Kategoriler
Politika

Babacan Deva Olabilir mi

Bugünlerde elden ele dolaşan ‘Sakın Kader Deme’ isimli YouTube belgeseli Ali Babacan’ın ve partisi Deva’ nın siyasi yolculuğunu anlatıyor.   

Doğaçlamaya yer vermekle birlikte, bu belgesel detaylı olarak  kurgulanmış bir Chronicle of Events (Günün Olayları) videosu seklinde yapılmış. Bunun örneğini ilk defa  sanırım Barak Obama’nın kendisi için hazırlattığı  ‘The Final Year’ (Son Sene) isimli belgeselde görmüştüm.

İnsanların kendi Halkla İlişkiler kampanyalarını hazırlayıp, televizyon ve gazetelere bağımlı olmadan yayın ve yayım ortamı bulduğu  alternatif bir medya çağında yaşıyoruz. Ancak, doğrusu böyle bir belgesel örneğini Türkiye içerisinde başka bir siyasetçi veya partinin hazırladığını şahsen  henüz görmüş değilim.

Çekimleri yapan yerel bir ekip olsa da, kampanya için dışardan profesyonel destek alınmış olabilir. Belgesel içeriğinde ayrıca İngilizce kullanılarak, yabancı izleyicilerinde  hedeflendiğini görüyoruz.

Deva’nın siyasi geleceğinden bahsedecek olursak;  

Babacan izlediğim bölümde AKP’nin Ekonomide ve Avrupa ile ilişkilerde başarılı olarak anıldığı  ilk yıllarının simgesi olarak, kendisini  halka sunmakta. Öncelikle AKP’li seçmenin nazarında, AKP’nin kuruluş değerlerini temsil eden yeni bir partinin kararlı kurucu lideri olarak görünmek istemektedir. 

Unutmamak gerekir ki Recep Tayyip Erdoğan’ın adeta kendi şahsında vücut bulmuş olan AKP’nin üst yönetiminden yıllardır isteyerek veya istemeyerek ayrılan önemli sayıda küskün ve onların etkili olduğu kitleler, eşyanın tabiatı gereği kendisine yeni bir yer bulacaktı.

Ali Babacanın bu sonucu yıllar evvel görmüş olduğu ve bu yüzden başarılı olarak anıldığı bakanlığı dönemlerinde dahi kendisini geri planda tutarak yüzünü afişe etmeden perde arkasında bir liderliğe hazırlanmış olduğu  kanaatindeyim. Kendisi parti içerisinde bir ağırlığı olduğunun da elbette farkındaydı.  

Yanılmıyorsam 2012 yılıydı. Londra’da bulunduğu sırada, beraberimde bulunan bir arkadaşım ile görüşen bir AKP milletvekili, Kızılcahamam toplantılarının birisinde kendisinden yaşça küçük olan Babacanın parti doktrini ile ilgili yaptığı bir sunumdan bahsederken, kendisinden yüksek bir hürmetle bahsetmiş ve gözleri ışıldamıştı.

Yeni partinin hedeflediği kesim tabiki sadece AKP seçmeni değildir. 

Fırsat eşitliği, Temel haklar, nepotizm, şeffaflık, parlamenter demokrasi, eğitim ve özellikle her geçen gün daha da kötüleşen ekonomi ve hukuk konularından dertli ve ümidini kaybetmek istemeyen tüm kesimler, yüzü ve ismi eskimemiş, pozitif ve birleştirici, mümkünse genç, aynı zamanda tescillenmiş bir başarısı olduğunu düşündükleri yeni bir lider arayışındadır. 

Söz konusu kriterler açısından bu liderlik tanımına Ahmet Davutoğlunun uymadığını söyleyebiliriz. 

Babacan’ın, bu kitlelerden seçmen devşirme arzusunda olduğunu, Türkiye’deki gelecek seçimleri bir futbol turnuvasına benzetirsek,  oyunların kuralına göre oynanması ve hakemlerin  taraf tutmaması durumunda  turnuvanın favorilerinden birisi olmak istediğini söyleyebiliriz. 

Ekrem İmamoğlu’nun, Erdoğan karşısında denklem değiştirebilecek bir isim olma ihtimali şu an itibari ile devam etmektedir. (partisi tarafından cumhurbaşkanı adayı yapılması durumunda) Meral Akşener de yarışta iddialı olabilecekken, kendi aralarındaki olası bir  ittifak ile belirledikleri bir adayı iktidara taşımak isteyebileceklerdir.

Türkiye içi dinamikler böyle ilken, diğer taraftan batı bir süredir Türkiye’de ortaya çıkan milli reflekslerden dolayı kendisine müttefik olarak görebileceği bir siyasi parti bulmakta zorlanmaktadır. 

AKP ile yürüttükleri ittifak tam olarak bitmemiş olmasına rağmen, ilk başlardaki  uyum seviyesinin  artık söz konusu olmadığını artık görebilmekteyiz.

