TARIM ve HAYVANCILIĞIMIZA NE OLDU

En iyi bildiğim kendi köyümden yola çıkarak,tarım ve hayvancılığımıza bir göz atmak istedim…

Köyümüzde pancar,kırmızı patates,buğday,günaşık ve haşhaş en çok yetişen bitkilerdi.

Ekilen bitkiler bir ay içinde çıkıp büyümeye başlar ama onlarla birlikte yabani otlar da büyür.Hele iki ot vardır ki tarladan söküp atmanız neredeyse imkansız gibidir.Birisi ayrık otudur,sinsi sinsi toprağın altından yürür ve kökü çok derinlere gider.Ne kadar koparırsan kopar ille de bir yerlerde küçücük bir parçası kalır ve öyle bir hızla çoğalır ki aklınız almaz.

Birde ekin dediğimiz buğday arpa gibi bitkilere dadanan sarı sarı çiçekleriyle şirinlik yapmaya çalışan ama ekini sarıp boğmaya çalışan ikinci düşman canavar otu…

Buğdayın içinden bu otlar elle kökünden yolunarak ayıklanır ama sebzelerin içinden ancak çapa ile kurtulunur.

Bitkileri bu düşmanlardan kurtarmak ve diplerini yumuşatıp havalandırmak için çapalamaya ihtiyaçları vardır.Yine köyün genç gelin ve kızları meci usulüyle toplaşır sırayla birbirlerinin tarlasını çapalamaya giderler.

Sabahın erken saatinde tarlaya gelen çapacılar asker gibi bir başa dizilirler ve başlarlar çapalamaya.Yabani otları kökünden koparırken,toprağı da havalandırmış olurlar,yağmur daha kolay işlesin diye.Bitkiler biraz büyüyünce bu işlem tekrarlanır.Bitki daha büyük ve güçlü hale geldiği için yabani otların da büyümesine izin vermez.

Hiç patates tarlası gördünüz mü?Çiçek açtıklarında sarı beyaz tıpkı gelin başına benzer.Kırmızı patatesi fırında odun ateşinin külüne gömüp yediniz mi hiç?Bir deneyin

,açtığınızda kar beyazı yıldızlar dökülür içinden ve hayatınızda yediğiniz en güzel şey olduğunu anlarsınız.

Afyonkarahisar patates üretiminde Türkiye ‘de üçüncü sırada.Türkiye ise dünyada  patates üretiminde 15 inci sıradaydı bir zamanlar….

Çiftçimize kaliteli tohum verilirse,tarım ilaçları daha ucuza verilirse eminim daha çok ve sağlıklı üretim yapacaklardır.

Yılda dört buçuk milyon ton patates üreten bir ülkede tohum olarak dışarıya bağlı olmak pek akıl karı değil.

Patates üretiminin sürdürülebilmesi için sertifikalı yerli tohum kullanması için çiftçinin desteklenmesi,üretim planlanması yapılıp,çiftçinin örgütlendirilmesi gerekir.Yoksa yakın zamanda patatesi dışarıdan almak zorunda kalacağız diye düşünüyordum almaya başladık bile…

Ya pancar tarlası gördünüz mü?Uçsuz bucaksız uzanan bir yeşil halı gibi görünür.

Sadece şeker mi yapıldığını sanıyorsunuz!Her aile kışlık pekmezini yapar küpler dolusu.

Yaprağı ıspanak  gibi kavrulup pide börek yapılır.Yaprakları tazeyken ve kurutulup kışın sarma yapılır…

Sonra kazanlarla fırına atılıp yediğinizde aldığınız tadı eminim hiç unutamayacaksınız.

Şeker pancarından sadece şeker üretilmez.Yan ürün olarak hayvan yemi olarak kullanılan küspe ve alkol,maya,yem sanayisinde kullanılan melas da elde edilir.

Türkiye de 31 şeker fabrikası var ama sürekli zarar gösterilerek 13 tanesi kapatılması öngörülüyordu ki kapatıldı sonunda….

Türkiye de 450 bin aile pancar üretiyor ama herkes her istediği yerde pancar üretemiyor.

Yanlış uygulanan tarım politikaları yüzünden pancar üretimi geriledi.

Dışarıdan aldığımız sağlıksız mısır şurubu kullanıldığı için yakında şeker pancarı üretimi  yok olup,şeker fabrikaları da kapanacak dedik ve kapandı pek çoğu…

Şeker Fabrikalar Cumhuriyet döneminde Türkiye nin kurtarıcısı olmuştur.Şimdi birer birer satılmakta.

Kimsenin umrunda bile değil şeker üretiminde dünyada beşinci sırada olmamız.

Bizim üretimimiz kısılıp,dışarıdan almaya mecbur bırakıldığımız GDO lu ve hormonlu mısır şekeri zehir saçmakta ve halkın sağlığıyla oynanmakta.

Haşhaşlar mor beyaz çiçekleriyle boyunuza kadar uzanır ve sanki cennetten bir köşede gibi hissedersiniz kendinizi içine girdiğinizde.

