Kategoriler
Kültür/Sanat

Bir nokta mı koydun ,tarih at

“Bir nokta mı koydun ,tarih at” diyen Hasan Ali Yücel 26 Şubat 1961’de yaşamına da nokta koymuştu

“Bir nokta mı koydun ,tarih at”  ve Bir kişinin atacağı dev adımları değil, bin kişinin atacağı insan adımlarını özlüyorum.” diyen bilge adam  64 yaşında yaşamına da 26 Şubat 1961’de  nokta koymuştu. Ülkesi ve milleti için başardıkları önünde saygıyla eğiliyoruz.  26.02.2021 Cuma

Hasan A.Yücel kimdir?    
– 1938-1946 yılları arasında 7 yıl, 7 ay ve 9 gün süreyle  Millî Eğitim Bakanlığı da yapmıştır.  

– Köy enstitülerini kurarak eğitim ve bilimi Türk köylerine kadar ulaştırdı.

– Dünya klasiklerinin Türkçe’ye çevrilmesini sağladı.

Yücel hakkında daha genişçe bilgi edinmek isteyenler  Doç. Dr. Ferhan OĞUZKAN’ın yazsı aşağıdadır. ***Aşağıda Bir Kısa öykü(anekdot) ve  19 Mayıs 1944’de Gençlik ve Spor Bayramı’nı açarken yaptığı konuşması: 3 Mart 1931’e kadar devam eden bu üç aylık gezi esnasında, Mustafa Kemal’le Hasan Ali arasında oldukça anlamlı bir diyalog daha gerçekleşir. Mustafa Kemal, bir gün, yanında bulunanlara “Türk milleti ne zaman kendini kurtulmuş sayabilir?” diye sorar. Yanındakiler doğal olarak görüşlerini bildirirler. Sonra ( 34 yaşında) Hasan Ali söz alır; “Paşam” der; “Türk milleti ne zaman kurtarıcı arama ihtiyacını duymayacak hale gelirse o zaman kurtulmuş olur. ” Mustafa Kemal, kendisine, “Bu çocuğun ileri attığı, üstünde bizi derin derin düşündürmeye değer bir fikirdir.” diyerek takdirlerini bildirir.(1 )****19 Mayıs 1944’de Gençlik ve Spor Bayramı’nı açarken yaptığı konuşmasında Gençler, sevgili Türk çocukları, kardeşlerim, yavrularım!” diyerek öğrencilere şöyle seslenir: Biz Atatürkçüyüz. Böyle olmayanlar karşınıza çıkarsa onlara yüz vermeyin, onlara söz vermeyin. Atatürk ile İnönü’nün izinde ve emrinde can veren istiklal kurbanları, sizden bunu bekliyor, bunu istiyor… Düşman, ister içimizde ister dışımızda olsun, onunla böyle düşünerek dövüşeceğiz. Bu topraklar bizimdir. Atatürk’ün cumhuriyeti, istiklali emanet ettiği Türk gençliği; siz de bizimsiniz, bize emanetsiniz… Size güveniyoruz… Her güçlüğü gücünüzle yenecek kudrette ve kıymettesiniz. Sizin neşenizle saadetimizi, sizin varlığınızda ölümsüzlüğü duyuyoruz.”
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
HASAN-ALÎ YÜCEL’İN TÜRK GENÇLİĞİNE SESLENİŞLERİDoç. Dr. Ferhan OĞUZKANHasan-Âli yücel, yakın tarihimizde Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Atatürk Türkiye’sinin gerçekleştirmeyi öngördüğü eğitim ve kültür atılımlarında bir eğitimci, bir yazar ve bir düşünür olarak çok yönlü çalışmalarıyla iz bırakmış, önde gelen seçkin aydınlarımızdan biridir. Onun kişiliği, yazdığı eserleri, düşünce dünyamıza yaptığı katkıları ve üstlendiği görevlerdeki başarıları ayrı ayrı incelenmeye değer.Yücel, 1938-1946 yılları arasında yedi yıl, yedi ay ve dokuz gün süreyle Millî Eğitim Bakanlığı da yapmıştır. Onun bakanlığı sırasında eğitim, kültür ve spor alanlarında çağdaşlaşma doğrultusunda önemli gelişmeler sağlanmıştır. Denebilir ki bu gelişmeler yoluyla bize özgü bir “aydınlanma” döneminin temelleri atılmıştır.

