Kategoriler
Türkiye

TÜRK HALKI VE TÜRK VATANI TEHLİKELİ BİR DÖNEMEÇTE

“Suriyeliler Çanakkale’de bizimle birlikteydi”, “Çanakkale’de tüm ümmet birlikte savaştık ve zafer kazandık”, “Ümmet için Çanakkale neyse Kudüs de O’dur, Keşmir de O’dur” vs vs.

Son zamanlarda yine, Çanakkale destanında sanki bütün İslam ümmeti birlikte savaşmış, Çanakkale zaferinde Anadolu insanından, Türklerden fazla Arapların payı varmış gibi bir hava yaratılmaya çalışılıyor. 
Daha önce de Çanakkale Savaşlarını Mehmetçik değil, Ak (!) Sakallı, Cübbeli evliyaların kazandırdığını iddia etmişler, TRT’de bunu gösteren çizgi film göstermişlerdi.

Ne Çanakkale Savaşlarından, ne Kurtuluş Savaşı’ndan, ne de tarihimizdeki herhangi bir savaştan dolayı Türk Halkının kimseye minnet borcu yoktur. Hele Araplara asla. Tam tersine Trablusgarp’ta, Filistin’de, Hicaz’da, Yemen’de, Kudüs’de, Kahire’de, velhasıl tüm Ortadoğu ve Kuzey Afrika Arap coğrafyasında Araplar için oluk oluk kanımızı akıttık. Anadolu’nun adı bile bilinmeyen Onbinlerce, yüzbinlerce genç insanını o Arap topraklarında kefensiz gömdük. Aynı savaşlarda satılmış Araplar ise İngilizlerden, Fransızlardan para ve altın alarak bize ihanet edip arkadan vurdular.
Araplara sorsanız dünyada en çok Türklerden nefret ettiklerini açıkça ifade ederler. Bizim Arap aşığı siyasal İslamcılar ise Araplara hayrandırlar. Bayılırlar Araplar gibi giyinip, Araplar gibi yaşamaya, Arapça sözcükler kullanarak konuşmaya.

Tarih boyunca hiçbir Arap ülkesi, hiçbir konuda, bilerek ve isteyerek, sempati veya minnet duyduğu için bizim tarafımızda olmamıştır. 
Arapların bizim dostumuz olduğunu, Çanakkale Savaşlarında ve Kurtuluş Savaşı’nda bizim yanımızda savaştıklarını, bizim için Kan ve Can verdiklerini söyleyen her kim olursa olsun yalan söylüyordur. Ve bu yalanı söylemekte ihanete varan bir art niyeti vardır.

Bu yalanın son zamanlarda yoğun bir şekilde hem Cumhurbaşkanı, hem de yandaş ve yalakalar tarafından sıklıkla dile getirilmesinin amacı Suriye’de bir vekalet savaşına girmek üzere oluşumuzdandır. Türk Ordusu şu anda İdlib’deki El Nusra ve El Kaide’nin kiralık militanlarını Suriye+Rus saldırılarından kurtarmak için sınırlarımız dışındaki İdlib’de, Tank ve Top birlikleri, piyade ve komandolardan oluşan büyük bir kuvvet yığmış durumdadır. Suriye Ordusu ile ilan edilmemiş bir savaş başlamıştır. Bu savaş için Türk Halkının desteği kesinlikle yoktur. Bunu gözardı etmek için algı operasyonu yapılmakta, sun-i gündem konuları yaratılarak halkın gündeminden Suriye’de girmek üzere olduğumuz vekalet savaşı kaçırılmak istenmektedir.

Asla yapamayacakları halde İş Bankasına el koyma dedikodularının da tam bu ara yeniden ısıtılıp gündeme getirilmesi bu nedenledir.
Suriye’de girmek üzere olduğumuz savaş, İsrail ve ABD’nin talimatı ve isteğiyle olmaktadır. Halk Bankası dosyaları, Zarrab’ın verdiği belgeler, kişisel mal varlığı soruşturmaları gibi birçok sebeple Cumhurbaşkanı adeta ABD’nin rehin alıp istediğini yaptırdığı bir lider haline gelmiştir.

Ama bir uyarı yapmak gerekir ki; Suriye’de gireceğimiz topyekün bir vekalet savaşı bugünkü bütün ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin sonu olabilir. Bu kadar riskli bir savaştır. Unutulmamalıdır ki Saddam’ı da Kuveyt üzerine saldırmaya ve Kuveyt’i işgal etmeye ABD teşvik etmiştir. Bugün artık o günkü bir ve bağımsız Irak’tan geriye parçalanmış ve iç savaşın hüküm sürdüğü, sonsuza kadar sömürülecek bir Irak kalmıştır. Kaddafi sonrası Libya da aynı durumdadır.

Suriye’de girişeceğimiz bir savaş, asla Suriye ile sınırlı kalmaz. Doğu Akdeniz’deki petrol ve gaz yatakları konusu Türk medyasında gündemden düşürülmüş ve arka plana atılmış olsa da gerçekte hâlâ sıcaklığını korumaktadır. Fransa ve İngiltere Petrol ve Doğalgaz yataklarında kendi paylarını korumak ve gözdağı vermek için Doğu Akdeniz’e Savaş gemilerinden oluşan filo göndermiştir ve Akdeniz’de en uzun kıyıya sahip olan ülkemiz için çok ciddi bir tehdittir. Güney Kıbrıs’ta bulunan İngiliz üsleri de çok büyük bir hareketlilik ve güç yığma gözlenmektedir. Bir süreliğine Libya iç savaşına müdahil olmak isteyen Türkiye, şu anda maceradan bir süreliğine geri çark etmiştir.