Haşhaşlar daha tazeyken tere görünümündedir ve çok güzel salatası yapılır,çiçekleri dökülünce portakaldan biraz küçük kelleler oluşur,işte tam bu duruma geldiğinde onun özel bıçağıyla sıra sıra genç gelinler çizer ve oradan bembeyaz bir süt akar,beş dakika kadar arkasından başka bir grup hafif sararmaya ve sakızlaşmaya başlayan bu macunumsu şeyi acele toplarlar.Zamanla yarışırlar.Yine bir hafta içinde bu afyon alma işi tamamlanmalı yoksa zamanı geçince haşhaşlar kurumaya başlar ve süt çıkmaz.

İlaç yapımında kullanılan  bu sakız devlet tarafından parasıyla toplanır,bir gramını bile size bırakmaz,uyuşturucu özelliği olduğu için sakıncalı ve yasaktır.

Sonra kurumaya bırakılan kelleler toplanıp,tahta tokmaklarla meciler tarafıdan toplanıp,şarkı türküler eşliğinde kırılıp,savrulur,kabukları fırında ekmek yaparken yakacak olarak kullanılır,tohumları da işlik denilen yağhanelere götürülüp,köylünün kışlık yağı çıkarılır.

Kalan katı artığı da hayvanlara çok besleyicidir yem olarak verilir ve ineklerin sütünün bol ve yağlı olması sağlanır.

Şimdilerde bu işlemler kaldırılmış haşhaşlar olgunlaşınca toplanıyor,kırılıp içindeki tohumları çıkarılıyor ve kabukları hükümete teslim ediliyor.

Türkiye,BM denetiminde 6 ülkede yapılan yasal haşhaş üretiminde %54 lük ekim alanıyla birinci sırada.Türkiye ye verilen 700 bin dekar limitte,13 ilde 70 bin çiftçi haşhaş ekiyor.

Uyuşturucuyu bahane eden ABD,Demirel Haşhaş ekimini yasaklamadığı için hükümeti düşürülüp,12 mart muhtırasında haşhaş ekimini yasaklattı.

1974 de Ecevit zamanında yeniden başlatıldı haşhaş ekimi.

Peki çiftçimiz haşhaş ekimini azalttığında uyuşturucu daha mı azaldı?Hiç sanmıyor.Esas neden bizim üretimimizi kısıtlayıp,kendi ürettikleri için pazarı ellerinde tutma isteği diye düşünüyorum.

Uygulanan yanlış politikalar,çiftçiyi buğday ekmekten ve hayvan üretmekten vaz geçirdi.

Buğday üretiminde dünyada dokuzuncu sıradayken 2000 yılında 94 milyon dönüm buğday ekilirken,2014 de 77 milyon dönüme geriledi ve dışarıdan buğday alıyoruz artık.

Sığır yetiştiriciliğinde dünyada on dördüncü sıradayken bugün et ve canlı hayvanı dışarıdan alır duruma geldik.Hayvanları otlatacak çayırlarımız kalmadığı gibi,hayvan yemleri de çok pahalı olduğu için ve aldığı krediyi geri ödeyemediği için köylümüz artık hayvancılık yapamıyor,dolayısıyla insanımız da et yiyemiyor.

Şeker pancarı ve haşhaş,buğday ekiminin azaltılması  sadece şeker,buğday,haşhaş  üretimini değil aynı zamanda hayvan yemi olarak kullanılan yan ürünleri yüzünden de hayvancılık da yok ediliyor,halk et yiyemiyor pahalılıktan.

Dışarıdan alınan etlerin nasıl olduğu ise tartışma konusu bile değil.Hangi yemlerle besleniyor,hangi koşullarda kesiliyor,saklanıyor ve naklediliyor.

Eskiden et ve mamullerini,pamuk ,buğday,fındık,üzüm ve daha birçoğunu kendi ülkemizde üretiyorduk ve hatta canlı hayvan bile ihraç ediyorduk.Bir de şimdi bakın halimize,

kurbanlıklarımızı bile dışarıdan satın alıyoruz.

Dünyada kendi kendine yeten bir ülkeyken,pek çok şeyde dışarıya bağımlı hale geldik.

Özellikle şu tohum konusu fena halde canımı sıkıyor.Yerli tohum yasaklanırken İsrail’in dünya tohum piyasasında tekelleşmeye çalıştığının kimse farkında değil.

Ahretlik Hatçem”aretim ta Amerikadan gelip,benden önce  biber domates yetiştirmiyor musun,sinir oluyordum sana ama bu yıl senden önce yetiştirdim,gel bak bir biber dalında otuz biber var,boyumu aşıyor vallahi…Bütün sülaleye turşu yapacağım”demişti.

