Ana sayfa Haberler Kültür/Sanat

FETİH SURESİ OKUYARAK ZAFER KAZANILIR MI?!


Rivayet edilir ki; Mısır’ın fethini müteakip ulemadan bir grup, Muzaffer Kumandan ve Padişah Yavuz Sultan Selim’e gelerek “Hünkârım Allah’ın yardımı ve bizim de dualarımızla muzaffer oldunuz…” gibisinden sözlerle Padişah’ı kutlamak, belki de yaranmak isterler.

Yavuz Sultan Selim, bu acizleri kırmak istemez ve onlara “Eksik olmayın hocalar. Bu konuda hakkınız var…” dedikten sonra yanında duran devasa boyutlardaki kılıcını işaretle “Ancak bunun hakkını da teslim etmek gerekir” diyerek bitirir sözlerini(1).

*
Falih Rıfkı Atay’ın aktardığına göre; Şükrü Saraçoğlu’nun, mecliste Arap kültürü diye tutturması üzerine meclisteki hocaların ayaklanıp işi Saraçoğlu’nu dövmeye kadar vardırmaları ve araya girenlerce kurtarılması üzerine, Mustafa Kemal kendisine “hata ettiğini, bu tür şeylerin yapılacak işleri geciktireceğini” ihtar etmiş ve şu olayı aktarmıştır:

“Sakarya’dan dönmüştüm. İstasyona çıkınca hocaların beni Hacı Bayram’a götüreceklerini haber verdiler. Baktım ki Mehmetçiğin zaferini türbeye kaptıracağız. Red de edemezdim. Kalabalık arasında yavaş yavaş yürüyerek bir tertip düşünüyordum. Tam Meclis’in önüne gelince, birden ayrıldım, balkona çıkarak nutuk söylemeye hazırlandım. Halk da milletvekillerine katılarak karşımda bir dinleyiciler kalabalığı toplandı. Söyledim sonra içeriye girdim.. Program bu olmuş oldu”(2).

Bu rivayet ve bilgileri neden aktardığıma gelince:

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş yapmış olduğu sosyal medya paylaşımında demiş ki: “Vatanımızın güvenliği, milletimizin huzuru, bölgemizde barış ve selametin temini için başlatılan Barış Pınarı Harekatı’nın zaferle sonuçlanması için yarın tüm camilerimizde sabah namazında Fetih Suresi okunacak, şanlı ordumuza dua edilecektir. Tüm kardeşlerimizi bekliyoruz.”

Aynı şeyi 15 Temmuz Hain Darbe girişimi sırasında bir önceki Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez de yapmıştı.
Yaklaşık bir ay süreyle camilerde salalar verdirdi Mehmet Görmez, Fetih Suresi okuttu ve toplu dualar ettirdi.
Konuyu abartan bazı din görevlileri, gecenin bir yarısında peş peşe salalar verdiler bir ay boyunca.
Özellikle çirkin sesli ve müzik eğitimi almamış imam ve müezzinlerin, cami hoparlörlerini sonuna kadar açmak suretiyle sık aralıklarla ve gelişigüzel verdikleri salalar, insanları taciz ve isyan derecesine kadar bile vardırdı!
Buna tepki gösterenler ise FETÖCÜ olmakla itham edildiler!
Hatta yanılmıyorsam (sala veren müezzini darp ettikleri gerekçesiyle) yargılanıp ceza alanlar bile oldu!

*
Dikkat edilmesi gereken bir konu da şudur bence:
Zafer kazanınca “camilerde okunan Fetih Suresi’nin, yapılan toplu duaların, okunan salaların, getirilen tekbir, tehlil ve salat’u selamların, erenlerin, evliyaların ve enbiyaların yüzü suyu hürmetine ordumuz zafer kazandı” dersek, peki o zaman yenilgileri nasıl açıklayacağız?
Muhtemelen, yenilgi ile sonuçlanan İnebahtı Deniz Savaşı, İkinci Viyana Kuşatması, 93 Harbi, Birinci Balkan Savaşı, Sarıkamış Harekatı, Gazze ve Kanal Harekatı gibi savaşlar sırasında da camilerde Fetih Sureleri okunmuştu, toplu dualar edilmişti ve salalar verilmişti.
Ancak netice de yenilmekten kurtulamadı o günkü ordularımız.
Dolayısıyla; Diyanet’in bu uygulaması, Osmanlı döneminden kalma güzel bir geleneğin devam ettirilmesi ise de işi abartmamak ve tadında bırakmak en doğrusu.
İhlassız, çok sayıda, uzun uzun toplu dualar etmektense; ihlaslı, az sayıda, kısa dualar etmek en güzelidir.
Gösterişe ve istismara sebep olunmamalıdır!
Hatırlatalım ki; eğer Kur’an’dan ayetler okuyarak, dualar ederek, Tekbir ve Tehlil getirerek zafer kazanılmış olsaydı, İslam Peygamberi, Müşriklere karşı ordusunun başında Bedir, Uhut ve Hendek savaşlarını yapmaz, ordusunun başında Hayber ve Mekke’nin fethine çıkmaz, Bizans’a karşı ordu gönderip Mute Savaşı’nı yaptırmazdı!
Hele hele bu tür uygulamalar, siyasetçilere propaganda malzemesi yaptırılmamalıdır.
Böyle günlerde Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ı, sık sık politikacılarla (mesela dün Hacıbayram Camii önünde TBMM Başkanı Mustafa Şentop’la) yan yana görünce, nedense böyle bir kuşku uyanıyor bizde!
Umarız yanılıyoruzdur ve umarız herkes ihlas ve samimi duygularla yapıyordur her ne yapıyorsa.
Ayrıca camilerde toplu dua yaptırmak, Fetih Suresi okutmak ve salalar verdirmek suretiyle halkı galeyana getirmemek gerekir.
Neticede karşımızda bir düşman ülke ordusu bulunmuyor.
İçişleri Bakanı S.Soylu’nun, 00.10.2019 tarihli Tarafsız Bölge programındaki ifadesine göre, karşımızda 15 bin civarında silahlı militanı bulunan bir terör örgütü vardır ve bu örgüte karşı verilen mücadelenin adı da savaş değil, terörle mücadeledir!
Eğer bu mücadeleye “Savaş” derseniz, PYD/YPG’yi terör örgütü değil, devlet olarak kabul etmiş olursunuz!
O zaman da Terörle Mücadele Hukuku değil, Savaş Hukuku gündeme gelir ki; bu Türkiye’nin asla istemeyeceği bir durumdur.
Neferinden generaline kadar, Barış Pınarı Harekatı’na katılan Mehmetçiklerimize muzafferiyetler diliyorum.
Onların ayaklarına taş, yollarını bekleyen annelerinin ve milletimizin gözüne yaş değmesin.
Cümlesini önce Allah’a, sonra işinin ehli olan kumandanlarına emanet ediyoruz.
Dualarımız onlarladır.
Geri dönüşü olmayan bu noktada, ordumuzun ve devletimizin yanındayız.
Keşke, politikacıların ihmallerinden, zamanında almayı unuttukları tedbirlerden, hatalı ve yanlış kararlarından doğan problemleri askerler süngüleriyle düzeltmek zorunda kalmasalardı.
Sanırım dünya o zaman çok daha güzel olurdu..

Ömer Sağlam
10.10.2019


BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here