Yücel, bakanlığı süresince küçük ya da büyük topluluklar karşısında çoğu bugün birer belge niteliği taşıyan konuşmalar yapmış, demeçler vermiştir. O, bu konuşmalarında ve demeçlerinde, çoğunlukla, seslendiği kimselere çağdaş uygarlık düzeyine erişmenin; Cumhuriyet yönetimine bağlılığın; Atatürk ilke ve devrimlerini benimseyip ileriye götürmenin önem ve gereğini anlatmaya çalışmıştır.

Yücel’in Millî Eğitim Bakanı olarak her yıl 19 Mayıs Spor ve Gençlik Bayramı törenlerini açarken yaptığı konuşmalar ise, ayrıca üzerinde durulması gereken özellikler gösterir. O, bu açılış ve kutlayış konuşmalarında Türk gençliğine yaşadıkları günlerin anlamını ve değerini açıklamaya, yükümlülüklerini belirtmeye, Atatürk’e ve Cumhuriyetin temelinde yatan ilke ve ülkülere bağlılıklarını pekiştirmeye büyük bir önem vermiştir.

Bu yazıda, söz konusu konuşmalar sırasıyla ele alınarak sekiz yıla yakın bir zaman dilimi içinde Hasan-Âli Yücel’in Türk gençliğine aşılamaya çalıştığı düşünce, davranış ve duyguların belirtilmesine çalışılacaktır. (*)Yücel, 19 mayıs 1939’da yaptığı ilk konuşmasında sözlerine, “‘yurttaşlarım” diye başlar, “Şimdi, hür, müstakil bir vatan olarak üstünde dimdik durduğumuz bu nazik topraklar, onun (Atatürk’ün) bize, ölmez, zeval bulmaz yadigarıdır. Ondan ayrılmanın acısı, kalplerimizde vatan muhabbetine, istiklal aşkına İnkılabetti. Onu vatanımız kadar sevmek, vatanımızı onun kadar sevmek olmuştur” diye devam eder. Sonra, konuşmasının bitimine yakın şunları söyler: ,

“İstiklal ve hürriyet tarihimizin başlangıcı, sizin bayramınızdır. Yürekleriniz vatan sevgisi, dimağınız ilim aşkı, benliğiniz fazilet nuru ile dolu olsun… Bizler; ağalarınız, babalarınız, analarınız, atalarınız, bizler; bizden sonra gelecek Türk evlatlarını kendimiz-den daha mükemmel görmekle mesut olacağız… Vatan, sizden önceki nesilden, bizden, mal islediği zaman malımızı, can istediği zaman canımızı verdik. Sizin de, bizden sonra gelecek nesillerin de böyle yapacağına iman ediyoruz.

Gençler;

Sizi, neşeli, canlı, heyecanlı, duygulu ve uyanık gören bütün millet, sizinle beraber bayram ediyor. Varlığınızı saran bu sevgi ile iftihar ediniz.”
 (s 8-9)

Yücel, 19 Mayıs 1940 da Spor Ve Gençlik Bayramı’nı açarken yaptığı konuşmasına “19 Mayıs, “Samsun”, “Millî Mücadele”, “Vatan ve İstiklal” gibi her biri kutsal anı ve kavramları çağrıştıran sözcüklerle başlar ve şöyle devam eder:

 ” 17 milyon insanı besleyen topraklarıyla; suları damarlarımızda akan kanlar gibi bizim olan nehirleriyle; zaferlerin gölgesi hala dalgalarında titreyen denizleriyle; ecdat türbesi olmuş sıra dağlarıyla; göklerinde rahmet ve bereket taşıyan bulutlarıyla mukaddes bir bütün olan Türk vatanı, bundan tam yirmi bir yıl önce kat’i bir kurtuluşun müjdesi-ne kavuşmuştu. O kurtulan vatanın ebediyete kadar sahibi sensin en büyük Milletim!”

Bu coşkulu söylevinin sonunda Yücel, spor alanını dolduran öğrencilere şöyle seslenir:

“Gençler! İnkılabın, Cumhuriyetin Çocukları… Size böyle hitap ediyorum. Çünkü aranızda yirmi bir yıl önce, 19 Mayıstan evvel doğmuş olanlar yok gibidir. Sizler dünyaya geldiğiniz dakikadan beri, bizlere tahatturu elem veren acı hadiselerden bir tekini bile görmeksizin, hür, müstakil ve daima mamur edilmeye çalışılan bir vatan üstünde büyüdünüz… Size bu mesut çocukluk ve gençlik devrim bahşetmek için, taarruza uğramış vatan toprakları üstünde çekinmeden can verenleri ve onlara basşolanları yüreklerinizde minnetle, hürmetle yaşatmalısınız. Sıra size geldiği zaman, gözü pek, vatansever babalarınız, analarınız gibi millet ve istiklal uğrunda dövüşmeyi, erkeği, kızı beraber icabında ölmeyi şimdiden göze almalısınız.” (s.54-55)

