Kategoriler
Dünya Hüseyin Mümtaz

YENİ DÜNYA DÜZENİ-HÜSEYİN MÜMTAZ

YENİ DÜNYA DÜZENİ

HÜSEYİN MÜMTAZ

Son yıllarda sol siyaset çöktü, dünya hızla “muhafazakârlaşıyor”. 

Buradaki “muhafazakârlığı” hem din, hem milliyet yönünden ele alın lütfen.

Le Monde Diplomatique Türkiye Editörü Süleyman Tosunoğlu dünya siyasetinin genel görünümüne “Demoktatörlük” adını veriyor.

Yâni; “Demokratik yollarla iktidara gelip demokrasinin tüm kurumlarını ele geçirip bir daha iktidardan gitmemenin yollarını aramak! Demokrasiyle diktatörlüğün birleşimi!”.

Balbay devam ediyor;

“Bunun en yaygın ve bilinen örneği Macaristan. 8 yıllık muhalefet liderliğinden sonra 2010 yılında iktidara gelen Viktor Urban, 2014 ve 2018 seçimlerini de kazandı. Her seçimden sonra yetkilerini bir doz artırdı. En son ‘kanun benim’ dedi, kendisine kanun çıkarma yetkisi verdi. Urban, adına gönderme yapılarak ‘Viktatör’ diye anılıyor.

Macaristan, 2004 yılından beri AB üyesi. Ülkenin bankacılıktan sanayiye temel ekonomik kurumlarının neredeyse tümüne Almanya hâkim olduğu için midir bilinmez, Urban’ın viktatörlüğü demokratik bulunuyor!”

Barış Doster ise konuya Trump’ın koltuğa yapışmasından, halkı sokağa dökmesinden hareketle giriyor;

“İşin vahimi, sağcıların, kendilerince doğal olarak liberal demokrasiye sahip çıkarken, solda geçinen, soldan geçinen kimilerinin, kendilerine ‘liberal sol’ (ne demekse o) demeleridir. Sınıfsal kimliği değil, etnik, mezhepsel kimliği öne çıkarmayı ‘sosyalizm’; kamusal ve toplumsal çıkarı dışlayıp bireyciliği, bencilliği öncelemeyi ‘özgürlükçülük’; ulusal olanı reddedip emperyalizmin, ABD’nin, AB’nin peşine takılmayı ‘demokrasi’ sanmalarıdır” diyor.

                Etrafınıza bakın; Trump, Putin, Macron, “Doğu Alman” Merkel ve diğerleri… Boris’i saymıyorum, çünkü o “fareli köyün kavalcısı”.

                Ya şu ayrıntı(lar), gündemin bunca kalabalığı arasında dikkatinizden kaçtı mı bilmiyorum;

                “Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, eski devlet başkanlarının görevden ayrıldıktan sonra kendileri ve ailelerine yaşam boyu dokunulmazlık tanıyan yasayı onayladı.

Vladimir Putin, 2024 yılında yeniden başkan adayı olmazsa bu yasa doğrultusunda ömür boyu senatör unvanını elde edebilecek.

Bu pozisyon ömür boyu dokunulmazlığı garanti altına almış oluyor. Yasa, eski devlet başkanlarına idari veya cezai sorumluluk getirilmemesini garanti ediyor. Yeni yasa ile devlet başkanları, görevden ayrıldıktan sonra da kendileri ve ailelerinin yaşadıkları sürede işledikleri suçlardan dokunulmazlıkları olacak. Bu kişiler polis ve savcılık makamları tarafından soruşturulamayacak, aramaya ve gözaltına tabi olmayacak”.

“Ama orası Rusya” demeyin, ya Amerika?

“New York Times’in, konu hakkında bilgisi olan iki kaynağa dayandırdığı haberinde, Trump’ın, 3 Kasım başkanlık seçimlerinden sonra danışmanlarıyla kendisi için ‘özel af’ çıkarması durumunda yasal ve siyasi sonuçlarının ne olacağını değerlendirdiği belirtildi.

