ABD Ulusal İstihbarat Topluluğu, “2019 Dünya Çapında Tehdit Değerlendirilmesi Raporu”nda İran İslam Cumhuriyeti’nin  tehditlerini;
Siber Tehditler: Kitle İmha Silahı Geliştirme : Bölgesel Tehditler olmak üzere üç ana başlıkta kategorize ediyor.
Ulusal İstihbarat Direktörü  Daniel R. Coats,” İran rejimi ekonomisi gün geçtikçe zayıflamasına rağmen askeri yeteneklerini geliştirmeye devam ediyor:
İslamcı terörizmin sponsorluğunu sürdürüyor : 
Bölgede ABD güçlerini ve müttefiklerini tehdit eden yerli askeri yetenekleri geliştirirken Yemen’i, Şii militanlarını ve Hizbullah’ı destekliyor:
Orta Doğu’daki en büyük balistik füze envanterini korumaktadır : 
2015’te Çin, Fransa, Almanya, Rusya, Birleşik Krallık, ABD ve Avrupa Birliği ile yaptığı  Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) sınırlarını zorluyor”  diyor.
 
*
Oysa İran’ın  bu çerçeveden çıkması için meşruiyetinin temeli olan İslamcı kimliğini inkar etmesi gerekiyor…
 
*
İran’ın Natanz ,Fordow, Bushehr ve Arak  nükleer tesislerinde uranyum heksaflorid gazı verilerek U-235 adı verilen izotopunu  ayrıştırdığı santrifüjleri bulunuyor.
JCPOA anlaşmasının imzalandığı tarihte İran 20 bin santrifüje ve tonlarca uranyuma sahipti.
Bunun birkaç ay içinde 8 ila 10 nükleer bomba yapmaya yeteceği belirtiliyordu.
Anlaşmayla santrifüj sayısı 2026’ya kadar 10 yıl boyunca 5 bin 60 ile sınırlandırıldı.
Ayrıca İran’ın uranyum stoku da yüzde 98 düşürülerek 300 kilograma geriletildi.
İran’ın bu miktarı 2031’e kadar geçmemesi şartı getirildi.
İran ayrıca uranyum stokunun zenginleştirilme oranını yüzde 3,67’de tutmayı kabul etmişti… 
 
*
Bugün Başkan Trump yönetimi İran’a maksimum  baskı kurmuş bulunuyor.
İran’a yönelik petrol, nakliye, sigorta ve bankacılık sektörlerini kapsayan yaptırımlar uygulanıyor.
Bununla birlikte Washington bazı  feragatları da kabul ediyor.
Sekiz ithalatçı ülke Çin, Hindistan, Güney Kore, Türkiye, İtalya, BAE, Japonya ve  Tayvan’ın İran petrolünü almaya devam etmesine geçici olarak izin verilmiştir.
 
*
Nisan başında ABD, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu  terör örgütü olarak tanıdı. 
Geçen hafta Trump, bu kez İran petrol satışlarını sıfıra zorlamak için yaptırım tehditleri kullanmaya çalışacağını ve 2 Mayıs’tan itibaren  feragatleri yenilenmeyeceğini  açıkladı.
Bu feragatler, uluslararası ortakların ABD yaptırımlarından korkmadan askeri olmayan projelerde İran’la çalışmalarına izin veriyor. 
Şimdi ABD yönetimi, İran yaptırımları ile Avrupa, Çin ve Rusya’nın sivil nükleer projelerdeki işbirliğine yönelik zararlarının tazmin edilip edilmeyeceğini tartışıyor. 
 
*
Sivil nükleer işbirliği için feragatlerin geri çekilmesi, öfkeli Devrim Muhafızları Ordusu’nun terör örgütü olarak tanınmasından daha az agresif görünebilir.
Ancak feragatlerin geri çekilmesi  İran’ın uluslararası nükleer işbirliğini tehdit eden  en tehlikeli adımlardan biridir.
Feragatler üç projeyi kapsıyor;
 
*
Birincisi;  Anlaşmaya göre Rusya ve Avrupa Birliği’nin liderliğinde Fordow Uranyum  Zenginleştirme tesisi kaldırılacak ve zararsız  uluslararası  bir nükleer, fizik ve teknoloji merkezine dönüştürülecekti.
Bazı denetçiler  Fordow’un kapalı olmadığından şikayet etmesine rağmen Rusya ve Avrupa Birliği Fordow’un denetiminde başarılı olmuştu ve  bir uranyum zenginleştirme tesisi değildi.
Kesinlikle, anlaşmanın  terk edilmesini gerektirmiyordu.
Şimdi İran’ın Rusya ve Avrupa Birliği ile çalışmasına izin verilmezse, Fordow’un daha tehdit edici kullanımına geri dönmesi potansiyeli bulunuyor.
 
