bulunmaktadır. ailesine 6 kuşak kadarına kadar ulaşmıştır. Tataristan ve Başkurtıstanda ailelerini bulmuştur. - Anne tarafı Rusya Federasyonuna bağlı Kubandan Türkiyeye 1800 senelerinin sonlarına doğru, Türkiyeye gelerek Balıkesire yerleşen çerkezlerdendir. Ubıh boyundan olup, Cizemua ailesindendirler. Pşizemuktur - A.Türer Yener , ,halen Merkezi Newyorkda olan Dünya Türkleri Birliğinin Türkiyedeki haberleşme ayaklarından biri olup, email ortamında, Dünya Türk Birliği ,Turkish forum-Türk dünyası , Türk dünyası gazeteciler Federasonu üyeleri ile karşılıklı olarak haberleşmektedir. -Halen Bulgaristan Türkleri derneğinin Başkan Danışmanlığını ve Türkiye Azerbaycan Dernekleri Federasyonu Danışma kurulu üyeliğini yapmaktayım. -2015 -2020 seneleri arasında Azerbaycan Cumhuriyeti Bakü merkezli voicepress.az haber ajansının resmi Türkiye Temsilciliğini yapmaktayım

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.