 Yücel, 1941 yılında 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nı açarken yaptığı konuşmaya “Tarihimizin en karanlık devrine ışık ve hayat verici bir sabah olan 19 Mayıs ‘ı kutlamak için bugün memleketin her yanında böyle toplanmış bulunuyoruz” sözleriyle başlar, dinleyenlere Atatürk’ün “esir düşmüş olan aziz yurdu, düşman elinden kurtarmak karariyle” 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığını hatırlatır ve O’nun tarihimizdeki unutulmaz hizmetini bir kez daha belirtmek ister:

“Türk Milletini, dünyanın dört bucağında yangınların tutuştuğu bir devirde bu derece sağlam, bu derece azimli ve iradeli, bu derece yekpare kılan kudret; O’nun her Türkün kalbinde yaktığı istiklal aşkının ateşi, millî namus ve şerefin meşalesidir.” der.

Ve bu konuşmasında gençlere de şöyle seslenir:

“Millî birliğin bugünü yarına ulaştıracak çelik bağı ve millî birlik ve beraberliğin diri timsali sizlersiniz. Vazifeniz, şerefiniz gibi büyüktür. Bu şerefli vazifeyi yapabilmek için şunu bir an unutmayınız. Hayat, devamlı bir emekle, kutsal bir amaca vakfedilmedikçe vicdan huzuriyle müsterih ölmek hiç kimseye müyesser değildir… Bu hakikate ermek için her şeyden önce yürekleriniz, vatan ve millet sevgisiyle dolmalı; namus, şeref ve istiklal aşkıyla yanmalıdır. Sizlerin bu duyguda olduğunuza itimat ediyoruz.” (s.82-83)

Yücel’in 19 Mayıs 1942 günü için hazırladığı bayram konuşmasını kendisinin rahatsızlığı dolayısıyla zamanın CHP Genel Sekreteri Memduh Şevket Esen-dal okur.  Yücel, bu konuşmasında da sözlerine yine çok saydığı ve sevdiği “Büyük Kurtarıcı”, “Ölümsüz Kahraman”, “Eşsiz İnsan” diye betimlediği Atatürk’ü anmakla başlar:

“Ölümünden sonraki 19 Mayıs’tan beri geçen dört yıl içinde huzurunuza çıkarak andığım ve büyük milletçe hep beraber andığımız Büyük Kurtarıcı, Ölümsüz Kahraman, Eşsiz insan Atatürk; bugün, 23 sene önce ölümlerden kurtardığı Türk Milletinin kalbinde sönmeyen ateşini yine Öz nefesiyle yeniden alevlendiriyor. Hangi ana evladını, hangi çocuk babasını, hangi sevgili gönüllüsünü, Türk Milletinin onu sevdiği kadar sevebildi? Türk Milletinin ona beslediği özlemi, hangi evlad anasına, hangi çocuk babasına, hangi sevgili gönüllüsüne duyabildi? Atatürk’ü hatırlamak için Türk tarihinin her anı, 19 Mayıs’tır. Onu her ne suretle, her ne vesile ile anarsak analım, yüreğimizde canlanan duygu, milli savaş ve istiklal yıllarının heyecanı oluyor ve her zaman öyle olacaktır. Onun bize emanet ettiği hür ve özgür vatan üstünde yaşayan her Türk Millî Savaş ve istiklal ruhunun gözüpek, kahraman birer koruyucudur. Bunun içindir ki Atatürk, yaşamakta ve yarın doğup yaşayacak bütün Türklerin ruh ve mana halindeki idealleridir.”

Yücel bu konuşmasının sonunda çok sevdiği gençlere karşı beslediği güvenini de şöyle belirtir:

“Gençler;
Bütün bu sözleri söylerken gözlerim sizlerden ayrılmadı. Size bakarken Türk milletinin sizin gibi güzel yarınlarını, sizin gibi bahtiyar geleceklerini görüyoruz. Bu güven verici vasıfları ahlakınızla, çalışmanızla, ruhta ve bedende sağlamlığınızla kazanıp devam ettireceksiniz.”
 (s.128-129) (*)

