17 yıllık AKP iktidarının sonunda ülkemiz, gelip, bataklığa saplandı…

Her yerdeç amur, çirkef   diz boyu.

İktidar da vatandaş da kurtulmak için çabalıyor. Ama çırpındıkça daha çok batıyor…

Bütün bunlar 17 yıllık bir vurdumduymazlığın, ihmalin, talanın, yağmanın sonuçları…

Sattılar, savdılar, yıktılar… Tarımı, sanayi bitirdiler… Yerine yenisini de koymadılar… Bir çivi çakmadılar…

Üretimi durdurdular.

Üretim durunca mal, ürün kıtlığı başladı. Fiyatlar arttı. Fiyatlar başını alıp gitti…

Halk, “Açız, perişanız, çocuğumuzu okutamıyoruz, doyuramıyoruz…” diye feryat ettikçe “Sadaka ekonomisi” ile onları uyutmaya çalıştılar.

Ramazanlarda, bayramlarda 3 kilo pirinç, 5 kilo bulgur, 10 kilo makarna dağıttılar…

Seçimlerden önce insanlarımızın başına çay paketleri fırlattılar.

İktidarın yolsuzluklarını açıklamak isteyenlerin; konuşanların, yazanların  sesini kısmak, nefessiz bırakmak için yargıyı, medyayı kendilerine bağladılar.

Devlet ve resmi kurumlar milletin, halkın kurumları olmaktan çıkıp parti devletine, parti kurumlarına dönüştü.

Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Haşim Kılıç bile “Ne yazık ki önce AHLAK ve MANEVİYAT diye iktidara gelen bu arkadaşlarımız, ne pozitif hukuk kuralları bıraktılar ne de ahlak bıraktılar” demek zorunda kaldı.

Toplum AKP’li vatandaşlar, AKP’li olmayan vatandaşlar diye ayrıştırıldı. Kendilerine “Cumhur ittifakı” dediler, karşılarında olan partilere ve onları tutan vatandaşlara “İllet, Zillet İttifakı” adını verdiler.

Topluma “Nefret dili” ile seslendiler.

Vatandaşı vatandaşa düşman ettiler.

Cumhurbaşkanı her gittiği yerde, her mitingde “CEHAPE, Bay Kemal, İllet, zillet İttifakı” deyişini dilinden düşürmedi.

Yandaşı Devlet bahçeli ile gece gündüz, yatıp kalkıp, halka “Beka sorunu”nu anlattılar.

Bıkmadan, usanmadan, durmadan tekrarladılar.

Ama halk onları sabah akşam TV’lerde, meydanlarda, caddelerde, mitinglerde görmekten hem bıktı, hem usandı.

Bunları dinlemekten insanlarımıza gına geldi. Psikolojisi bozuldu.

Bütün bunların üstüne bir de yokluk, yoksulluk, açlık, tencere sorunları eklenince halk, her türlü baskıya, propagandaya, zorlamaya karşın oyunu muhalefete verdi.

Büyük kentlerin belediyelerini muhalefet kazandı.

Sonradan anlaşıldı ki bu Beka Sorunu onların sorunuymuş…

Cübbeli Ahmet’in damadının İstanbul belediyesinden tam 1,8 milyon TL’lik ihale aldığı ortaya çıktı.

Ayrıca vakıf ve derneklere trilyonlar aktarıldığı gerçeğine ulaşıldı…

Binlerce AKP’li kadın – erkek militana da parti hizmetleri karşılığında, çalışmadan, işe gitmeden, belediyelerden maaş bağlandığı bilgisine varıldı.

Adamlar ATM’lere koşup aydan aya maaşlarını alıyorlarmış meğer…

Ne güzel bir dünya!

Bir tarafta açlık sınırının altında yaşayan, ıstırap çeken yığınlar; öte tarafta, sadece AKP’ye hizmet ettiği için, mitinglere adam topladığı için havadan, sudan, beleş maaş alan parazitler…

Ama büyük kent belediyelerinde o tatlı günler, maaşlar gerilerde kaldı. Şimdi AKP bu ballı kaymaklı günlerin özlemi ile yanıp, tutuşmakta.

Sonuçları değiştirmek için durmadan YSK’ya itiraz dilekçeleri vermekte.

Ama bütün bunlar boşuna çaba.

Seçimler İstanbul’da yenilense de AKP halkın gözünde geçerliliğini, değerini yitirdi artık. Bu kez yüzde 50’lere, 51’lere de ulaşamayacaklar.

Seçimde hile hurda yaparız, kazanırız diyorlarsa, o günler de mazi oldu. Tarih oldu. Islak imzalı tutanakların dönemi başladı.

Ayrıca halkımız din sömürüsünden, sadaka ekonomisinden, nefret, düşmanlık dilinden, particilikten bıktı usandı.

Boş laf istemiyor artık, iş istiyor, icraat istiyor. Karnı tok, üstü pek bir yaşam istiyor.

Tencere ön plana çıktı şimdi. Geçim derdi, geçinebilme, çocuğunu okutabilme derdi ön plana çıktı.

Halk, AKP’ye güven duymuyor artık.

AKP güven kaybetti.

AKP, adım adım sona yaklaşıyor.

([email protected])

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.