Beyaz Saray’da Müslüman Kardeşler Hareketi’nin  terör örgütü olarak kabul edileceğine yönelik bir konuşma,
Terörist bir örgütün zorlayıcı soruları ortaya çıkarmasına yol açtı.
Başkan D.Trump bu adımı neden atıyor?
ABD yönetimi bu tip hareketler arasındaki farklılıkları nasıl çözecektir?
Karar yasal olarak nasıl formüle edilecektir?
Ve karar gerçekleşirse ne gibi tepkiler olacaktır?
 
*
Suudi Arabistan ve Mısır’da yasaklı olan Müslüman Kardeşler’in terör listesine alınmasının en muhtemel sonuçlarından biri,
Maksimum baskıdaki İran’ın  Devrim Muhafızları Ordusu’nun  bir terörist grup olarak belirlenmesi,
Ardından Müslüman Kardeşler Hareketi’nin Orta Doğu’da ABD’nin çıkarlarına karşı Şiiler ve Sünnileri bir araya getirme eğilimi olacaktır.
Bu Sünnileri  Şii İran karşıtı yapan ABD eski başkanları G.W. Bush ve B.Obama stratejilerinin tersine çevrilmesi anlamındadır. 
 
*
Bu noktada Türkiye,  Sünni köktenci bir lider ile emperyal Osmanlı emellerine önderlik eden İslami otokrasiye dönüşmüş bir ülkedir.
Müslüman Kardeşler Hareketi’nin lideri Erdoğan ile Türkiye’nin neredeyse dünyanın her yerinde gösterdiği Sünni İslamcılık girişkenliği;
Bu bölgelerin işkence görmesine neden olurken, bu bölgelerde istikrar ve büyüme arzusuna da engel oluyor.
 
*
Köktenci liderin “tuttuğumu  koparırım” inadı ve bunu her gündeme  taahhüt etmesi,
Türkiye’yi  ekonomik, siyasi ve sosyal açmazlarla  karşı karşıya bırakmıştır. 
Batı, Türkiye’nin yeniden bağlı olduğu ittifakların güvenilir bir ortağı olmasını istiyor.
Ama Erdoğan Türkiye’si, I. Dünya Savaşı’ndan sonra kaderini  karara bağlayan uluslararası antlaşmaların sadece bir adım uzağında bulunuyor! 
 
*
Erdoğan’ın 31 Mart’ta tamamlanmış olan İstanbul seçimlerinin iptal edilmesine yönelik kararını YSK eliyle kesinleştirmesi, bu çerçevede okunmalıdır.
YSK kararının kesin olması, onun hukuksuz ve mantıksız olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Erdoğan’ın karar vermesinin ya da kararını kesinleştirmesinin bu kadar uzaması ise ne derinleşen siyasi krizle ne de ülkenin keyfi bir biçimde yönetilmesiyle ilgilidir.
Mesele Müslüman Kardeşler Hareketi karargahının eğilimlerinin zamanlamasıyla ilintilidir.
 
*
ABD ve Türkiye’nin yolu Arap Baharı süreciyle gelişti.
Bu dönemde Anadolu’da islami inançları kapsayan ideoloji ve  siyasal tercihlerde farklılaşma  başladı. 
Yap-satçı, ticaretçi, yerel küçük sanayiciler ve tefeci erbabı kendi aralarında kolonileştiler.
Saf oluşturdukları kolonilerde cemaatler şeklinde örgütlendiler ve birliklerinden güçlendiler. 
Büyük sermayenin kendilerine bellettiği inkâr siyaseti, siyasal tercihlerinin rotasını oluşturdu.
Siyasal tercihlerini batı mahfilleriyle ortaklaşıp büyük sermayeyi de aldatmayı başararak  AKP’yi iktidar yaptılar.
 
*
Dini Lider Fethullah Gülen ve siyasi lider Tayyip Erdoğan önderliğinde AKP iktidarı,
Oluşturulan “İslam Burjuva  Demokrasi ” sine  devlet himayesi sağlıyordu.
Birlikte Batı burjuva demokrasisi yerine ikame edilmenin  mücadelesini yaptılar.
Onların  gelecek garantisinin tek yolu  temel hak ve özgürlüklerden ekonominin işleyişe, sosyal yaşamdan hukuka kadar her alanda meşrulaşmalarının sağlanabilmesiydi.      
Tüm devlet kadrolarını ele geçirdiler.
Ekonominin tüm musluklarını kendilerine çevirdiler.
Sahip oldukları ekonomi, Avrupa’da küçük bir ekonomik kriz oluşturabilecek bir bombaya eşdeğer hale geldi…
 
*
Özellikle güvenlik bürokrasisini yeniden yapılandırdılar.
Yeniden yapılanma sadece ordu, polis, yargı ve istihbarat kurumlarının kurumsal yapısını ve sivil siyasetle ilişkisini değil zihniyetini de konu ediyordu.
Batı Burjuva Demokrasisi ise İslam Burjuvası Demokrasisi yönünde kendini yeniden şekillendirmeye başlamıştı.
İslam Burjuvasının bekası için AKP iktidarıyla birlikte TSK nezdinde Cumhuriyetin temel esaslarını iğdiş ettiler…
TSK; Batı Burjuva Demokrasisi adına Türkiye Cumhuriyeti ve kutsal topraklarını güvenle koruma ve savunma kudretinden ödün üstüne ödün verdi.
Elbette Amerika; Türkiye ve Ortadoğu coğrafyasında beklentileri ve AB çıkarlarının yeniden şekillenmesine kılıf görevi yapıyordu…         
          
