Sona yaklaşan, sonunun geldiğini sezinleyen diktatörler hep aynı yoldan geçip, aynı yöntemleri kullanırlar.

Su içer gibi yalan söylerler. Gerçekleri çarpıtırlar. Hem de halkın gözünün içine baka baka, utanmadan, sıkılmadan yaparlar bu işi…

Sahtekârlıkları kanıtlanır, yalanları çürütülür, ama yine de diktatörler bildiklerini okurlar. Yalan söylemeye devam ederler.

Çünkü haksızlıklara, hukuksuzluklara karşı çıkan, direnen insanlar çoğaldıkça onlar, koltuklarının yavaş yavaş altlarından kaydığını hissederler. Telaşlanır korkarlar…

İki kat daha hırslanırlar. Zalimleşirler.

Diktatör çıkardığı kanunlar, faşist baskılar, korku imparatorluğu sayesinde, talan düzeninin sürgit devam edeceğini,  dünyaya direk kalacağını, sonsuza dek halkını koyun sürüsü gibi güdeceğini, sanır.

Onun en çok değer verdiği şeyler tahtıdır, servetidir, sahip olduğu geniş yetkileridir. Ne demokrasi, ne söz hakkı, ne özgürlük ne de insan hakları umurundadır. Yeter ki o tahtını korusun, saltanatını devam ettirsin. Bunun için yapamayacağı zulüm, takamayacağı maske, oynayamayacağı oyun yoktur.

Halkının gerçekleri görüp, direnmesi karşısında durmadan renk değiştirir. Renkten renge girer.

Bugün ak dediğine bir başka gün kara der. Bugün doğru dediğine bir başka gün yanlış der. Yeri gelir, söylediklerini tümden inkâr eder.

Bazen çaresizleşir… Çıldırır. Zalimleşir. Zulmeder.

Tehditler savurur.  Öç alma duygusuyla dolup taşar

Durmadan demokrasiden, özgürlüklerden söz eder ama özgür ve bilinçli basını susturmak, yok etmek için elinden geleni ardına koymaz…

Onlar, aydınlardan, aydınlıktan ışıktan yarasalar gibi korkarlar…

Karanlık işler çevirirler. Karanlıklara gizlenirler.

Sosyal medyada “paylaşım”lar yaparak düşüncelerini ortaya koyan, birbirleriyle iletişim kuran insanların  “Anayasal suç işledikleri”ni söylerler. Paylaşım yapanları tutuklayacaklarını ilan ederek korkutmaya çalışırlar.

Birbirleriyle sadece haberleşerek, fikir alışverişinde bulunarak, iktidarın vahşice uygulamalarını, talanlarını, kirli çamaşırlarını gün ışığına çıkaran yurtseverleri sindirmek, engellemektir asıl Hedefleri.

Şunu burada açıkça ve yüksek sesle vurgulayalım:

Sosyal paylaşım sitelerinde “Cebir ve şiddet” içermeyen mesajlar, iletiler, doğrudan vatandaşların düşünce özgürlüğü kapsamına girer.

Asla ve kesinlikle suç değildir.

Yazışmak, söyleşmek, paylaşmak, eleştirmek, protesto etmek, direnmek vatandaşın en doğal anayasal hakkıdır. Bunu kimse engelleyemez. Engellemeye gücü de yetmez.

Kimse korkmasın, korkutanlara da kulak asmasın…

Dünyanın hiçbir yerinde, Muz Cumhuriyetlerinde bile mesaj atan, paylaşım ve yorum yapan insan tutuklanmamaktadır.

İktidar, sosyal medyadan çekindiği, onu büyük bir tehlike olarak gördüğü için bu yöntemlere başvurmaktadır.

Hani haksız da değildir.  Milyonlarca Facebook ve Twitter kullanıcısına sahip olan Türkiye, bugün dünyada altıncı, Avrupa’da ilk sıradadır.

Bu, çok etkili, çok muazzam bir güçtür. Üstelik büyük bir çoğunluğu da aydın, bilinçli kimselerdir…

 Sosyal paylaşım siteleri günümüzde muhalefet partilerinin yapmadığı, yapamadığı görevi üstlenmiştir. Topluma direnç, mücadele aşkı aşılamakta, hak – hukuk, özgürlük mücadelesinde kılavuzluk yapmaktadır.

Sosyal medya aynı zamanda uluslararası bir paylaşım, iletişim, dayanışma aracıdır.

Kübalı, Venezüellalı bir yurtsever, bu iletişim ağı sayesinde Türkiyeli yoldaşı ile haberleşebiliyor, ona destek veriyor, güç veriyor, kan veriyor, can veriyor… “Yanındayım, seninleyim, haksızlıklara, hukuksuzluklara, direnişe devam…” diyor.

Türkiyeli yoldaş da Venezüellalı yurtsevere destek veriyor, güç veriyor, kan veriyor, can veriyor…

İşte bunun için sosyal medya, egemen güçlerin korkulu rüyası haline geldi…

İşte bunun için iktidar sahipleri durmadan Facebook, Twitter kullanıcılarını korkutmak, sindirmek amacıyla tehditler, şantajlar savuruyorlar. Onları yargı önüne çıkarıyorlar…

Ama Türkiye’de ve dünyada milyonlarca sosyal medya kullanıcısını içine alacak bir hapishane henüz yapılmadı…

([email protected])

 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.