Kategoriler
Hüseyin Mümtaz Politika

“ANKARA, ANKARA GÜZEL ANKARA”

 

 

“ANKARA, ANKARA GÜZEL ANKARA”

HÜSEYİN MÜMTAZ

 

Bir önceki yazımda Hüseyin Macit Yusuf’un Kuzey Kıbrıs’taki durumu anlatırken; “Ülke virüsle uğraşırken hayat da devam etmektedir. Hükümet kamu sektörünün önemli bir bölümünü izinli saymış, özel sektörde çalışanlarla birlikte zorunlu olmadıkça evlerinde kalmalarını istemiştir. Bu durumda maaş ve ödeme alamayanlar için ekonomik sıkıntılar ortaya çıkmıştır. Aynı durumda olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Avrupa Birliği fonlarından vatandaşlarına destek vermek amacıyla 700 milyon avroluk bir ekonomik paketi devreye koymuştur. KKTC’nin ortaya çıkan bu kriz için ayıracak kaynağı yoktur; gelirleri de düşmüştür. Ay sonu maaşların ödenip ödenmeyeceği belli değildir. Anavatan Türkiye’nin ivedi olarak bu konuda da desteği şarttır” diyerek çektiği âcil fotoğrafın üzerine;

“Bence Yusuf hiç endişe etmemelidir.

Tam 9 milyon Suriyeliye bakan Türkiye (Rakam Türkiye’nin BM Daimi Temsilcisi Sinirlioğlu’nun BM’deki konuşmasından alınmıştır) Kıbrıs’taki 300.000 kişilik Türk devletine mi el uzatmayacaktır?

Tersini düşünemiyorum. Kıbrıs Türkü hiç merak etmesin, 9 milyonun yanında 300.000 nedir ki? Her dar zamanda olduğu gibi bu sefer de anavatan, yavru vatanın yanındadır, yanında olacaktır” demiştim.

Üç dört gün sonra Serdar Denktaş sosyal medya hesabından şöyle bir paylaşımda bulundu;

“ANKARA ANKARA GÜZEL ANKARA,
 SENİ GÖRMEK İSTER HER BAHTI KARA,
 SENDEN YARIM İSTER HER DÜŞEN DARA, 
YETERSİN ONLARA GÜZEL ANKARA.

Yeni nesil bu marşı bilir mi bilmem. Kızıma sordum duymamış.1963-74 arası her sabah babam yüksek sesle bu marşı söyler uyanmamızı sağlardı. Çocuk yaşta neden her sabah bu marşla uyandırıldığımızı çok algılayamazdım. Oysa o günlerde de Kıbrıs Türk’ü bir başka saldırı altında zor günler yaşamaktaydı ve Türkiye’den başka kapısını çalabileceği yer yoktu. İşte o zor günlerde babam bizi uyandırmak için değil, aslında ‘elbet bir gün çektiğimiz sıkıntıyı anlayacaklar’ inancını pekiştirmek ve kendi moralini sağlam tutmak için bu marşı söyleyerek güne başlamaktaydı.
 Yıl 2020 ve bütün dünya ile birlikte yine bir saldırı altındayız. Dünyadan bizi ayıran en önemli husus bize yardım elini uzatacak Türkiye’den başka kimsemiz olmaması. 
Ve evet dar günler geçirmekteyiz. 
2020 yılı ekonomik anlamda kayıp yıl. Yeniden ayağa kalkmamız belki iki üç yılımızı alacak. Turizm, eğitim, yap-sat sektörlerinden elde edilen gelir neredeyse sıfırlanmış durumda. Bu ana sektörlerdeki durgunluk yan sektörleri de olumsuz etkileyecek.
Bu sektörlerde çalışmakta olan insanların işsiz kalması halinde yerli yabancı büyük bir işsiz ordusuyla karşı karşıya kalacağız. Hangi tedbir alınırsa alınsın kendi özkaynaklarımızla bu badireyi atlatabilmemiz mümkün değil. Dış kaynağa ivedi ihtiyaç var.
Aylardan beridir Ziraat bankasında duran 72 milyon serbest bırakıldı ancak içinde bulunduğumuz sıkıntıya çare değil. 
Cumhurbaşkanlığı ve hükümet ve hatta muhalefet bir an önce kafa kafaya verip alınması şart olan tedbirleri hazırlayarak Ankara’nın kapısını çalmalı ve ilk etapta bütçeye konulan 1 milyar 400 milyonun bir defada ve peşinen Kıbrıs’a aktarılmasını talep etmeli… Zecri ve doğru tedbirleri almak niyetinde olduğumuz görüldüğü anda bu sağlanabilir.
Yetkililer bu işle uğraşırken bizde yaşlısı ile genci ile şu marşı öğrenip sabah uyandığımızda ve gece yatmadan önce yüksek sesle söylemeye başlayalım. 
Haydi şimdi; ANKARA ANKARA GÜZEL ANKARA
SENİ GÖRMEK İSTER HER BAHTI KARA
SENDEN YARIM İSTER HER DÜŞEN DARA
YETERSİN ONLARA GÜZEL ANKARA”.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olmayacağını söyleyen, parti başkanlığından istifa eden, hâttâ siyaseti bırakacağını söyleyen Serdar’ın bu yeni tavrının nedenlerini sorgularken; “topal ördek” Akıncı’nın hükümeti eleştirmek için kurduğu ekonomik bilmem ne kurulunda yer aldığını duyunca şaşırmıştım.

Denktaş öncelikle taşıdığı soyadı itibarı ile Akıncı’yla aynı siyasi tarafta yer alamayacak kadar farklı ve ayrı kutuptadır. Ayrı dünyaların adamıdırlar.

Denktaş bu son açıklamasıyla tarihe not düşmüştür.

Tarih yazmıştır.

“1963-74 arası her sabah babam yüksek sesle bu marşı söyler uyanmamızı sağlardı. Çocuk yaşta neden her sabah bu marşla uyandırıldığımızı çok algılayamazdım. Oysa o günlerde de Kıbrıs Türk’ü bir başka saldırı altında zor günler yaşamaktaydı ve Türkiye’den başka kapısını çalabileceği yer yoktu”.

Bu vesileyle “DEVLET KURAN SON TÜRK”  Rauf Denktaş’ı yine saygı ve rahmetle anıyorum.

Çocuklarını uyandırdığı bu marşı, hangi şartlarda yazıldığını şimdi Türkiye’de de pek bilen, duyan olduğunu zannetmiyorum…

Ve halâ aynı fikirdeyim:

“Tam 9 milyon Suriyeliye bakan Türkiye (Rakam Türkiye’nin BM Daimi Temsilcisi Sinirlioğlu’nun BM’deki konuşmasından alınmıştır) Kıbrıs’taki 300.000 kişilik Türk devletine mi el uzatmayacaktır?

Tersini düşünemiyorum. Kıbrıs Türkü hiç merak etmesin, 9 milyonun yanında 300.000 nedir ki? Her dar zamanda olduğu gibi bu sefer de anavatan, yavru vatanın yanındadır, yanında olacaktır”.

Üçyüz bin, dokuz milyonun sadece otuzda biridir. Nedir ki?

GÜZEL ANKARA!

24 Mart 2020

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.