Kategoriler
Prof. Dr. Rıdvan Karluk

Daron Acemoğlu: Ekonominin Kaldıracı Demokrasi

Dünyanın önde gelen iktisatçılarından, Massachusetts Institute of Technology (MIT) öğretim üyesi Prof. Dr. Daron Acemoğlu, Türkiye’de devletin ve seçkinlerin gücüne göre toplumun çok zayıf olduğunu, ekonomideki büyümeye rağmen verimlilik artışının olmadığını  6 Ocak 2020 tarihinde Taha Akyol’a şöyle açıklamıştır: Ekonominin Kaldıracı Demokrasi.”

O dönemde coronavirüs salgını yoktu. 15 Ocak’ta  Türkçe yayınlanacak otoriter popülizme karşı demokrasiyi savunduğu yeni kitabı “Dar Koridor için Türkiye’ye gelmişti. Acemoğlu, bu kapsamda Türkiye’deki gelişmeleri de  değerlendirmiştir. James A. Robinson ile ortak  yazdıkları  kitabını aşiret-kabile toplumları ile kaotik toplumlar arasında kalan ve demokrasinin işlediği bir alan olarak açıklamıştır.

Ulusların neden başarısız olduğu konusunda Daron Acemoğlu ve James A. Robinson, ülkelerin kültür, coğrafya ya da şans değil, kurumlarının gücüne göre yükselip düştüklerini savunmuşlardır.

Kitaplarında; özgürlük ve ona nasıl ulaşılacağı konusunda yeni bir teori geliştiriyorlar ve dünya tarihinin hem güncel olaylarından hem de farklı konularından çok sayıda kanıt ortaya koyuyorlar. Çoğu yerde ve çoğu zaman, güçlüler zayıf olanlara egemen olmuşlardır. Devletler;  kişileri  tehditlerden koruyamayacak kadar zayıf, ya da  insanların kendilerini despotluktan koruyamayacak kadar güçlüydü.  Yazarlara göre özgürlük; ancak devlet ve toplum arasında hassas bir denge kurulduğunda ortaya çıkıyordu. Demokrasilerin ekonomik performans açısından  demokratik olmayan sistemlerden daha iyi olduğunu   belirten Acemoğlu, demokratik olmayan ülkelerin demokratikleşerek gelirlerini artırabileceği görüşündedir.  

“Örneğin sivil toplum örgütleri ile özgür ve bağımsız medya aracılığıyla. Aynı zamanda, Türkiye’nin daha güçlü kurumlara ihtiyacı var. Bu bilhassa yargı için çok önemli. Yargı kurumları bağımsızlıklarını ve yetkinliklerini kaybettiklerinde, bunun yeniden inşası çok uzun zaman alıyor. Son 13 yılda Türkiye ekonomisi büyüdü, ancak verimlilik artışı oranı sıfır veya negatif oldu. Bu nasıl olabilir?…Bunun nedeni yüksek teknoloji alanları yerine, Türkiye’nin yatırımlarının çoğunun inşaat ve gayrimenkul alanlarına gitmesi… Aslında, 2000’li yılların başlarında Türkiye’nin 2000-2001 krizini takiben daha yüksek verimlilik artışına yol açan bu tür kurumsal reformlar gördük. Bu kısa dönem, Türkiye’de daha kaliteli bir büyüme için güçlü bir potansiyel olduğunu göstermektedir.”

Daron Acemoğlu   Türk ekonomisi için özetle   “Radikal reformlar gerekli,  ekonomide sorun yapısal, sert iniş riski var, mucize çıkış yok,  işsizlik artacak” demiştir. Acemoğlu  Türkiye ekonomisini Şirin Payzın‘a yorumlarken şu önemli tespitleri yapmıştır:

 “Türkiye’nin üretken bir şekilde büyümesi lazım…Üretkenlik olmadan büyümeye çalışıyoruz, bu da olmaz Güçlü devlet olduğu zaman onu kontrol etmek de çok zor. ‘Dar Koridor’ dediğimiz bir fikir, hem güçlü ve nitelikli bir devlet olması hem de bu devletin gücüne rağmen toplumun denetiminde olması demektir. ‘Dar Koridor’ bu iki güç odağının dengeli bir hale gelmesiyle kurulan bir fikir. Hem devlet nitelikli olacak hem de toplum devleti denetleyebilecek araçlara ve özgüvene sahip olacak.”