Haberde, Trump’ın kendisine özel af çıkarma konusunu, 5 Ocak’ta Georgia’da yapılan Senato seçimleri için eyalet sekreterini arayarak ‘sonuçları kendi lehine çevrilmesi’ adımı atması çağrısı ile 6 Ocak’ta destekçilerinin Kongreyi basma olayından sorumlu tutularak yargılanması gerektiği tartışmalarından sonra gündeme getirip getirmediğinin ise net olmadığı kaydedildi.

Amerikan tarihinde, Gerald Ford tarafından 8 Eylül 1974’te özel af çıkarılarak yargılanması engellenen tek ABD başkanı, Watergate skandalı nedeniyle istifa eden Richard Nixon olmuştu”.

Nelerden, bilip bilmediğimiz, sonradan açığa çıkacağından korktukları hangi yaptıklarından korkuyorlar dersiniz?

Hem her haltı yiyecekler, hem ömür boyu kendileri ve ailelerine dokunulmazlık…

Hitler, Mussolini, Stalin öldü zannediyorsunuz değil mi?

Faşizm ve komünizm hayaletlerinin bulutların üzerinden halâ dünyayı gözetlediklerinin farkında değil misiniz?

O halde Trump’la, yani köyün yahut mahallenin delisiyle başlayalım…

Siz hiç Amerikan Kongre Binasının beşinci sınıf bir kabile ülkesi gibi çapulcu güruhlarca işgal edileceğini; bunun üzerine Genelkurmay Başkanı Mark Milley’in, başkent Washington’da Ulusal Ordu Müzesi’nin açılışında yaptığı konuşmada; “Biz bir krala, kraliçeye, tirana veya diktatöre bağlılık yemini etmedik. Bir bireye bağlılık yemini etmedik. Biz anayasaya bağlılık yemini ettik” ifadesini kullanması üzerine de askerlerin yeni işgalleri önlemek için Kongre binasında nöbet tutup koridorlarda yerlerde yatacaklarını hayal edebilir miydiniz?

Washington’da asker sokaktaymış, Silahlı grupların yürüyüş hazırlığında olduğu, Antifa’nın da karşı eylem planladığı iddia ediliyor.

Üstelik bir de sokakta olan askerin, yemin günü Trump lehine kalkışmada bulunacağı, FBI’ın da şimdi bu askerleri soruşturduğu iddiaları piyasalarda.

Trump’ın seçimi kaybedince, kaybetmemek için neler yaptığını, halkı isyana davet ettiğini not etmiştiniz değil mi?

Soyunu inceleyince yaptıklarına hiç şaşırmayacaksınız?

                Şaşırmayın… Hitler’le “yakınlığı” vardır,  o da Alman asıllıdır.

De­de­si Fri­ed­rich 1869’da Al­manya’da doğ­du, 16 ya­şın­da 1885’te AB­D’­ye gel­di. Ber­be­r’­di. An­cak… 16 Ni­san 1896’da ha­ya­tı de­ğiş­ti. Ka­na­da Klon­di­ke böl­ge­sin­de al­tın bu­lun­muş­tu. Zen­gin ol­ma haya­liy­le al­tı­na hü­cum eden göç­men­ler ara­sın­da o da var­dı. Fa­kat… Al­tın çı­kar­mak­la uğ­raş­ma­dı; al­tın ara­yı­cı­la­rı­na yer bu­lup, yi­ye­cek-içe­cek ve ka­dın sa­ta­rak pa­ra ka­zan­dı. Ge­ne­lev iş­let­ti.

Al­man göç­me­ni Eli­za­beth Me­sih ile ev­len­di. As­ker­lik yap­ma­mak ve ver­gi ver­me­mek için Al­man­ya’ya dön­dü­ler. Çok kal­ma­dı­lar, Ame­ri­ka’ya ge­ri gel­di­ler.