CHP batıya, ‘bizim yüzümüz hala batıya dönük’ mesajı verirken Türkiye’nin kırmızı çizgilerinin ne olduğunu net olarak ifade edemiyor gözükmesi ve iktidarın oturmuş medya gücü ile bunu bir çeşit ‘işbirliği’ olarak anlatmasından dolayı iç siyasetteki konumunu bir türlü sağlamlaştıramamaktadır.

CHP için en çok geri tepen konunun ise Kürt vatandaşlarımıza ‘İktidara gelirsek AKP’nin bıraktığı yerden devam edebiliriz’ mesajı vererek,  HDP tabanının desteğini alma çabası  olduğu görülmektedir. 

İktidar CHP’nin eline böyle bir kart vermek istemediği gibi, CHP tabanından da parti yönetimine bu konuda yer yet tepki geldiği görülmektedir.

Avrupa Birliğinin kendisi ile makam bazında teşrik-i mesai yapmış olan Babcana pozitif baktığını düşünebiliriz. Babacanın ABD de aldığı eğitimin sponsoru olan ABD hükümeti de bunu bir Soft Power(Yumuşak Güç) öğesi olarak görmek isteyebilecektir. 

Diğer taraftan Deva’nın Kürt kartını ne ölçüde kullanmak isteyeceği şu an için net olarak gözükmese de Kürt vatandaşlarımızı kazanmanın yollarını her zaman deneyeceğini söyleyebiliriz. Nitekim bendeniz parti isminin  belgeselde anlatıldığı gibi basit bir oylama ile ortaya çıktığını düşünmenin naiflik olacağı kanaatindeyim. 

Kürtçe fonetiğine oldukça uygun ve güneydoğuda halk arasında bir hamlede telaffuz edilebilen ‘Dewa’ ile aynı anlama gelen ve esenlik çağrıştıran bu isim ile parti bu seçmen kitlesi ile ilk bağını kurmuş gözükmektedir.

İsmin aynı zamanda ‘Dava’yı çağrıştırarak  İslami kesim de yer edinmesi hedeflenmiş olabilir ki Özal modeli olarak karşımıza çıkan bu yeni merkez sağ parti, isminin açılımındaki (Demokrasi ve Atılım Partisi) Demokrasi vurgusu ile de sol kesime hitap ederek her kesimi kucaklamak iddiasındadır.

Tüm bunların tabi söz konusu partiyi kolaylıkla iktidara taşıyabileceğini söyleyebilmemiz zordur. 

Bir an için aksini düşünüp, Babacanın iktidarda olacağını varsayarsak;  

Asıl mücadele  iktidara geldikten sonra başlayacaktır. Keza Türkiye’nin sorunları çok büyüktür.

Bizler akıl yürütürken sorunları ve çözüm önerilerini  özetlemek istersek, söyleyeceğimiz ilk şey öncelikle ülke sathında, istisnasız tüm kurumlarda  tam  bir İnsan Kaynakları Yönetimi seferberliği gerekliliği olurdu (Fetö tehlikesini göz ardı etmeden, İşe göre doğru insan- liyakat-, doğru bir değerlendirme & ödüllendirme sistemi ve doğru eğitim). 

Böylece asıl sorunların çözümü, doğru insanlara sorumluluk verilerek önemli ölçüde kolaylaştırılmış olurdu.

Ardından Türkiye’yi bir şirket gibi düşünürsek mevcut borçlarının ödeme kolaylığı ile yeniden yapılandırılması, gereksiz harcamaları kısma uygulaması, milli kaynak ve katma değerli ürün üretimine odaklı araştırma –geliştirme alt yapısı oluşturulması, ve tabi  yeni gelir kaynakları oluşturulması gerekliliği olurdu. (Direk Yabancı Yatırımın ülkeye gelmesi, üretim odaklı ihracat ile döviz girdisi ) 

Bunun içinde en önemli adım gerçek bir hukuk reformu ihtiyacı ve tabiki cumhuriyet değerlerine ve kuvvetler ayrılığına geri dönüşü sağlayacak anayasa değişikliği gerekliliği olurdu.

Bunlar bizim için ağzımızdan bir çırpıda çıkan önerilerdir. Ancak iktidarda olacak bir Cumhurbaşkanı için bu iş şüphesiz bu kadar kolay olmayacaktır. Bu sorunların çözümü için uzun soluklu kararlılık, liderlik, halktan kabul görme ve muhalefetle başa çıkabilme yeteneği gerekli olacaktır.

Ali Babacanın batı finans dünyasında ve Brüksel’de  şahsen tanınırlığı bir artıdır ancak tek başına yeterli değildir. Bir ülkenin imajının ve hastalıklı bünyesinin düzelmesi için gerekli zaman bazan liderinin kendi ömrünü aşabilmektedir.

Vücut açılıp hastalığın ne kadar yayıldığı görüldüğünde ve vücudun tedavi yöntemlerine nasıl tepki verdiğine şahit olunduğunda, Babacan nasıl deva olabilir işte o zaman anlaşılır..

Sağlıklı, bol nefesli günlere

Ender AY

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.