Ben alkol almıyorum…

Ben alkol almıyorum…

Ben alkol almıyorum ve artık bunun doğru dürüst anlaşılmasını istiyorum. Eğer alkol almak istersem gider eczaneden en saf haliyle alırım.

Sizin alkol adı altında topladığınız içecekleri ben içki olarak tanımlıyorum.
Günlük kullanımda da içki içmekten çok rakı, şarap, viski, bira içmekten bahsediyorum.

Bu içkileri alkol almak amacı ile yada sarhoş olmak için değil, yemeğe, ortama, keyfime eşlik etsinler, lezzet katsınlar diye içiyorum.

Hiç içmemiş olanlar bilmez, hepsinin farklı tadı, karakteri vardır. Bunlar sarhoş olmak için değil, keyif almak için içilir. Keyif dediğim de çakır keyif olmak değil ha. Tadından aldığım keyiften bahsediyorum size.

Mesela lakerda. Şarapla uygun olmadığı gibi ayran yada şerbetle de uyuşmaz. İçki içilmeyecekse yanında olsa olsa su veya maden suyu düşünülebilir. Ancak yanında rakı içilirse sırlarını ifşa eder, o zaman nefasetinin farkına varılır. Keyif dediğim budur benim.

O tadı damağında yaşamanında ötesinde, hayalinde canladırabilmek bile ayrıcalıktır benim gözümde. Yoksa sadece alkol almak için içki içmenin benim anlayışımda yeri yoktur, zira bu anlayış özünde tiner koklamaktan pek farklı değildir.

Yemek kültürü bayılarak yediğimiz tencere yemekleri yada kebaplarla sınırlı kalanlar pek anlamaz bu dediklerimi.

Tencere yemeği yada kebap aramaz yanında içkiyi. Üstelik kebap çoğu zaman ayranla gerçekten iyi gider. Yoğurtlu kebapların yanında ise gazlı meşrubatlar pekala uygundur; tamamlanır lezzet.

Bazı durumlarda çeşitli şerbetler, hoşaf benzeri içecekler, örneğin kuru köftenin yanında cacık pek güzel olur.

Ama tadında hazırlanmış bir bonfileden bahsedeceksek eğer, kırmızı şarap demek bile yetersiz kalır, seçmek gerekir üzümünü, bağını…

Elbette kolalı bir içeceğin yanında yiyebilirsiniz etinizi ama hani derler ya, mundar olur yemek, tadını alamazsınız özene bezene tabağınıza koyulan lezzetin… Denemeyen anlamaz neden bahsettiğimi.

Hani yaz sıcağında akşam üstü denizden çıkarsınız, açlığınızı bastırırsınız bir kaç kızarmış patatesle…

Buz gibi soğutulmuş bir bardak biradan daha iyi bir eşlikçi yoktur desem yeridir.

Susuzluğu en iyi gideren içecektir bira. Unutmayın burada alkolden değil biradan bahsediyoruz.
Elbet içinde alkolde vardır, ama içinde alkol olduğu için değil, tadı için, yediklerimizi tamamlaması için, serinlemek için içeriz birayı.

Hiç unutmam, yıllar önce, otuz beş derece sıcakta, Avanos’ta girdiğim çömlekçide elime tutuşturulan bir kadeh beyaz şarabın tadını. Yanında bir iki parça meyve ile bir anda neşe getirmişti günüme.

Şimdi bunun adı alkol almak mı sizce?
Siz istediğiniz ismi verin, ben beyaz şarap içtiğimi söylerim sadece.

Soğuk, rüzgar ve yağmur’dan hayli etkilendiğimiz bir gezi sonrası, kaldığımız otelin lobisinde göle karşı yudumladığımız malt viskinin tedavi edici etkisini ve yerel kültürü kavramamıza katkısını kelimelerle anlatmak çok güç.

Ancak bunu alkol almak olarak değerlendirmeyi sadece bilmemekten kaynaklanan anlayışsızlık olarak değerlendirebilirim.

Anlatmakla bitmez bu konu, çünkü anlatmaya çalıştığımız değişik toplumların yaşam kültürüdür; derindir yani mesele.

Aldanmayın siz bazılarının alkol almak diye adlandırıp aşağılama çabasına girmesine. Her içki içinden çıktığı toplumun imbiğinden süzülüp gelir bize. Yemeğini, müziğini, sohbetini anlatır.

Mekanlarıyla tarihini, ekonomisini yaşatır, bineceğiniz lüks araban vaz geçip, birde üşenmeyip gider görürseniz. İnsana aittir kısaca, yaradılanı anlatır.

Ama duymak istemeyene anlatamazsınız, yaradılanı anlayıp sevmeye çaba göstermeyenin yaradanın gözünde yerini…

Süheyla Tokgöz’den alıntıdır

İlgili Tweetler

Yayım tarihi
Kültür/Sanat olarak sınıflandırılmış ile etiketlenmiş

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.