16 Nisan’da BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Güvenlik Konseyi üyelerine,
Özel Danışman Jane Holl Lute’nin Kıbrıs müzakerelerinin başlamasına yönelik görev tanımını formüle eden raporunu sundu.
Raporda gerçek ilerleme veya görev tanımı için beklentilerin düşük olduğu belirtildi. 
A.Gutarres, Özel Danışmanı Lute’den temaslarına devam etmesini isteyeceğini söyledi.  
 
*
30 Nisan 2018’de KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Guterres Çerçevesi’ni imzalamaya hazır olduğunu açıkladı.
Böylece görüşmeleri yeniden başlatmak üzere bir hamlede bulundu.
Rum tarafına da Guterres belgesini “Stratejik Bir Paket Anlaşması” olarak ilan edelim çağrısında oldu.  
Türkiye Dışişleri Bakanlığı ise “Rum tarafında esaslı bir zihniyet değişikliği olmadığı sürece biz aynı oyunu oynamaya niyetli değiliz.
Rumların zihniyetiyle bir federal çözüme ulaşılamaz.
Artık yeni bir yol denenmesi gerektiğini düşünüyoruz” açıklaması yaptı…
 
*
M.Akıncı, Kıbrıs’ta çözüme ulaşabilmek için mevcut mutabakatlara;
1- 11 Şubat 2014 belgesine,
2- BM Genel Sekreteri Guterres’in 30 Haziran 2017 tarihinde sunduğu çerçeveye sadık kalınmasını istedi. 
26 Şubat’taki görüşmeye, Rum Lider N.Anastasiadis’in ortaya koyduğu desantralize federasyon kavramını somutlaştırarak içini doldurması,
Varsa başka fikirlerini de dinlemek üzere katıldı…
 
*
11 Şubat 2014’te BM Genel Sekreterinin himayesinde Türk ve Rum liderlerinin görüşmesinde mutabık kalınan Belge; 
1- Mevcut durum kabul edilemez ve sürdürülmesi Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler için olumsuz sonuçlar yaratacaktır.
2- Liderler yapılandırılmış müzakereleri sonuç odaklı biçimde yeniden başlatmak hususunda kararlıdır.
3- Çözüm ilgili Güvenlik Konseyi kararlarında ve Doruk Antlaşmalarında belirlendiği üzere, iki toplumlu ve iki kesimli, siyasi eşitliğe dayalı bir federasyon zemininde olacaktır.
4- Birleşik Kıbrıs Federasyonu çözüm ve bu çözümün ayrı ancak eş zamanlı referandumlarda onaylanmasının neticesinde ortaya çıkacaktır.
5- Müzakereler her şey üzerinde anlaşılmadan hiçbir şey üzerinde anlaşılmamış olacağı ilkesine dayalıdır.
6- Atanmış temsilciler her konuyu her zaman görüşmeye tam yetkilidir.
7- Taraflar görüşmeleri güvence altına almak için olumlu bir ortam yaratmayı amaçlayacaklardır, başlıklarından oluşuyor…
 
*
Kıbrıs Türk ve Rum kesimleri ile üç garantör ülke Türkiye, Yunanistan, Birleşik Krallık ve AB temsilcilerinin,
28 Haziran -7 Temmuz 2017’de BM tarafından İsviçre/ Crans Montana’da yapılan Kıbrıs Konferansı’nda kabul ettikleri 30 Haziran Gutarres Planı ise;
1- Garantiler ve Ülke Güvenliği,
2- Yönetim ve Güç Paylaşımı,
3- Ekonomi ve AB ile ilişkiler,
4- Mülkiyet,
5- Harita ve Yüzdelikler,
6- Toprak ve Güvenlikler başlıklarından oluşuyor…
 
*
Ne ki, süreç boyunca Rumlar egemenliklerini kabul ettirmek için 1963 Akritas Planı’nda direniyor.
Bu plan Türklerin Rum egemenliği kabul etmesi ve Kıbrıs sorununun ortadan kalkması anlamına geliyor.
Rumlar bu planla, Türkleri zayıflatmayı ve Kıbrıs’ın Yunanistan’a birleştirilmesini yani ENOSİS’i amaçlamakta,
Bu amaçta direnmeleri yüzünden 1968’den beri ortak devlet, toprak, mülkiyet hakları ve askeri düzenlemelerle ilgili uzlaşmalar sağlanamamaktadır.
 
*
Nitekim Konferans sırasında taraflara sunulan  Gutarres Planı’nında “Garantiler ve Ülke Güvenliği ” başlığının;
“Müdahale hakkının geçerli kalacağı bir sistem sürdürülebilir değildir.
Garanti Anlaşmalarının kapsadığı alanların yerini, iki tarafça üzerinde mutabık kalınan ve çeşitli boyutları içeren yeterli uygulamayı izleme mekanizmaları alabilir.
Bunların bazılarına garantör güçler de katılabilir.
Güvenlik Sistemi her iki toplumun da Birleşik Kıbrıs’ta kendisini güvende hissetmesini temin etmeli ve bir tarafın güvenliği diğerinin güvenliği pahasına olmamalıdır.
Asker konusu Garanti Anlaşmasından farklı bir konudur ve farklı bir formatta ele alınmalıdır” biçiminde düzenlenerek bir oldu-bitti yaratılmaya çalışıldığı görüldü.
 