Ağzım açık kalmıştı gidip biberleri gördüğümde…Ne yalan söyleyeyim sanki yılan gibi boynuma dolanacaklar sandım…Garip bir ürperti sarmıştı beni…”Aretim sen kendi tohumu iyi sakla bu biberler tohum vermeyecek ve dayanıklı da değil bence” dediğimde kıskandığımı düşünmüştü ve çok üzülmüştüm…

Ertesi yaz tatile geldiğimde”Ah ahretliğim ah…Sen ne akıllı kadınsın,keşke seni dinleseydim,bütün turşular eridi,hiçbir işe yaramadı,gramına 30 lira verdiğim tohumlardan tohumda çıkmadı üstelik…”Bendeki tohumlardan verdim ve şimdi sıkı sıkı saklıyor ürettiği tohumları…

Ben bu tohum konusunda çok hassasım,kimse anlamak istemiyor,herkes günü kurtarma derdinde.Gazeteme taşımıştım bu konuyu Bilkenti burslu okuyup dereceyle,bitirip,ABD ye yerleşen kızımın arkadaşı benimle bu konuyu tartışmıştı ve “yerli tohum yasaklandı”

dediğimde,”Ümran teyze bundan sonra senin söylediğin hiçbir şeye inanmayacağım

,yaşlandın artık,gündemi takip edemiyorsun,yok öyle birşey” dediğinde ben ABD de üç gazetede köşe yazıları yazıyordum…

Sonra özür dilemediğini sanıyordum,kızım dilediğini söylüyor…. 

Köylülerimiz tarım ve hayvancılıkla geçinirken İsrail ve ABD nin etkileriyle köylüye ekim yapmazsanız size para vereceğiz diyerek hem köylüyü tembelliğe alıştırdılar,hem de dağı taşı tarla diye yazdırıp,sonradan ödemeyi kesip,bütün o tarlaları vergiye bağladılar.

Üstüne üstlük mazota,tohuma,gübreye,tarım ilaçlarına,hayvan yemine zam yaparak köylüyü üretmekten vaz geçirdiler.

Elinde avucunda ne varsa tüketen köylü  büyük şehirlere göçe başladı.Sosyal problemler çoğaldı,işsizlikten dolayı göç alan şehirlerde hayat yaşanmaz hale geldi,kaçakçılık ve suç oranı arttı.

Ne zaman işadamlarının vergi borcunu affettiğiniz gibi köylünün vergi borcunu affedeceksiniz

?Ne zaman yaptığınız havalimani,köprü ve hastanelere müşteri garantisi verip de müşteri olmadığı zaman devlet kasasından ödediğiniz gibi,köylüye destek için,tohum,damızlık hayvan,ilaç dağıtacaksınız ve ya devlet desteği olarak en azından indirim sağlayacaksınız?Ne zaman zenginin teknesine uyguladığınız benzin ,mazot fiyatını çiftçiye,köylüye uygulayacaksınız?Ve ne zaman  köylüye değer vereceksiniz?Ne zaman dışarıdan ithal etmekten vazgeçip,kendi üretimimizi destekleyeceksiniz?

Çok geç olmadan kendimize gelelim ve eskisi gibi kendi kendine yeten bir ülke haline dönelim…

Ümran Ünlü tarafından

Gazeteci,yazar,oyuncu,korist,matematikçi,aktivist... Felsefesi;Hayatı ,insanları,hayvanları...Özet olarak herşeyi sevme yeteneği... Mutfak ve bahçem terapi alanım...Hayat bu kadar güzel ve yaşanasıyken,insanların iki yüzlülüğünü ve hayatı kendilerine de ,çevresindekilere de zehir etmelerini anlayamıyorum. Elizabeth Ümran Ünlü She was born on january 10 th, 1951 in Afyon’s village of Üclerkayasi. After she had finished primary school in the village she got on the road of finishing middle school and becoming a teacher in Kütahya with the words of her teacher, “You are going to open the doors of this village to the World, you must learn.” She became a math teacher after finishing the Eskisehir Anatolia University. She also taught classes in Yalova and Istanbul. Then, she began working in Turkish Art Music. Later on, she became a project teacher and a vice-principal in a private school in Suadiye, Istanbul. After the age of 45, she decided to learn theater work that she could not give up on. She got acting training for two years at the Kadıköy Halk Eğitim Deneme Sahnesi. She was in plays like Savaş Oyunu(War Game) and Kına Gecesi(Henna Night) . She also had roles in the theaters of AKM-Haldun Taner-Kadıköy-Mecidiyeköy-Sarıyer. She educated her children in the best schools and taught them to be children that she will be proud of. (Pilot, engineer, researcher)After being a principal in classes in Şişli, in 1999 she came to America where she had sent her son for school. She continued her Turkish Art Music and theater work in has been participating a chorus, and they are going to have a concert on November 2,2019 at Carnegie Hall.They give concert every year. She went to University in America for language courses. For a remainder of the time, she wrote plenty of children’s stories in many websites and magazines. She is writing the book “Bir Yerlerden Başlamalıyım” and writing the play “Ah Amerika.” While spending a pleasurable life with her children and grandchildren, she is planning to begin her theater life in America with the play musical“Keşanlı Ali Destanı”,Çalıkuşu"Nasrettin Hoca"7 kocalı hürmüz"Keloğlan" ,She also continues to live peacefully with herself and everyone and continues to give this love to humankind because of her daughter’s words, “The endless love and care in my mother’s heart would be enough for the Earth.” Hayat bu kadar güzel ve yaşanasıyken,insanların iki yüzlülüğünü ve hayatı kendilerine de ,çevresindekilere de zehir etmelerini anlayamıyorum.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.