Acemoğlu’nun bu tespitlerinin üzerinden çok geçmeden  dünya coronavirüs salgını sebebiyle  ekonomik  krize girmek üzeredir. Uluslararası Para Fonu Başkanı (IMF)  Başkanı Kristalina Georgieva, kontrol altında alınması durumunda bile Çin ve dünya ekonomisini etkileyeceğini dile getirerek ortak çalışma çağrısında bulunmuştur.  Georgieva, Çin’de ortaya çıkan yeni tip koronavirüs salgınının ekonomik faaliyetleri olumsuz etkilediğine işaret ederek,  bu durumun küresel ekonomik büyümeye yönelik toparlanma beklentilerini de riske attığını  açıklamıştır.

Uluslararası işbirliğinin önemli olduğu alanlara dikkati çeken Georgieva, “Kovid-19’un insani ve ekonomik etkilerini kontrol altına almak için, özellikle salgın daha kalıcı ve yaygın hale gelirse birlikte çalışmalıyız” çağrısında bulunmuştur. Virüsün oluşturduğu belirsizlik dikkate alındığında daha kötü senaryolara karşı hazır olunması gerektiğini  açıklayan  Georgieva,  salgının yanı sıra ülkeler ve şirketlerin yüksek borçlarının risk primi artışı ya da finansal koşullardaki beklenmedik sıkılaşmadan etkilenmesi ve iklim değişikliği kaynaklı doğal afetlerin artması gibi risklerin de olduğuna dikkat çekmiştir.

Türkiye  bu krizi  İtalya, İspanya ve  ABD gibi büyük kayıp vermeden atlatsa bile ardından gelecek ekonomik krize şimdiden hazır olmalıdır.  Çünkü     ihraç pazarlarında   daralma  sebebiyle ihracat düşecek, ithalat  virüs  sebebiyle  azalacaktır. Böylece dış ticaret açığı  küçülecek, bu, cari açığın   azalmasına   ve  dış finansman ihtiyacının düşmesine  katkı sağlayacaktır.    Fakat üretimin düşmesine ve  büyümenin gerilemesine de yol açacaktır. Benzer tespitleri sevgili arkadaşım Mahfi Eğilmez  9 Mart 2020 tarihinde “Küresel kriz Türkiye’yi nasıl etkileyecek?” başlıklı yazısında  yapmıştır. (https://www.yenicaggazetesi.com.tr/mahfi-egilmez-yorumladi-kuresel-kriz-turkiyeyi-nasil-etkileyecek-271321h.htm)

İsviçre’nin Davos kentindeki 50’nci Dünya Ekonomik Forumu’na katılan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, 22 Ocak 2020 tarihinde  yaptığı açıklamada büyüme hızı konusunda   “Bizim yüzde 5 hedefimiz gayet gerçekçi bir hedef” demiştir ama bunun gerçekleşmesi bugünkü şartlarda mümkün değildir.

Sayın Bakanın “Türkiye son 6 yıldır yaşadığı badireleri atlatıp yeni bir döneme giriyor. Güçlü altyapı ve dirençli kapasitesiyle yeni döneme güçlü bir şekilde giriyor. Türkiye ekonomisi eskisinden çok daha farklı. Bu yılın değişim yılı olduğunu yavaş yavaş göreceğiz. Türkiye badireleri atlatırken kimsenin yardımına ihtiyaç duymadı. İlgi alaka güzel bu bizi daha çok motive ediyor.”  açıklamasında geçen  bir ifadeyi  anlayamadım.

Acaba “dirençli kapasite”  ne demektir? Ekonomi literatüründe böyle bir terim yoktur. Ya da vardır ama  13 baskı yapan Türkiye Ekonomisi  ile  10 baskı yapan Uluslararası  Ekonomi kitaplarımda  bu kavram yoktur.  Google’da yaklaşık 4.200.000 sonuç  içinde bu kavrama   rastlamadım. İngilizcesi “resistive capacity” dir ama  anlamı çok farklıdır. Türkçede bir tıp terimidir. Fakat bir şeyi biliyorum: Türkçede “ilgi alaka” aynı anlama gelir. İlgi derseniz “alaka” demezsiniz, ya da tersi. (vice versa)

Turizmde bu yıl çok muhtemel kaybedilmiş yıl olarak tarihe geçecektir. Virüs  sebebiyle turist gelişi azalacak, bu durum Türk ekonomisini  olumsuz  etkileyecektir.  Üretimde  girdi olarak kullanılan ithal mallarının çoğu Çin kökenlidir. İthalatta oluşacak  kısıtlamalar ve fiyat artışları üretimi olumsuz etkileyecek, ülkenin risk primi  yükselecek ve  sonuçta  CDS primi  artacaktır.

