Gazeteciler Baskıların Kıskacında

6 – 9 EKİM 2020’DE TÜRKİYE’DE GERÇEKLEŞTİRİLEN ULUSLARARASI BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ ORTAK MİSYONU

MİSYON RAPORU

Uluslararası basın özgürlüğü, gazetecilik ve insan hakları konularında faaliyet gösteren on bir örgüt, basın özgürlüğünün durumunu değerlendirmek üzere 6-9 Ekim 2020 tarihleri arasında Türkiye’ye ortak bir misyon düzenleyerek, medya çalışanları, sivil toplum örgütleri, Adalet Bakanlığı ve denetleyici kurumların temsilcileri, milletvekilleri ve diplomatik temsilcilerle görüşmeler gerçekleştirdi.

Covid-19 salgınının gölgesinde düzenlenen misyon, denetleyici kurumların basını hedef alan
eylemlerinin keskin bir artış gösterdiği; gazetecilerin fiziksel saldırılara maruz kaldığı bir ortamda ve sosyal medyada çeşitli sınırlamalar öngören, bağımsız gazetecilik ve daralan kamusal tartışma alanlarını daha da kısıtlayacak yeni bir yasanın akabinde gerçekleşti.

Bununla birlikte bu seneki misyon, heyet tarafından Eylül 2019’da gerçekleştirilen ve tutuklu
yargılama pratiği, yargılama süreçleri, terörle mücadele yasasının muhalif gazetecileri hedef almak üzere kötüye kullanılması konularına ek olarak, Yargı Reformu Stratejisi’nin anlamlı bir değişim yaratma olasılığına odaklanan ziyaretten bu yana geçen 13 ayda yaşanan gelişmeleri de değerlendirme imkanı sundu.

Özet Bulgular

Misyonu takip eden hafta, 14 Ekim Çarşamba günü, İngilizce ve Türkçe dillerinde bir basın toplantısı gerçekleştirildi. Sunulan basın bildirisi, misyonun bulgularını aşağıdaki gibi özetledi:

Türkiye’de kurumların bağımsızlığını yitirmesi basın özgürlüğünü ciddi tehlikeye sokuyor

On bir uluslararası hak örgütü, Türkiye’ye yönelik basın özgürlüğü misyonunu sonuçlandırdı

Uluslararası basın özgürlüğü, gazetecilik ve insan hakları konularında faaliyet gösteren on bir
örgütten oluşan bir delegasyon, geçen hafta Türkiye’ye yaptığı dört günlük misyonun ardından, ülkede medya üzerinde artan devlet hakimiyetine bağlı olarak ağırlaşan basın özgürlüğü krizi, kamuya bağlı düzenleyici kurumların bağımsızlığını yitirmesi ve özgür düşünce için geriye kalan alanları kısıtlamaya yönelik yeni bir sosyal medya kanunu konularında yetkilileri uyardı. Delegasyon, ayrıca, gazetecilere yönelik süregelen tutuklama ve yargılamaların yanı sıra habercilerin can güvenliğine ve yargı bağımsızlığına ilişkin endişelerini de dile getirme fırsatı buldu.

Tutuklu gazeteciler ve güvenliklerine yönelik tehditler

Türkiye’de çok sayıda gazeteci ya hapishanede ya da gazetecilik faaliyetleri nedeniyle keyfi suçlamalarla yargılanıyor. Kamu makamları, temel hakları garanti altına almayan bir yargı sistemini araç olarak kullanmaya devam ediyor. Yerel bir mahkemenin bu ay verdiği, Cumhuriyet gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar’ı kaçak ilan ederek tüm mal varlığına el koyma kararı, eleştirel seslerin bastırılmasına dönük sonu gelmez girişimleri gözler önüne seriyor. Gazetecilik faaliyetlerini cezalandırma amacıyla gazetecinin ve ailesinin mallarına el koymak, yeni bir saldırı biçimini temsil ediyor. Siyasi iradenin bu cezalandırma pratiğini sonlandırma niyetinden yoksun olması nedeniyle 2016’dan bu yana büyük ölçüde değişmeyen bu sistem, oldukça rahatsız edici bir tablo çiziyor.

Heyet üyeleri, Ankara’da Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Daire Başkanlığı ile yapılan toplantıda yetkililerden, özellikle yerel ölçekte artış gösteren, gazetecilere yönelik fiziksel saldırıların etkili şekilde kovuşturulmasını ve sorumluların yargı önüne çıkarılmasını talep etti.
Gazetecilerin ve siyasi tutukluların, Covid-19 salgını dolayısıyla cezaevlerindeki aşırı kalabalığı azaltmak için acilen yürürlüğe sokulan ceza infaz düzenlemesinden pratikte dışlanmaları dolayısıyla, gazetecilerin güvenliği ciddi bir tehditle karşı karşıyadır. Hali hazırda özgürlüklerinden mahrum edilen gazetecilerin sağlıkları da büyük bir riskle baş başa bırakılmıştır.

Mahkemelerin bağımsızlığını yitirmesi

Türkiye hükümeti, son aylarda, basını susturmaya yönelik çabalarını daha da genişleterek, bir
yandan sosyal medyada online sansürü arttıran yeni düzenlemeyi çıkardı ve partizan medya
denetleyici kurumları harekete geçirdi, bir yandan ise Anayasa Mahkemesi’ni (AYM) hedef alarak yargı bağımsızlığına karşı yeni bir saldırı başlattı.

Delegasyonun AYM ve Adalet Bakanlığı ile görüştüğü gün Adalet Bakanı, AYM’nin, ülkenin başkanlık sistemine uygun olarak “yeniden yapılandırılmasına” sıcak baktığını açıkladı.