Tam Suriye’de örtülü bir vekalet savaşı başlamak üzereyken ve Doğu Akdeniz’de sular ısınmış haldeyken KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı’nın çıkışı boşuna değildir. 
Ege’de ki burnumuzun dibindeki adalarımızın ve kayalıklarımızın Yunanistan tarafından uzun yıllardır işgal edilmesi ve birçok adanın silahlandırılması boşuna değildir. 
Suriye bataklığına çekilen Türk ordusu aynı anda birçok cephede savaşabilecek kapasitesini kaybetmiştir. Ne silah ve mühimmat, ne asker sayısı, ne ekonomik ve parasal güç, ne de bu çok cepheli savaşları sevk ve idare edebilecek komuta kademesi mevcuttur. 
Harp okullarının kapatılmış olması, kısa süreli bir sivil eğitimle, sadece iktidara yakın olanların ve belli cemaatlere dahil olmakla subay olunabilen bir orduda ne liyakat kalır, ne de emir komuta zinciri.

Türk ordusu üzerinde FETÖ+CIA tarafından yapılan ve zamanın iktidarının da hem izlediği, hem de desteklediği, Yaklaşık 15 yıl önce Ergenekon ve Balyoz davaları ile başlayan, ardından 15 Temmuz ile zirveye ulaşan, zorunlu askerlik süresinin iyice kısaltılması, bedelli askerlik uygulamasının, yaş sınırı kaldırılarak sürekli hale getirilmesi ve halkın ordusu imajının yok edilerek maaşlı askerlik sistemine geçilmesi ve ordunun savaş gücünün düşürülmesi, sonuçlarını TSK üzerinde göstermiştir. 
Ayrıca Türk ordusunun silah, savunma ve saldırı kapasitesi de gittikçe yetersiz hale gelmiştir. Sadece damadın ürettiği İHA ve SİHA’lar ile savaş kazanılamayacağı çok açıktır. Hava kuvvetlerimizde En son Özal zamanında satın alınan F16 savaş uçaklarından az bir miktar kalmış ve onlar da uçuş saatlerini çoktan tamamlamış durumdadır. En son 2024’e kadar kullanım ömrü kalmış ve modernize edilememiştir. Savaş pilotu sayımız yetersizdir. Tanklarımız modernize edilememiştir. Yerli helikopter üretme sevdası ile muharip helikopter temin edilememiş, yerli helikopter üretimi ise motor temin edilememesi sonucu hüsrana dönüşmüştür. 
Kara, Hava ve Deniz kuvvetlerinde bir savaşı sevk ve idare edebilecek, savaş kazandıracak taktik kararları verebilecek, siyasi iktidarın hatalı kararlarına karşı durabilecek karakterde komutan kalmamıştır.

Ortada ise bir türlü cevabı verilmeyen, her sorulduğunda konuyu değiştirdikleri tek bir soru vardır.
— SURİYE’DE NE İÇİN ASKER BULUNDURUYORUZ VE KIM İÇİN, HANGİ ULUSAL ÇIKARLARIMIZ İÇIN SAVAŞIYORUZ. SURİYE TOPRAKLARINDAKİ GÖZLEM NOKTALARIMIZ NEYİ GÖZLEMEKTEDİR? ORADA BULUNMA AMAÇLARI NEDİR?

Bizi bu tehlikeli dönemeçten geri çevirecek olan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün yıllar önce çizdiği YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ ilkesine yeniden dönmek, KKTC hariç sınırlarımız dışındaki her bir askerimizi geri çekmek, yurt içinde birlik ve beraberliğimizi inşa etmek, tarım ve hayvancılığımızı, sanayimizi, ekonomimizi kalkındırmak, uzun yıllardır ihmal edilen üretime yeniden dönmektir. Tarlalarımız yeniden ekilmeli, fabrika ve tezgahlarımız yeniden üretmeye başlamalıdır.

Topraklarımızı Afganistan’dan, Pakistan’dan, Tacikistan’dan, Özbekistan, Gürcistan, Ermenistan, İran, Libya, Mısır, Kenya, Filistin, Ürdün, Lübnan, Suriye gibi ülkelerden gelen mültecilerin Avrupa ülkelerine atlama tahtası olmaktan, onların Avrupa’dan alacağımız birkaç milyar Euro gibi bir miktar para karşılığında yapılan anlaşmalar sonucu, Avrupa ülkelerine gitmek yerine burda kalmalarını sağlamamalıyız. Sınır güvenliğimizi derhal sağlamalı, özellikle Suriye ve İran devletleri ile ikili anlaşmalar yaparak sınırlarımızın yolgeçen hanına dönüşmesine izin vermemeliyiz.

Devam edecek…

“TÜRK HALKI VE TÜRK VATANI TEHLİKELİ BİR DÖNEMEÇTE” için bir yanıt

bu yazıyı yazan kimin uşağı….ülkemze sığınan misafirler için suriyede güvenli yeraçmaya çalışıldığını yazar anayamşmı?suriyenin kuzeyinde pkk devlet kurarsa sonre gelirbu yazarın kellesini alr
u

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.