Bu süreçte Türk Lirası yabancı paralara göre değer kaybedecek, ithal malları pahalılaşacak, bu da enflasyona yol açacaktır.  Risklerin  arttığı bir ortamda  altın fiyatları da yükseleceği için  altın ithalatçısı olan Türkiye’de ithalat miktarı değişmese de ödenecek bedel  eskisi gibi olmayacaktır. Fakat petrol fiyatlarındaki düşüş olumlu etki yaratacaktır.  Büyüme hızının azaldığı  bir ortamda hükümet ekonomiyi canlı tutabilmek için harcamaları artırıp, vergileri düşürecek,  bu durum bütçe açığını yükseltecek ve enflasyonun tek rakamlı duruma gelmesini önleyecektir.

Bu konjonktürde 2023 için  iddialı hedefler koyan hükümetin 2023 ekonomik hedeflerini gerçekleştirmesi  mümkün   değildir.  Kriz çıkmadan önce bunun mümkün olmadığını açıklamış ve de yazmıştım. Acemoğlu, Perakende Günleri için geldiği İstanbul’da 26 Kasım 2016 tarihinde Çınar Oskay ile   uzun bir söyleşi yapmıştır. O tarihteki görüşleri günümüze de  ışık tutmaktadır.

Türkiye’de Kasım 2000 ve Şubat 2011 krizlerine benzer bir kriz  olmayacaktır (S. Rıdvan Karluk, Türkiye Ekonomisi, 2014, 13. Baskı, s. 547-576) ama “Kriz filan yok, bunların hepsi manipülasyon” ya da “psikolojiktir” demek  doğru değildir. Çünkü, Ağustos 2013’te 1,90 seviyelerinde olan dolar kuru bugün 6,75’lere ulaşarak gelişme yolunda olan ülke paraları içerisinde en fazla değer kaybeden para birimi olmuştur.

Bu kapsamda  Turkish Forum’da  22 Temmuz  2019 tarihinde yayınlanan  “11’nci Kalkınma Planı ve  2023 Ekonomik Hedefleri” başlıklı yazımdan  bir bölüm şöyledir:  Türkiye Cumhuriyetinde 2019-2023 dönemini kapsayan 11. Kalkınma Planı, 18 Temmuz 2019 tarihinde  TBMM’de kabul edilmiştir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk kalkınma planı olan ve 15 yıllık bir perspektifle hazırlanan 11. Kalkınma Planı, her alanda  bir değişim ve dönüşüm öngörmekte, Türkiye’nin “yüksek gelir grubu ülkeler” ile “en yüksek insani gelişmişlik seviyesindeki ülkeler” arasına girmesini amaçlamaktadır.

Amaç iyidir ama gerçekleşmesi mevcut büyüme hızıyla  mümkün değildir. Tıpkı 2023 hedeflerinde olduğu  gibi. Plan hazırlanırken iddialı 2023  hedeflerinin  geçekleşmeyeceği geç te olsa  anlaşılmıştır. Aşağıdaki grafikte ülkelerin 2019 yılındaki GSMH  büyüme tahminleri verilmiştir. Türkiye sıralamada  sondan ikincidir. Bu büyüme hızıyla 11. Plan hedeflerine  ulaşmak  mümkün değildir.

 Türkiye ekonomisinin 2019 yılı büyüme hızı konusunda uluslararası kuruluşlar ardı ardına açıklama yapmaktadır. Bunlardan üyesi olduğumuz ve 1985-1990 döneminde OECD Daimi Temsilciğimizde görev yaptığım OECD,  ekonominin  Mart ayında  yüzde 1,8 daralacağını  açıklamış, 2 ay sonra bu oranı yüzde 2,6 daralma olarak revize etmiş,  2020 büyüme  hızını da yüzde 3,2’den yüzde 1,6’ya düşürmüştür. Dünya Ekonomik Görünümü Güncellenmiş Raporunda IMF, 2019 yılında dünyanın ekonomik büyümesine ilişkin tahminini yüzde 3,7’den 3,5’e düşürmüştür.