Karar alma sürecindeki gecikmelere ve zaman zaman kararlarının alt mahkemeler tarafından
uygulanmasındaki başarısızlıklara rağmen AYM, basın özgürlüğü de dahil olmak üzere anayasadaki temel hakların korunması için önemli bir güvencedir. Muhafazakar Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) ortaya koyduğu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından desteklenen bu “yeniden yapılandırma” önerisi, AYM’nin bağımsızlığını ortadan kaldırmakla açıkça tehdit etmektedir.

Türkiye’de hükümetin, yargı bağımsızlığındaki eksiklikleri araçlaştırarak basın üzerinde baskı
yaratma çabaları göz önünde bulundurulduğunda, meselenin hassasiyeti anlaşılmaktadır.
Delegasyon ayrıca AYM yetkililerini, internet sitesi engellemeleri de dahil olmak üzere, basın
özgürlüğünü ilgilendiren dosyaları görüşmeye öncelik vermeye çağırdı ve bu başvuruların çoğunun süregelen hak ihlallerine ilişkin olduğuna dikkat çekti. Heyet, AYM’yi, alt mahkemelere emsal teşkil edebilecek pilot davalar belirlemeye ve AYM kararlarını görmezden gelerek hukukun üstünlüğünü tehdit eden alt mahkemelerle ilgili soruna çözüm üretmeye davet etti. Delegasyon, süregelen bir sorun olarak ceza kanunundaki ‘hakaret’ düzenlemesine de değindi ve Anayasa Mahkemesi’nin ifade özgürlüğü hakkı bakımından açık ve net bir karar vermesi gerekliliğini vurguladı.

Sosyal medyada eleştirinin ortadan kaldırılması

Adalet Bakanlığı ile yaptığı görüşmede delegasyon, 1 Ekim’de yürürlüğe giren ve internette sansürün daha da artmasının önünü açan sosyal medya yasasına yönelik sert eleştirilerini yineledi. Ana akım medyanın hükümete yakın şirketlerce devralınmasının ardından, sosyal medya platformları ve online haber siteleri, Türkiye’de eleştirel gazeteciliğin uygulanabildiği son mecralar olarak öne çıkmaktadır. Hükümet, ilgili düzenlemenin bazı Batı ülkelerindeki “benzer” yasalara dayandığını iddia etse de, Türkiye mahkemeleri ve devlet kurumları, yasanın kötüye kullanılmasını önlemek için gerekli bağımsızlıktan yoksundur. Bu nedenle, yeni yasa pratikte, internet ortamındaki eleştirileri susturmak için yeni bir araç işlevi görecektir.
Sosyal medya şirketlerinin tepkisi belirsizliğini korurken, delegasyon üyeleri, düzenlemenin mevcut şekliyle uygulanması durumunda, bu şirketlerin de hükümetin sansür uygulamasının birer uzantısı haline geleceğinden ve herhangi bir bağımsız inceleme imkanı olmaksızın içeriklerin kaldırılmasına yönelik talepleri uygulayacağından endişe etmektedir.

Devlet kurumlarına uygulanan siyasi manipülasyonlar

Delegasyon, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ve Basın İlan Kurumu (BİK) gibi kamuya bağlı düzenleyici kurumların yetkilerinin, bağımsız medyayı cezalandırmak ve mali yıkıma uğratmak amacıyla kötüye kullanılmasına son verilmesi için çağrıda bulundu. Özellikle RTÜK, bağımsız televizyon yayıncılığına yönelik para cezaları ve yayın yasaklarını son dönemde hızlandırdı. RTÜK başkanlığı, misyonun görüşme talebini cevapsız bırakırken, üst kurulun muhalif üyesi İlhan Taşçı, heyeti kabul etti ve heyet üyelerinin, eleştirel yayıncılığın siyasi amaçlarla hedef alındığı yönündeki endişelerine katıldığını ifade etti. Öte yandan, uluslararası ve yerel basın özgürlüğü gruplarından oluşan farklı bir heyetin bu yılın başlarında görüştüğü BİK ise, eleştirel gazetelerin kamu reklamları almasına asılsız bahanelerle yasak koymaya devam ediyor. Hem RTÜK hem de BİK, hükümet tarafından etkin olarak kontrol ediliyor ve sözde bağımsız kurumlar olmalarına karşın acıklı bir hükümete bağlılık tablosu çiziyorlar.

Türkiye’de ifade özgürlüğü ve hukukun üstünlüğüne yönelik tehditlere karşı uluslararası endişe

Türkiye’de basın özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü konusundaki küresel endişenin bir işareti olarak heyetimiz, Avrupa Birliği Delegasyonu’na ek olarak İstanbul ve Ankara’dan 17 diplomatik misyon temsilcisiyle de çevrimiçi toplantılarda bir araya geldi. Misyon üyeleri, AB’nin yeni yayımlanan Türkiye ilerleme raporunda, ifade özgürlüğü konusundaki “ciddi gerilemeyi” vurgulayan yalın bulguları kabul eden bir tutum sergiliyor. Ancak, uluslararası topluluk, Türkiye’yi hukukun üstünlüğüne saygı gösteren ülkeler kulübüne geri döndürmek için ikili ilişkilerini ve çok taraflı çabalarını artırmalıdır.

Jeopolitik gelişmelerin, basın özgürlüğü dahil olmak üzere, insan hakları sorunlarını rehin almasına müsaade edilmemelidir.

Basın Toplantısı

Raporun Tamamı

Raporun ingilizcesi için

ecpmf.eu/mission-report-turkeys-journalists-on-the-ropes/

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.