Yücel, 19 Mayıs 1944’de Gençlik ve Spor Bayramı’nı açarken yaptığı konuşmasına “Türk Milletini esirlikten kurtaran, Türk vatanını istiklaline kavuşturan Atatürk; millî benliğimize vurulan zincirleri kıran, inkılapçı Türk Cumhuriyetini kuran Atatürk; büyük insan Atatürk, eşsiz kahraman Atatürk…” diye başlar; O’nun artık aramızda olmadığını, fakat anısının gönüllerde yaşadığını, sevgisini içimizde, minnetini iliklerimizde duyduğumuzu, atılımlarını bıraktığı yerden sürdürdüğümüzü, onu unutmadığımızı, O’na yaraşır insan olmaya çalıştığımızı söyler.
Yücel, daha sonra, “Gençler, sevgili Türk çocukları, kardeşlerim, yavrularım!” diyerek öğrencilere şöyle seslenir:
Beni yürekten dinleyin, duyarak inanarak dinleyin; çünkü size yürekten söylüyorum, duyarak inanarak söylüyorum. Millet ve memleket davalarında başarınızın birinci şartı, Atatürk’e, İnönü’ye inanmaktır, onlara bağlanmaktır. Doğru düşünce onların sözünde, doğru hareket onların izindedir. Biz Atatürkçüyüz. Böyle olmayanlar karşınıza çıkarsa onlara yüz vermeyin, onlara söz vermeyin. Atatürk ile İnönü’nün izinde ve emrinde can veren istiklal kurbanları, sizden bunu bekliyor, bunu istiyor… Düşman, ister içimizde ister dışımızda olsun, onunla böyle düşünerek dövüşeceğiz. Bu topraklar bizimdir. Atatürk’ün cumhuriyeti, istiklali emanet ettiği Türk gençliği; siz de bizimsiniz, bize emanetsiniz… Size güveniyoruz… Her güçlüğü gücünüzle yenecek kudrette ve kıymettesiniz. Sizin neşenizle saadetimizi, sizin varlığınızda ölümsüzlüğü duyuyoruz.” (s, 232-233) ;

Yücel, 19 Mayıs 1945’de Spor ve Gençlik Bayramı’nı açarken yaptığı konuşmasına, “Yıllar, yılları kovaladı; olaylar olayları sürükledi; 1919yılının 19 Mayıs’ından 1945 yılının 19 Mayıs’ına girdik. Zamanın içinde bu dalga dalga yuvarlanan akışın kaynağı, suları tükenmeyen pınarı, Türk Milletinin özü ve gözü olan Atatürk’tür” diye başlar ve şu sözlerle devam eder:

“O, Samsun’a ayağını bastığı zaman Türk Milleti, yaşama, varolma iradesini O ‘nün varlığında buldu. Onun içindir ki Türk Milleti varoldukça Atatürk yok olmayacaktır. şu anda, Millî Mücadele kahramanı Mustafa Kemal’i kıvırcık kalpağiyle, Ebedi Şef Atatürk’ü açık, dik başı ve saydırıcı bakışiyle, gençliğin taze ruhları arasında, aziz bir hayat, sönmez bir hakikat olarak, yaşar, gezer, dolaşır görüyoruz. O bizimle beraber, biz ondan ayrılmamış haldeyiz… Ölüm, onu elimizden alabilir; fakat hiçbir kuvvet, Atatürk’ü gönüllerimizden silemeyecektir.”

Yücel bu konuşmasını yine gençlere seslenerek şöyle bitirir: :

“Şunu iyi biliniz ki Cumhuriyet Devrinin başları… şahsiyetlerinizin gelişmesinde Türk varlığının istikbalini gördüler. Bu görüşle tarihimizin en manalı günlerini sizlere armağan ettiler. 19 Mayıs o günlerden biridir. Sizlerin, yalnız ve yalnız milletçe ve insanlıkça yüksek bir değer olmanıza çalışıyoruz… Size güveniyoruz, sevgili Türk çocukları.” (s.271)

Yücel’in, Millî Eğitim Bakanı olarak, Türk gençliğine son seslenişi 19 Mayıs 1946 tarihindedir. O, konuşmasının giriş bölümünde yine günün kutsallığını belirtir, yirmi yedi yıl önce Karadeniz’in coşkun dalgalarını aşarak Samsun’a gelen geminin Anadolu kıyılarına biri Mustafa Kemal, öbürü de Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere iki büyük varlığı birlikte getirdiğini söyler. Bu iki varlığın değerini ve birbirinden ayrılmazlığını da şöyle açıklar:

“Anavatanın bağrına bu ikiz doğan varlıklardan biri, bugün bir hatıra, bir fikir, bir ideal olarak yüreklerimizde yaşamaktadır. Bu duyuştaki Türk Milleti için sevgili Atatürk ölmemiştir; yalnız o kadar değil, ulusumuzun ileri nesilleri için de, daima canlı kalacak, asla ölmeyecektir. Onun içindir ki Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk’ün bu ölümsüzlüğü-nü, kendi varlığında ve bütün hayatında beraberinde götürecektir. Onun içindir ki Türk Milleti, bu paha biçilmez emanetini sonsuz istikballerin bir ufkundan öbür ufkuna sönmez bir güneş gibi taşıyacaktır.”