*
O sırada beklemeyen bir şey oldu.
Dünya Arap Baharı ile birlikte farklı sosyal, etnik özelliklere sahip, değişik mezhep, cemaat, aşiret, kabile ailesinden gelen asla kutsal savaş amacını taşımayan,
Fakat kardeşlik fikri ve dayanışma hissi içerisinde dünyevi bir dinî eğilimle yetiştirilmiş Müslüman Kardeşler ve benzerlerinin islamcı cihatçılarıyla  yüz yüze kaldı…
Türkiye’de, Müslüman Kardeşler Hareketi  Erdoğan iktidarından İslam ülkelerine yayılmacı bir felsefe işliyordu.
İslam dininin bir siyaset teorisi olmamasına rağmen Tunus’ta, Libya, Mısır gibi İslam ülkelerinde değiştirilen sosyolojiler üzerinden,
Bireysel dini duyguları ağır basan halklar yerine dini arayışları öne çıkaran partileşmeye inanan,
Batılı kafirlerin canına-malına kastetmeye iman eden bir insan modelinden milyonlarca yetiştirildiği dehşetle görüldü…
 
*
Batı Burjuva Demokrasisi harekete geçti…
İslami Cihad ideolojisi olmazsa olmaz tasfiye edilecekti.
Henüz  İslamcı politikalarını devlet kurumsallaşmasına yansıtmamış olan Mısır’da;
Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi ve Müslüman Kardeşler örgütünün Hürriyet ve Adalet Partisi kolayca iktidardan düşürülüverdi.
Sıra Türkiye’yi Müslüman Ortadoğu’nun bir parçası olarak algılayan,
Müslüman Kardeşler örgütünün ekonomik ve siyasal anlayışıyla sosyo kültürel yapıyı  değiştirmeye-yazan
İslami Cihad örgütlerini besleyen Gülen Cemaati ve AKP iktidarına gelmişti…
 
*
Erdoğan Temmuz 2016 darbesinden istifadeyle İstihbarat ve Emniyet güçlerinin desteğinde hem ABD’nin talebini yerine getirdi ve Fethullah Gülen’i tasfiye etti, 
Hem de bu defa ABD’nin zıddına F.Gülen’in işgalinde olan devletin tüm kadrolarına kendi kadrolarını yerleştirerek benzeri görülmemiş biçimde güç kazandı.
Aynı zamanda yargıyı; medya kuruluşlarını, gazetecileri, akademisyenleri, askerleri ve STK’ları süpürmek için kullandı.
Atatürk’ün ortaya koyduğu laik sistemi değiştirerek, din adamlarına devlet meselelerinde daha fazla söz verdi.
Siyasi otoritesini büyük ölçüde pekiştirdi.    
Kendisini  dünya lideri yapmak için dolu dizgin  diğer ülkelerdeki Müslümanları kazanmaya çalışıyor…
 
*
Bugün Batı Burjuva Demokrasisinin, Türkiye’deki İslam Burjuvası Demokrasisine teklifi açıktır.
“Dilediğine inan, dilediğine ibadet yap, istediğin gibi yaşa, giy-tak-takıştır fakat kamu alanında din uygulama!”
 
*
Bunun sağlanabilmesi için Erdoğan’ın dini lider Fethullah Gülen ve cemaati çerçevesinde yürüttüğü tasfiyeyi ,
Mutlaka Müslüman Kardeşler Hareketi ve benzerlerinin İslamcı felsefesini takip eden tüm siyasi kadrolarda ve İslam Burjuvazisi kapsamında da sürdürülmesi gerekiyor.
Ama Erdoğan neden bu yükümlülükten kaçıyor?
 
*
Halbuki Batı Burjuva Demokrasisinın Türkiye’deki iktidara bu tasfiyeleri yaptırmakta bir çok enstrümanı bulunuyor. 
Suriye’de “Fırat Kalkanı- Zeytin Dalı Operasyonları, İdlib Macerası,  PKK-PYD ve İŞİD terör örgütü, Ekonomik Sorunlar, Uluslararası suçlar ve yolsuzluklar,
ABD, AB , NATO  daha neler neler…
 
*
Derinleşen siyasi krize aldırmadan ve ülkeyi keyfi bir biçimde yönetme  görüntüsü vermekten kaçınmadan,  
Erdoğan’ın şimdi 31 Mart’ta tamamlanmış olan İstanbul seçimlerinin iptal ettirmesi , 
Müslüman Kardeşler Hareketi’nin Orta Doğu’da ABD’nin çıkarlarına karşı Şiiler ve Sünnileri bir araya getirme amacını taşıyor.
 
*
Bu güne kadar bir defa olsun, Türkiye rejiminin  Erdoğan eliyle İslamcı bir rejime dönüştürülmekte olduğundan söz etmeyen,
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise “Çok güzel şeyler olacak, hiç kimse meraklanmasın. Bu ülkeye demokrasiyi getireceğiz ” gibi yuvarlak ifadelerle konuşuyor. 
Millete hikaye anlatıyor. 
Çünkü Müslüman Kardeşler’in  çok şeye gücü yeten bir hareket olduğunu, eğer böyleyse işbirlikçileriyle yenilenecek İstanbul seçimini asla kazanamayacağını önemsemiyor. 
Belki de en fenası Türkiye’nin bunca büyük sorunlarının altından kalkamayacağını düşünüyor ve kaytarıyor!
Türkiye’de  kaos giderek  derinleşiyor…
 
*
Ama Türkiye’deki silahlı kuvvetler Batı Burjuva Demokrasisinin koruyucusu ve caydırıcı gücü olan NATO’nun her an tetiklenebilir bir alt birimidir. 
 
 
 
8. 5. 2019

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.