Ana sayfa Yazarlar Prof. Dr. Rıdvan Karluk

Türkiye’nin Kredi Notu Neden Düştü?

Bir ekonomide kredi notlarını incelemek, ülkedeki risk derecesini görmede ve ülkeler arasında karşılaştırma  yapmada  etkili  bir  yöntemdir.  Uluslararası  yatırımcılar  portföy  tercihlerini  ve  yatırım  yapacakları  piyasaları  seçerken  derecelendirme  kuruluşlarının notlarını dikkate alırlar. Notun düşmesi, kredi verenlerin  karşılaşacağı riskin arttığını gösterir.

Kredi notu kavramı 1900’lü yılların başında  ABD’de  ortaya atılmıştır. 19’uncu  yüzyılda  ABD’de  demiryolu  yapımı aşamasında  işlerin özel  sektöre  ihale edilmesi sonucunda   büyük  şirketler oluşmuştur.  Demiryolu sektöründe artan yatırımlarla birlikte, kazancın yanı sıra rekabet  yüzünden  spekülasyonlar  ortaya çıkmış,  yatırımlar için risk unsurları oluşmaya başlamıştır.

Kredi derecelendirme kuruluşları  dönemsel olarak verileri güncellerler. Ülke kredi notlarını; ekonomik  güç,  kurumsal  güç,  mali  güç  ve  krizlere  karşı  duyarlılık  olmak  üzere  dört  ana  faktöre  bağlı  olarak   açıklamaktadırlar.  1980’lerden   sonra   borç  piyasası  hızla  küreselleştiği  için  borç  veren,  karşı  taraf  hakkında  daha  yakın  bilgiye  sahip  olmak  istemektedir.

Küresel kredi derecelendirme piyasasının yaklaşık yüzde 95’ne hakim olan üç büyükler (ABD kökenli Moody’s, S&P ve Fitch)  2019 yılı sonunda  148 ülkeye not vermiştir.  Buna göre 39 ülkenin notu yükselmiş, 20 ülkenin notu gerilemiş, 89 ülkenin notu  değişmemiştir.  Bu değişimler  sonucunda  dünya kredi liginde 40 ülke sıra atlamış, 54 ülke yerinde kalmış ve 54 ülke gerilemiştir.

Türkiye, 1994 yılında kaybettiği “yatırım yapılabilir” ülke statüsünü  19 yıl sonra 2013 yılında kazanmıştır ama 2016 yılında   yeniden kaybetmiştir.  Aşağıdaki  çalışmada adı geçen üç kuruluşun  1992-2018 döneminde Türkiye’ye verdikleri notlar yer almıştır. Üç kuruluşun   verdiği  notlar  arasında  çok  yüksek  korelasyon  olup,  birbiriyle büyük oranda aynıdır.

Üç kuruluşun not skalaları aşağıda verilmiştir.

Moody’s, S&P ve Fitch Türkiye’ye 2019 yılında verdiği notlar sebebiyle Türkiye dünya kredi liginde 9 basamak birden  gerilemiştir. Üç  kredi derecelendirme  kuruluşunun not verdiği 148 ülke arasında 2018’de 82’nci sıradaki  yeri 2019’da 91’nci sıraya  gerilemiştir. Türkiye böylece dünya kredi liginde komşumuz Ermenistan, Fiji, Yunanistan, Bolivya, Özbekistan, Honduras ve Senegal’in  gerisine düşmüştür.

Bunda;  Merkez Bankası başkanının değişmesi,  hedeflenen  büyümenin  sağlanamaması, S-400’lerin alınmasının kesinleşmesi üzerine ABD yaptırımlarının gündeme gelme riski, İstanbul’daki seçimlerin yenilenmesi, bunun yarattığı belirsizlikler,   yerel seçimler öncesi TL’ye verilen  destekler ve  piyasaya yapılan müdahaleler  sonucunda  döviz rezervlerinin erimesi etkili olmuştur.

Uluslararası yatırımcılar  yatırım yapacakları piyasaları seçerken kredi derecelendirme kuruluşlarının notlarını dikkate alırlar. Notun  gerilemesi kredi verenlerin riskini artırır. Küresel kredi derecelendirme piyasasının  yüzde 95’ini hakim olan  Moody’s, S&P ve Fitch, 2019  yılında   148 ülkeye not vermiştir. Geçen yıl 39 ülkenin notu yükselmiş,  20 ülkenin notu gerilemiş ve 89 ülkenin notu  değişmemiştir.  Dünya kredi liginde 40 ülke sıra atlarken, 54 ülkenin durumu değişmemiş,  Türkiye dahil 54 ülke ise gerilemiştir.