Yücel, gençlere son seslenişini şu sözlerle bitirir:

“Türk Devleti, sizin bedence gürbüz, ruhça uyanık, karakterce üstün varlığınızda sarsılmak bilmez güvenini buluyor.
Gençler;
Bayramınız kutlu olsun! Atatürk’ün büyük emaneti Türkiye Cumhuriyeti dünya durdukça dursun!.”
 (s. 319-320) Hasan-Âli Yücel’in bakan olarak yapmış olduğu bu konuşmalara topluca bakıldığı zaman görülür ki onun Türk gençliğine iletmek istediği birtakım önemli düşünce ve duygular vardır. Bunları kısaca açıklamak yerinde olur.

Yücel’in bu konuşmalardan yararlanarak gençlere herşeyden önce amaçladığı Mustafa Kemal’in Samsun’a ayak bastığı günün, yakın tarihimiz için çok anlamlı bir gün olduğunu belirtmektir. Ona göre, yeni Türk devletinin Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşu ve başlangıcı 19 Mayıs 1919’dur. Ve bu cumhuriyetin temelinde bağımsızlık, özgürlük ve çağdaşlık yatmaktadır.

Bu konuşmalarda dikkati çeken bir başka özellik de Atatürk’e geniş bir yer verilmiş olmasıdır. O’nun her yıl içli, duygulu ve övgü dolu sözlerle anılmasının büyük bir anlamı vardır. Çünkü, O’nun ne yaptığını kavramak, O’nu sevmek, Onun devrimlerini benimseyip yaşatmak cumhuriyeti benimsemek, sevmek, korumak ve yüceltmek için şarttır. Yücel’e göre Atatürk sevgisi ile cumhuriyet yönetimine bağlılık Özdeş bir davranıştır.

Gençliğe seslenişlerde işlenen bir başka tema da “vatan ve millet” sevgisidir. Yücel bu sevgiye değinirken Anadolu’nun toprağını, akarsularını, dağlarını, denizlerini dile getirir; ulusu ve yurdu için canlarını verenleri de daima saygı ile anar. Böylece yurt ve ulus sevgisini somutlaştırmaya çalışır. Ayrıca, gençlerden şehitlerimize, gazilerimize ve Kurtuluş Savaşı’nda görev almış kahramanlarımıza karşı saygı beslemelerini ister.

Söz konuşu konuşmalarda üzerinde durulan önemli kavramlardan biri de “millî birlik ve beraberlik” kavramıdır. Yücel, gençlere birlik ve dayanışmanın zorunluluğunu anlatır ve ulusun buna ihtiyaç duyduğunu belirtir. Bu noktanın iyi değerlendirilmesi için Yücel’in bakanlık yaptığı yılların ülkemiz bakımından ne denli bunalımlı yıllar olduğunu hatırlamak gerekir. O yıllar İkinci Dünya Savaşı’nın bütün şiddetiyle devam ettiği yıllardır. Yurdumuz her an bir saldırıya uğramak tehlikesiyle karşı karşıyıdır. Yücel, bu durumu göz önünde bulundurarak bir devlet adamı bilinci ve duygusu ile birkaç konuşmasında açıkça, öteki rinde de örtülü biçimde gelecek güçlüklere, tehditlere karşı gençlere bedence ve ruhça hazırlıklı olmalarını söyler.

19 Mayıs konuşmalarında Yücel’in gençlere sonsuz bir güven beslediği açıkça anlaşılır. Bu güven, aynı zamanda, onun ülkemizin geleceğine ilişkin kesin iyimserliğini de yansıtır. Her konuşmasının sonunda gençlere seslenirken kullandığı sözcükler; çocuklarımızı, gençlerimizi çok seven ve onları koruyan, iyi ahlaklı ve çağdaş bir kişilikle yetiştirmeye çalışan bir eğitimcinin belirgin Özelliğini de ortaya koyar.
(*) 1943 ‘de tüm hazırlıklara rağmen Ankara ‘da Gençlik ve Spor Bayramı Töreni şiddetli yağış nedeniyle yapılamaz, dolayısıyla Yücel, o yıl gençliğe seslenme imkanı bulamaz (1 ) http://mimoza.marmara.edu.tr/~avni/dersbelgeligi/aliyucel/gencligeseslenis.htm

Mehmet Boz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.