Kategoriler
Ali Eralp

Türkiye’m Tükeniyor…

Ülke adım adım uçuruma yuvarlanıyor, uçuruma sürükleniyor…

Her yanda başıboşluk… Denetimsizlik… Yönetimsizlik…

Yalan dolan, aldatmaca, her çeşit sömürü vatanı teslim almış durumda.

İnsanlarımızın yüzünde açlık, yoksulluk, çaresizlik, umutsuzluk okunuyor.

Siz bakmayın Çalışma Bakanının “Türkiye’de yoksulluk sorun olmaktan çıktı, artık refahı paylaşma aşamasına geçtik” demesine… Türkiye’de yoksulluk sınırı Kasım 2020’de 8.197,62 TL. Ne diyeyim bu rakamdan sonra? Söylenecek bi laf kalıyor mu?

Hangi ülkede, nerede yaşıyorsa o…

Vatandaşlarımız bir eline “İş”, bir eline “Aş” yazarak intihar ediyorlar.

Ekonomi paramparça, perişan… Sosyal yaşam, eğitim, kültür meçhule giden bir gemi…

Dört gençten birisi işsiz. Köylünün kredi borçlarından dolayı traktörlerinin satım işi, haczi bitti; şimdi sıra hayvanlarına, tarlalarına, konutlarına geldi…

Çiftçi, eli böğründe, olup bitenlere şaşkın şakın ve umutsuzca bakıyor. Ona yardımcı olacak kimse yok. İçine düştüğü bataklıktan onu çekip çıkaracak kimse de yok.

Köyüne alacak tahsili için geliyorlar sadece…

Türkiye bitiyor. Türkiye’m tükeniyor…

İşçisiyle, memuruyla, emeklisiyle, esnafıyla, köylüsüyle Türkiye’m tükeniyor…

Her geçen gün durum daha kötüye gidiyor.

2011 yılında kişi başına düşen gelir 10 bin 761 dolardı, bugün 7 bin dolar. 2011’in de gerisine düştük.

Bu ülkede nüfusun yarısından çoğu asgari ücretle, yani 2324 TL ile çalışıyor. Yani açlık sınırının altında.

Yukarıdan beri özetlemeye çalıştığım Türkiye’nin içinde bulunduğu bu kötü koşullar iktidarın umurunda bile değil.

Diyanet, şimdi de Bodrum’da külliye yapmak için kolları sıvadı ve hafriyata yeniden başladı.

Halkımız selle, açlıkla, işsizlikle, depremlerle, hastalıklarla boğuşurken,  “Dünyanın en güzel 10 sahilinden biri olarak gösterilen, Ortakent Yahşi’de dini amaçlar için kullanılmak üzere “Külliye inşaatı”nı Diyanet yeniden gündeme getirdi…

Tamı tamamına bu külliye için 100 milyon lira harcanacak… Ortakent Kargı’daki 10 dönümlük arazide hafriyat çalışmasına girişildi bile. Oysa halkın tepkisi nedeniyle bu çalışma 2016 yılında durdurulmuştu.

Bu yeni girişim karşısında muhalefetin, derneklerin, sendikaların, toplum kuruluşlarının, halkın yine tepki vermesini, direnmesini bekliyoruz.

Gerçi bugünkü ortamda, “Tepki vermek” bir yana sendikalar, sendika ağaları işçi haklarını korumak, kollamaktan bile acizler…

Onlar sadece konuşuyorlar şimdilik. Arada bir ufak tefek çıkışlar yapıyorlar, o kadar. Sonra da seslerini kesip, kıçları üstüne oturuyorlar.

Geçmiş yıllarda, mikrofonunun “Açık” olduğunun farkına varmayan Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, asgari ücret görüşmelerinde, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanına dönüp usulca, “Uzasa işi karıştıracağız. En azından kapattım böyle…” demişti.

“Kapattım” dediği asgari işçi ücretiydi! Yüzde 15 zam isteği ile oturduğu ücret görüşmelerinde yüzde 8’e imza atmıştı. Ve bu başkan bu konuşmadan sonra tekrar başkan seçildi, hâlâ görev başında…

Zaten sendika başkanları, ücret zammı görüşmelerini ılımlı bir ortamda iktidarla uzlaşarak, yumuşak başlı çocuklar gibi dostça çözmeye çalışıyorlar her yıl.

Bir kez olsun, istedikleri sonuca ulaştıklarına tanık olmadık. Ücretler genellikle, işçilerin beklediği rakamların altında gerçekleşiyor.

Bu gerçekleri yazan gazeteler, TV’ler, yayın organları da bir elin parmakları kadar az.

Bu nedenle insanlarımız doğruları göremiyor. Öğrenemiyor. Ülkemiz yağmalanıyor, talan ediliyor. Ne akarsularımız kaldı ne ormanlarımız…

Taş ocakları, maden ocakları, yeşil manzaralı köşkler, villa inşaatları yüzünden göller, barajlar, ormanlar tehlike altında. Kuraklık kapıda…

Günden güne sular çekiliyor, göller,  dereler, akarsular, ormanlar kuruyor, yok oluyor. İnsanlarımız çareyi yağmur dualarına çıkmakta buluyorlar.

Bu uygarlık çağında, 21. Yüzyılda bizzat Diyanet bu işlere öncülük, önderlik yapıyor, kılavuz oluyor…

Şimdi bir de karşımıza “Elektrik duası” çıktı. Yağmur duasından sonra bu kez de köylüler “Elektrik duası”na çıktılar.

Şanlıurfa’nın Suruç ilçesine bağlı 30 mahallede elektriklerin günde 12 saat boyunca kesilmesi nedeniyle mahalleli elektrik duası yapmaya başladı. Evet, yanlış duymadınız: Elektrik duası…

Köylüler, ellerini semaya açarak, “Bu yağmur duası değildir, elektrik duasıdır. Sorunlarımızın çözümü için nereye başvuru yaptıysak, ‘Dicle Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi’ne de (DEDAŞ) başvurduk. Ancak Allah’ın gücü yeter” diyorlar.

Biz de Allah’a yalvarıyoruz. “Allah’ım bize elektrik ver. Allah’ım bu zulme son ver…”

AKP’li olduklarının altını çizen mahalleli, “Ben Ak Partiliyim hepimiz Ak Partiliyiz. Ak Parti ile yürüdük, yorulduk, her şey yaptık. Sadece elektrik istiyoruz Dicle zulmüne dur diyoruz” açıklamasını yaptı.

(alieralp37@gmail.com)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.