 Türkiye’de 2019’da GSYH  631.16 milyar dolara düşerse bu 2017’deki 851 milyar dolarlık GSYH’den 220 milyar dolar daha düşük bir gelir  demektir. Böyle bir gelişme Türkiye’yi dünya GSYH büyüklüğü sıralamasında  1  ya da 2  sıra geriletir. IMF’nin Ocak 2019’da yayınlanan güncellenmiş tahminlerinde Türkiye ile ilgili yeni bir tahminde bulunmadığı için  IMF’nin Dünya Ekonomik Görünümü Ekim 2018 veri setinde yer alan Türkiye ile ilgili 2019 beklentileri  geçerlidir.

 Fakat  Ocak 2019 güncellemesinde Türkiye ile ilgili olarak, “Türkiye’nin, beklenenden daha derin bir daralma yaşayacağı tahmin ediliyor” deniyor. Bu tespitten çıkan sonuç sudur: IMF’nin 2019 beklentisi yüzde 0,4’lük bir büyüme olduğuna göre demek ki yüzde 0,4’den daha  düşük bir oran beklenmektedir.

Her ne kadar Türkiye’de pek sevilmeseler de Fitch, 2019  için daha önce yüzde 0,6 büyüme  öngörürken, bunu yüzde 1,1 daralmaya çevirmiş, Moodys ise 2019 yılında ekonominin  yüzde 2’lik daralacağını açıklamıştır. 2018 Eylül ayında açıklanan Orta Vadeli Program /YEP’ de  2019 büyüme tahmini yüzde 2,3’tür. Ekonomi Bakanlığı’nın  tahmini de  aynıdır.

Seçili Ülkelerin 2019 Yılı Büyüme Tahminleri

Kaynak: https://worldinfigures.com/highlights/detail/211

Türkiye’nin plan döneminde yüksek gelirli ülkeler arasına girebilmesinin en önemli şartı, orta gelir tuzağından  çıkmasıdır. Orta gelir tuzağı, kişi başına gelirin belirli bir aşamadan (10 bin dolar) öteye gidememesidir.  Tanım olarak ülkedeki kişi başına gelirin belli bir seviyede takılıp kalması, yükselememesi, durgunluk haline gelmesi durumudur. Daha çok milli gelirlerini artıran gelişme yolunda  olan ülkelerin milli gelir artışlarının ve dolayısıyla kişi başına düşen  milli gelirin  bir yerde tıkanması şeklinde  belirir.

Onbirinci Plan’da Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yılı olan  2023’te   GSYH’nın 1 trilyon 80 milyar, kişi başına gelirin 12 bin 484 dolara yükseltilmesi, ihracatın ise 226,6 milyar dolara çıkarılması hedeflenmiştir. Bu hedefler, 2023 hedeflerinin gerçekleşmeyeceğinin göstergesidir. Çünkü 2023 hedefleri 2 trilyon dolar milli gelir, 25 bin dolar kişi başına gelir ve 500 milyar ihracat idi. Her üç hedeften sapma, yüzde yüzün üzerindedir. Sekiz yıllık dönemde bu kadar büyük sapma  dünya rekorudur. Bu iddialı  hedeflerin belirlenmesinden sonra  hedeflere ulaşılamamasının sorumluluğu acaba kime  aittir?”

Uluslararası Para Fonu,  Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nun Ocak 2020 sayısında  2019, 2020 ve 2021 yıllarına ilişkin küresel büyüme tahminlerini düşürmüş, Türkiye için Dünya Bankası ile 2020’de  yüzde 3 büyüme öngörüldüğünü açıklamıştır. Fakat bugünkü şartlarda 2023 ekonomik hedeflerine ulaşılması mümkün gözükmemektedir. Aşağıda IMF ve OECD’nin verileri de 2023 hedeflerinin gerçekleşmeyeceğini göstermektedir. Ekonomi yönetiminin mutlaka  daha sıkı çalışmasını ve  gerçekçi olmasını, eski bir plancı (DPT) ve iktisat hocası olarak  dikkatlerine sunuyorum.