Komşumuz Yunanistan, Gabon, Ukrayna, Jamaika ve Mısır’ın notu yükselirken, Fildişi Sahili, Lesoto, Kosta Rika, Lübnan ve Arjantin’in notunda önemli düşmeler olmuştur.  Yunanistan, Ermenistan, Fiji, Bolivya, Özbekistan, Honduras ve Senegal ise Türkiye’nin önüne geçmiştir.  Bir yıl önce 100’ncü sırada olan Yunanistan 14 sıra  yükselerek Türkiye’nin önüne geçmiştir. Geçen yıl ziyaret ettiğim çok küçük bir ada ülkesi olan, bir çay farikasından başka sanayi tesisi  bulunmayan  Seyşeller  bile  8  sıra  yükselip 79’ncu sıra ile  Türkiye’yi  geçmiştir.

Fitch Ratings,  geçen  Temmuz ayında  Murat Çetinkaya’nın görevden alınmasının ardından Türkiye’nin notunu düşürmüş ve kredi notu BB’den BB-‘ye gerilemişti. 2 Kasım 2019’da Türkiye’nin “BB-” seviyesindeki kredi notunu  onaylamış, “negatif” olan görünümünü “durağan”a revize etmiştir.

Standard and Poor’s (S&P) ise geçen yılki iki değerlendirmede “B+ kredi” notu ile “durağan” görünümünü değiştirmemiştir. Moody’s ise  15 Haziran 2019’da  Türkiye’nin uzun dönem kredi notunu “Ba3”ten “B1”e düşürmüş, görünümü “negatif”te tutmuştur.  S&P tarafından  2020 de yapılan değerlendirmede   “B+ durağan” olan not sabit bırakılmıştır.   21 Şubat 2020 tarihinde Fitch’in yapacağı değerlendirme   bu bakımdan önemlidir. Türkiye’nin kredi notu “yatırım yapılabilir” seviyesinden giderek uzaklaşmaktadır.

Batının ekonomik savaş ilan etmesinin kendilerini sindiremeyeceğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söylemiştir: “Biz kararlı bir şekilde yola devam ediyoruz. Siz de bu noktada evelallah kararlı olun, dik durun. Biz size güveniyoruz. Siz bizim arkamızda olduğunuz sürece merak etmeyin Türkiye’nin öyle anlatıldığı gibi yok bilmem kredi derecelendirme kuruluşları şöyle söylemiş, böyle söylemiş… Bırakın o sahtekarları, düzenbazları bırakın. Onlar bizim için çok şeyler söylediler. Bu dünyada batan ülkelere bir anda 4 derece artırmak suretiyle not veren bunlar, teşkilatlardır. Bunlar böyle teşkilat. Biz işimize bakalım. Ne durumdayız ona bakalım. Elhamdülillah turizmde patladık. İstihdam gayet iyi, iyi gidiyoruz. Tarım, hayvancılık evelallah, iyi gidiyoruz. Güçlü bir Kurban Bayramı geçirdik. 4 milyon civarında hayvan kurban edildi. Bu noktadayız ve daha iyi olacağız.”

Sayın Cumhurbaşkanın sahtekar olarak değerlendirdiği üç kuruluşun Türkiye’ye verdikleri  notlar aşağıdadır.

S and P Notları: 2018-2010

Moody’s Notları: 2019-1992

Fitch Notları: 2018-1994

Kredi derecelendirme kuruluşlarının notlarına  siyasal  gelişmeler de etkide bulunmaktadır. Türkiye’nin  izlediği iç ve dış politika adımlarında bir endişe  varsa, bu durum   karamsar kararlar verilmesine  yol açabilmektedir.

Uluslararasında bir ülkenin yatırım yapılabilir ülke olarak kabul edilebilmesi için en az 2 uluslararası reyting kuruluşundan yatırım yapılabilir notu alması gerekir. Bu  kuruluşların  ABD’de Securities and Exchange Commission (SEC) tarafından onaylanması ve  kuruluşun Nationally Recognized Statistical Rating Organizations (NRSROs)  kapsamında olması  gerekir.

Günümüzde  SEC tarafından NRSROs olarak kabul edilen 9  kuruluş vardır:  A. M. Best Company,  Dominion  Bond Rating Service Ltd., Egan- Jones Rating Company,  Fitch Ratings,  Japan Credit Rating Agency Ltd, Kroll Bond Ratnig Agency, Moody’s Investors Service, Morningstar Inc. ve  Standart&Poors.