11 Ekim 1905’te oğ­lu Fre­de­rick (Fred) doğ­du. Ba­ba­sı 1918’te ölün­ce Fred, genç yaş­ta ti­ca­re­te atıl­dı. An­ne­siy­le bir­lik­te in­şa­at­çı ol­du. 22 ya­şın­da Eli­za­beth Trump & Son ad­lı şir­ke­ti kur­du. Ay­nı za­man­da ırk­çı Ku-Klux Klan üye­siy­di; bu ne­den­le kı­sa bir sü­re tu­tuk­lu kal­dı. İkin­ci Dün­ya Sa­va­şı’n­da iş­le­ri bü­yüt­tü; ABD Do­nan­ma­sı ve per­so­ne­li için kış­la ve ev­ler yap­tı. Sa­vaş son­ra­sın­da New York Qu­een­s’­te ar­sa­lar alıp apart­man­lar yap­tı. Da­ire­le­ri­ni si­yah­la­ra sat­ma­ya­cak ka­dar ırk­çıy­dı.
1935’te İs­koç göç­me­ni Mary Mac­Le­od ile ev­len­di. Beş ço­cuk­la­rı ol­du; Mar­yan­ne, Fred Jr, Eli­za­beth, Do­nald ve Ro­bert. Ve 14 Ha­zi­ran 1946’da Do­nald Trump doğ­du. So­yad­la­rı; Al­man­ca “T­ri­ump­h” idi; “za­fe­r” an­la­mın­day­dı; son­ra Trump yap­tı­lar.

Trump 2016’daki seçim sürecinde İslamofobik söylemler kullandı.

Evanjeliktir. Amerika’yı; din, renk ve azınlık olarak 86 parçaya böldü, ayrıştırdı, toptan “beyazlaştırarak” yeniden “great” yapmak istedi.

Her gün, her saat, her kanalda ağzını büzerek herkesi aşağıladı, tehdit etti, hakaret etti, sövdü. Burnu hep havada idi, muteberlikten asla ödün vermeyen bir kibir abidesi idi.

Herkese tepeden baktı, küçümsedi, dış politikasını “dostça” yaklaşarak değil, hep “gerilimle” yabancı devletlere her dakika sanal medyadan sopa göstererek yönetti.

Bütün dünyaya saldırdı. Her yerde düşman edindi. Hiç dostu olmadı/kalmadı.

Tek dostu İsrail’di. Gölge Dışişleri Bakanı olan Yahudi damadıyla evlenen kızı da din değiştirerek Yahudi oldu.

Yâni nereden bakarsanız bakın; “Ve bu dünyadan Trump da geçti” oldu sonu.

Yazıya başlayıp bitirene kadar Denktaş’la Dr. Küçük’ün ölüm yıldönümleri üst üste geldi.

13 ve 14 Ocak…

1963’de bütün dünyada “Kıbrıs Türk Mücahidinin sesi” olan Bayrak Radyo (Televizyonunun) şimdi Toroslardan bile güç ulaşılan yayınlarından birinde Denktaş ile ilgili bir belgesel vardı.

Çıt çıkarmadan, nefes bile almadan seyrettim.

Çakışınca, ister istemez de Trump ile karşılaştırdım.

Tam iki saat, son derece sâde bir kıyafetle, kimseyi ötelemeden efendice, kimseye hakaret etmeden, küçük görmeden, ağzını, üslûbunu bozmadan ve en önemlisi; (zamanında prompter yoktu… elinde, önünde, karşısında olmayan notlara bakma gereği duymadan), hiç şaşırmadan-teklemeden 1878’den günümüze satır satır getirdi Kıbrıs Türkü’nün mücadelesini.

Hele Kıbrıs’ta son Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra iç politikada yaşanan onca kargaşayı, seviyesizlikleri, beceriksizlikleri, acemilikleri; ucuz kasaba-köy politikalarını görünce her ikisinin de kıymetini yeterince anlayamadığımızın, kıymetlerini asla bilmediğimizin farkına varıyorum.

Her ikisi de hayırla yâd edilecek insanlardı, her ikisini de rahmetle anıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.