Daron Acemoğlu kimdir?

Acemoğlu 3 Eylül 1967 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. Ermeni kökenlidir.1986 yılında Galatasaray Lisesini bitirmiştir.  Babası Kevork Acemoğlu’nu 1988’de, eğitimci ve şair annesi İrma Acemoğlu’nu da 1991’de kaybetmiştir. Lisans derecesini York Üniversitesi’nden, yüksek lisans ve doktora derecelerini  London School of Economics’ten almıştır.  1993 yılında ABD’deki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde ders vermeye başlamıştır. The Economist Journal’da yayınlanan bir çalışması 1996 Yılının En İyi Makalesi ödülünü almıştır. 2000 yılında profesör olmuştur.  2012’de Harvard Üniversitesi’nden James A. Robinson ile ortak yazdıkları Ulusların Düşüşü” (Why Nations Fail: The Origins of Power, Prosperity and Poverty, 2012) kitabı büyük yankı yaratmıştır. 2005 yılında John Bates Clarck Madalyası’nı almıştır. Madalya, her iki yılda bir ekonomi bilimine en büyük katkıyı yapan 40 yaş altındaki bir bilim insanına verilmektedir. John von Neumann (2007) ve Erwin Plein Nemmers Ekonomi (2012) ödülleri sahibidir. I DEAS/RePEcaraştırma veri tabanına göre dünyadaki en çok alıntı yapılan ilk 10  iktisatçı arasındadır. Eski Devlet Bakanı İsmail Özdağlar’ın kızı Prof. Dr. Asuman Özdağlar ile evlidir.  Asuman Özdağlar, oyun ve optimizasyon teorisi üzerine yaptığı çalışmalarıyla tanınıyor. Özdağlar, Massachusetts Institute of Technology’de (MIT) Elektrik Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri Bölümü Başkanlığı’na 2017 yılında getirilmiştir.

 

 

 

Yazar Prof. Dr. Sadık Rıdvan Karluk

1948 yılında Eskişehir’de doğdum .1970’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdim. Kısa bir süre Maliye Bakanlığı ve Sayıştay’da çalıştıktan sonra 1972 yılında Eskişehir İTİA İktisat Bölümü’nde akademik kariyere başladım. 1975’te doktor, 1979’da doçent oldum. 1975 – 1976’da İngiltere Sussex Üniversitesi’nde doktora üstü çalışmalar yaptım.

1982 yılında Devlet Planlama Teşkilatı Başbakan Turgut Özal’ın direktifleri doğrultusunda kurulan AET Genel Müdürlüğü’nün (şimdiki AB Bakanlığı) başkanlığını yaptım. 1984 – 1985 döneminde İktisadi Kalkınma Vakfı Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundum, 1982 – 1985 yılları arasında İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı’na (Nuh Kuşçulu) danışmanlık yaptım. Bu dönemde Türkiye’de Yabancı Sermaye Yatırımları konusunda iki kitabım (biri İngilizce) ile İhracatta Vergi İadesi kitabım İTO tarafından yayınlandı.

1985 yılında Paris’te OECD nezdinde Türkiye Büyükelçiliği’ne Planlama Müşaviri sıfatıyla tayin edildim. Görev yaptığım dönemde Türkiye’yi 4 Komite’de temsil ederek, Türkiye’de kalkınmakta olan bölgeler konusunda OECD’nin önemli bir araştırmasının (Regional Problems and Policies in Turkey) basılmasına katkıda bulundum. 1990 yılında yurda dönüşümde DPT Müsteşar Müşavirliği’ne getirildim. Daha sonra Başbakanlık Başmüşavirliğinde Türkiye ile Türk Cumhuriyetlerinin ekonomik ilişkilerinin gelişmesinde bir model olan “Türk Ödemeler Birliği” kurulması için bir proje geliştirdim.