Bu kuruluşların  öngörüleri  gerçekleşirse,  ekonomik istikrar tehlikeye girer, enflasyonu artar, döviz borcu olan şirketlerin bilanço yapıları bozulur,  borsa  düşer, dış açık artarken büyüme hızı düşer, düşük büyüme hızına  rağmen daha yüksek dış açık ortaya çıkar.  Cumhurbaşkanı  Erdoğan,  Türkiye’nin 2023 vizyonu kapsamında “2023’te nereye geleceğiz” sorusunu gündeme getirmiştir.  Erdoğan, ”İnşallah 2014 yılında hedefimiz 1 trilyon dolarlık gayri safi yurt içi hasıla. 2023’te ise Türkiye’nin  milli gelirini 2 trilyon dolar seviyesinde görmek istiyoruz…Kişi başına düşün milli gelirin 25 bin dolar olmasını sağlayacağızihracat 500 milyar dolara, dış ticaret hacmi ise 1 trilyon dolara ulaşmış olacak” demişti.

Kurdaki dalgalanmalardan doğabilecek  zararlarının reel sektörde yarattığı bilanço riski likidite riskine dönüşürse, bu durum bankaların aktiflerini olumsuz yönde etkileyebilir. Hazine’nin döviz dış  borçları TL’nin  değer kaybetmesiyle  TL cinsinden artar, dış borçların faizleri  yükselir.  Faizler bütçeye gider olarak yazıldığından  kur artışı bütçe harcamalarını arttırır.

Doların ve Euro’nun  TL’ye göre değer kazanması  ihracat arz esnekliğine  bağlı olarak   ihracatı arttırır, ithalatı azaltarak dış ticaret açığının azaltır, ülkeye turist gelişini hızlandırarak döviz  girişini artırır. Fakat  ara malları  dışarıdan ithal eden bir ülke olan Türkiye’de  ithal edilen malların TL cinsinden fiyatları  yükseldiğinden  üretim maliyetleri bundan olumsuz etkilenir,  ekonomide daralma başlar, büyüme yavaşlar, enflasyonist baskılar çoğalır, dış ticaret hadleri aleyhe döner, ekonomi resesyona girer ve  işsizlik artar. Türkiye, OECD  üyesi  ülkeler arasında  en düşük toplam istihdam oranı olan iki ülkeden biridir. Kadın istihdam oranında ise sonuncudur.

Artan enflasyon gelir dağılımını bozar,  toplumsal huzura zarar verir. Hesabında 2 Şubat 2020 tarihi itibariyle   1 milyon lira veya üzeri parası olan mudi sayısı, 2019’da bir önceki yıla göre 45 bin 314 kişi artarak 225 bini aşmıştır. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu  verilerine göre yurt içinde ve dışında yerleşik milyonerlerin toplam sayısı 2019 sonunda 225 bin 440’a yükselmiştir.

2018 sonuna göre milyoner sayısı 45 bin 314 kişi artarken, söz konusu milyonerlerin toplam mevduatı 1 trilyon 391 milyar 597 milyon liraya çıkmıştır. 2018 sonunda milyonerlerin toplam mevduatı 1 trilyon 109 milyar 859 milyon lira seviyesinde bulunuyordu. Tüm bu gerçekleri göz önünde bulundurarak ekonomide bir yeni yapılanmaya gitmekte yarar vardır.

Türk lirasının dolar karşısında değer kaybetmesi, milli gelir TL cinsinden hesaplandığından  milli gelir ile  kişi başına düşen gelirin  azalmasına yol açar. Bu,  2023 hedeflerine ulaşılmasına mani olarak    Türkiye’nin  orta gelir tuzağından çıkmasını engeller. Ayrıca,  döviz ile yurt dışına borçlu olanların ve yurt içindeki bankalardan döviz kredisi kullananların borçlarının TL karşılığı yükseltir.

Döviz piyasalarındaki aşırı oynaklığın ve Türk Lirasının  değer kaybetmesinin arkasında yatan dinamikleri sadece ekonomik verilerle açıklamak  doğru değildir. Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye ile ilişkileri dondurma kararı  kuru olumsuz yönde etkilemiştir. Günümüzün küresel dünyasında  siyasi ve   jeopolitik risklerin  artması,  sadece  parasal  önlemlerle  sorunların çözümünü zorlaştırır.

Ekonomide dolarizasyonu azaltmaya yönelik  önlemler  alınması  doğrudur ama yeterli değildir. Terör, referandum,  Suriye  krizi, hukukun üstünlüğünden sapma,  Batı dünyası ve Avrupa Birliği ile olan anlaşmazlıklar ile   ABD Merkez Bankası’nın izlediği politikalara uyum sağlamadan dolardaki ve diğer dövizlerdeki  artış önlenemez.

Tüm bu gelişmelerin sonucunda hükümetin öngördüğü 2023 hedefleri arasında bulunan   milli gelirin 2 trilyon dolara, kişi başına düşen gelirin 25 bin dolara, ihracatın 500 milyar dolara, dış ticaret hacminin 1 trilyon dolara çıkarılması mümkün olmaz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here