*
İkincisi; İran anlaşmadan önce Rusya ile birlikte Arak’ta  3 bin megavat elektrik üretebilen yeni bir nükleer enerji santrali kurmuştu.
Arak tesisleri ABD’nin çekildiği nükleer anlaşmada ve diplomatik alanda en çok konuşulan ve müzakere edilen konulardan biriydi.
Anlaşmaya göre İran, Çin ve ABD’nin  silahlar için kullanılamayacak kadar düşük plütonyum üretecek olan bir yedek reaktörün yapımını denetleme vaadi karşılığında, reaktörün çekirdeğini yok etti.
Şimdi İran, yeni reaktör tasarımına ve ihmal edilebilir çoğalma riskine devam etmek istiyor.
Şimdi Çin ve İngiltere, ABD yaptırımları nedeniyle projeden çekilirse Tahran eski planına geri dönebileceği bir zemindedir. 
İran’ın reaktörün kalbini yeniden inşa etmek için kullanılabilecek yedek parçalarla ilgili belirsiz ifadelere rağmen bir zamanlar kurduğu ve söktüğü  projeyi yeniden yapabilecek kapasitededir.
 
*
Üçüncüsü; İran’ın Bushehr’deki  Rusya destekli bir projesi olan ticari nükleer reaktörü tek işleyen tesistir.
ABD’nin İran’ın nükleer programı konusundaki endişesi arttıkça Washington ile Moskova arasında bir çekişme yaşanmış,
Sonuçta Rusya, ABD’nin  endişelerini ciddiye alarak  Bushehr’in yakıtını kontrol etmiş ve ABD’de   Bushehr’daki Rus ortaklara yaptırım uygulamamıştır.
Şimdi Washington, Rusya’ya yeni feragatler sağlamazsa ve yeni yaptırımlar uygularsa, Rusya’nın bunlara uyması  şüphelidir.
Çünkü bu durum dünya çapında nükleer güvenlik ve güvenlik projelerinde yeri doldurulamaz Rusya’nın  ticari nükleer sağlayıcısı olan Rosatom Nükleer Enerji Şirketi için çok önemlidir.
 
*
Washington bu feragatlerin bir kısmını ya da  tamamını uzatmayı reddederse ne olacağını tahmin etmek zordur.
Çünkü nükleer işbirliğinin büyük kısmı hükümetlerle yapılıyor. 
Ama ABD’nin İran anlaşmasından geri çekilmesiyle getirdiği yaptırımların çoğu özel sektör aktörlerini hedef alıyor.
Bu nedenle uyumluluk ya da ihlal bir hükümet kararı değildir.
Bu durumda bireysel yetkililer ABD yaptırımlarından korkabilirken, anlaşmayı müzakere eden hükümetlerin  takınacağı tutum  kestirilemiyor.
Ve ilgili hükümetlerin  ABD tehditleri karşısında özel sektörleriyle  nasıl uzlaşacağı bilinmiyor.
ABD dayanaklarını korursa, aslında en yakın müttefikleri ve en önemli ortaklarından bazılarının hükümetlerini hedef alacaktır…
 
*
Öyleyse, neden ABD, İran’a muazzam ekonomik baskı uygulamasına rağmen müttefikleriyle bir kopuşu göze alıyor? 
Neden İran anlaşmasının yayılmaya devam etmeyecek başarısını riske atıyor?  
 
*
Halbuki İran hâlâ anlaşmaya uyuyor.
Ama ABD; gelecekteki bir Demokrat başkanın  Washington’u  anlaşmaya geri döndürmesinden kaygılanıyor.
Bu nedenle İran anlaşmasını gelecekteki başkanlara duvar yapmak istiyor.
Nükleer anlaşmayı öldürmenin tek güvenilir yolunun Tahran’ı ihlal etmeye zorlamaktan geçtiği kurgulanıyor.  
 
*
Nitekim Pazar günü, Dışişleri Bakanı J Zarif İran’ın nükleer anlaşmadan ve hatta Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşmasından çekebileceği yönündeki tehdidi yineliyor…
Ama Başkan Trump  İran ile gerçekçi ve etkili bir diplomasiyi sürdürmektedir.
Gergin bir bölgede  riskli  ya da aptalca politikaları reddediyor… 
 
*
2 Mayıs’ta ABD’nin İran feragatlerini uzatmaması Türkiye üzerindeki riskleri arttıracaktır. 
Türkiye, yüzde 20 payla İran’dan en çok petrol ithal eden ülkelerden biridir, petrol ithalinin yüzde 50’ye yakınını da İran’dan yapıyor.
Bu oranlara göre feragatin uzatılmaması durumunda ya Türkiye ABD’ye rağmen ithalatına devam edecek ya da yeni bir çözüm bulacaktır.
Bir anlaşmazlık yaşanması döviz kurlarının, yurt içinde akaryakıt fiyatlarının yükselmesi,
Petrol fiyatlarındaki yükseliş maliyet artırdığı için enflasyonun da yükselişine neden olma riski taşıyor…
 
30.4 2019

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.