1991 yılında profesörlüğe atanarak Anadolu Üniversitesi’ne geçtim. Anadolu Üniversitesi’nde Türkiye Ekonomisi, Uluslararası İktisat, Uluslararası Ekonomik Kuruluşlar, Avrupa Birliği, Avrupa Birliği Türkiye İlişkileri , Dış Ticaret Teorisi ve Politikası, Uluslararası Entegrasyonlar derslerini kendi eserlerimi esas alarak yürüttüm. Akademik kariyerimde 23 yüksek lisans, 16 doktora tezi yönettim. Bu öğrencilerim arasında çeşitli üniversitelerde görev yapan çok sayıda profesör, doçent ve yardımcı doçent bulunmaktadır. Üniversite Senato ve Yönetim Kurulu üyeliği yaptım, İktisat Fakültesi Dekanlığım döneminde AÖF kapsamında bulunan tüm iktisat kitaplarının yeni formata göre yazılmasına yazar ve editör olarak katkıda bulundum.

İkinci (1981), Üçüncü (1992) ve Dördüncü (2004) Türkiye İktisat Kongrelerine bildiri sunarak katılan tek öğretim üyesiyim. Dördüncü Türkiye İktisat Kongresi Bilim Komisyonu üyeliği yaparak Türk Sanayici ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) Bilim Kurulu Başkanlığı görevinde bulundum. 1996 yılında TOBB Milletlerarası Ticaret Odası (International Chamber of Commerce: ICC) Uluslararası Ticaret ve Yatırım Politikaları Komisyonu’nda (Commission on Trade and Invesment Policy) ICC Türkiye Temsilciliğine getirildim. Son 10 yıldır TOBB ICC IFO World Economic Survey kapsamında her üç ayda Türkiye ekonomisindeki gelişmeler ile ilgili olarak gönderilen sualnameleri cevaplandıran 12 uzmandan biriyim.

“Uluslararası Ekonomi: Teori ve Politika”, “Türkiye Ekonomisi: Cumhuriyetin İlanından Günümüze Yapısal Değişim”, “Avrupa Birliği”, “Türkiye Avrupa İlişkileri: Bir Çıkmaz Sokak” ve “Uluslararası Kuruluşlar” başlıklı temel ders kitaplarım dahil yayınlanmış 24 kitabım, 300’den fazla makalem, 12 ortak ve 3 çeviri eserim vardır. Beş ders kitabım (642-908 sayfa aralığında) 42 baskı yapmıştır. Tüm üniversitelerde ders kitabı ve yardımcı kitap olarak okutulmaktadır.

Ortak yazarlı bir ders kitabım TÜBA üniversite ders kitapları 2012 yılı telif ve çeviri eser ödülü olmak üzere 6 “bilimsel araştırma ödülüne” sahibim. Diğer araştırma ödüllerim şunlardır: 1984: Enka Vakfı, “Türk Ekonomisinin Dünya Ekonomisine Entegrasyonu,” Bilimsel Araştırma Yarışması Üçüncülük Ödülü, 1982: Türkiye Milli Kültür Vakfı: Teşvik Armağanı, Dal: İktisat, 1981: İktisadi Kalkınma Vakfı, “AET ile İlişkilerimizin Atatürkçü Ekonomik Politika Açısından Değerlendirilmesi,” Behçet Osmanağaoğlu İnceleme Yarışması Birincilik Ödülü, 1979: Pamukbank, “Dışsatımın Özendirilmesinde Ticari Bankalarımızın Yeri” Bilimsel Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü.

ABD ABI Enstitüsü’nün Yılın Eğitimcisi (Man of the Year 2011) ödülü sahibiyim. Özgeçmişim WHO’s WHO Dünya, Asya ve Türkiye baskılarında yer almıştır. (Who's Who in Asia 2012, Asya’da Kim Kimdir 2’nci baskı, 01/11/2011, Who's Who in the World 2011, Dünyada Kim Kimdir, 28’nci baskısı, 03/12/2010, Günümüz Türkiyesi'nde Kim Kimdir, 01/05/2005). Özgeçmişim Turkischer Biographiscer Index/Turkish Biographical Index’te (2004, s.563) yer almıştır. Google Akademik’te 1.070 (05.02.2018) atıfım vardır.

Eskişehir Sanayi Odası, Eskişehir Ticaret Odası, İstanbul Sanayi Odası, Ankara Ticaret Odası, Ankara Sanayi Odası, Kayseri Sanayi Odası, İşveren Dergisi, İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi gibi oda dergilerinde yazılarım yer almıştır. Türkiye’de yayınlanan çok sayıda bilimsel derginin hakem heyetinde yer almaktayım. Ders kitaplarım: 42 baskı yapmış olup 3.884 sayfadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.