*
Ve Birleşik Krallık, İngiltere, Yunanistan, Kıbrıs Rum kesimi ve AB  işbu  plandaki ” Garantiler ve Ülke Güvenliği” başlığını;
1- Kıbrıs için Avrupa hukuku ve ilkelerine, AB müktesebatına, tüm Kıbrıslıların insan haklarına ve temel özgürlüklerine saygılı olan istikrarlı ve yaşayabilir bir çözüm bulunması,
2- Kıbrıs vatandaşlarının güvenliğinin ve Kıbrıs sorunun çözümünün sadece AB tarafından garantiye alınması, 
3- Başarı için gerekli olan ön koşulun yabancı askerlere ihtiyaç olmayacak, Kıbrıs’ın ve vatandaşlarının güvenliği ve bağımsızlığının sağlanması için üçüncü ülkelere ihtiyaç duyulmayacak bir çözüm olarak ele aldılar!
Crans Montana’da Türk ve Rum kesimleri arasındaki farklı düşünce yapısı,
Yönetim ve Güç Paylaşımı: Ekonomi ve AB ile ilişkiler: Mülkiyet: Harita ve Yüzdelikler: Toprak ve Güvenlikler başlıklarında da kendini gösterdi.
Bugün Rum tarafı bu çerçeveye 4 Temmuz 2017 Belgesi diyor… 
   
*
Mesela “Siyasi Mülkiyetler” konusunda  tartışılmaya değer bir çok konu kaldı.
1-  Kıbrıs; ABD ve Rusya’nın Stratejik Silahların Sınırlandırılması Anlaşmalarında karşı karşıya geldiği bir adadır.
NATO’nun Stratejik Konsept Belgesinin omurgasını oluşturan füze savunma araçlarının Kıbrıs’ta konuşlandırma yerleri, imha araçlarının hızı ve sayısı, konum algılama sistemleri gibi başlıklar küresel ortaklaşmaya yönelik askeri güç dengesinde büyük önem arzediyor…
2-  Halbuki Türkiye, NATO Stratejik Konsept Belgesinde “AB üyesi olmayan NATO ülkesi” olarak anılıyor ve bu durum NATO’da sorun teşkil ediyor…
Çünkü Türkiye, NATO’nun AB üyesi olmayan bir müttefiki olarak Avrupa güvenliğine katkısı için öncelikle Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasına dahil edilmesi gerektiğini savunuyor.
Fakat AB üyesi Kıbrıs Rum Yönetimi Türkiye’nin Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasına girmesini, bu durumda Türkiye de Kıbrıs’ın NATO’ya girmesini engelliyor…
Bu karmaşa, ancak Kıbrıs Türk ve Rum kesimlerinin birleşme şartlarında anlaşmaları ve “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti”nin  NATO’ya ve Türkiye’nin de Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasına üye olmasıyla adil biçimde çözülebilecektir…
3-Kıbrıs sorununda, Doğu Akdeniz ve Mısır’da bulunan hidrokarbon kaynakları da  katalizör bir güç olarak devrededir.
Yunanistan,  Kıbrıs Rum kesimi  ve İsrail  doğalgazı Avrupa’ya ulaştırmak için AB ile görüşmelerden geçmiş ve ortak çalışmaların ileri götürülmesi konusunda anlaşma sağlamıştır.
İsrail’in doğalgazını dünyaya satabilmesi için ya Türkiye gibi komşu ülkelerin mevcut  boru hatlarını kullanması,
Ya da İsrail, Güney Kıbrıs, Mısır ve Yunanistan’ın offshore sahalarının bağlanmasıyla oluşturulacak Doğu Akdeniz Boru Hattı ile gazın Yunanistan üzerinden diğer Güney Avrupa ülkelerine ulaştırılması öngörülüyor.
Türkiye ve KKTC ise aralarındaki Kıta Sahanlığını Sınırlandırma Anlaşması’yla, Kıbrıs’ın karasularında ve münhasır ekonomik bölgesindeki egemenlik haklarıyla benzer arama çalışmaları yapabilecekleri ve Ada’nın birleşmemesi halinde bir kesimin adanın tümünü temsil ediyormuş gibi görülmesinin Avrupa değerlerine aykırı olduğu tezinde duruyor.
 
*
Bu ve diğer farklılıklar çerçevesinde Yunanistan Başbakanı A.Çipras; herşeyi çözen, herkesin kendisini güvende hissedeceği bir sihirli formül ile Türkiye dışında diğerlerini ikna etmiştir.
Çipras, “Kıbrıs’ta garantilere ve garantörlere gerek yok, bunlar artık çağdışıdır” diyor…
Ama Crans Montana Kıbrıs Konferansı da sonuçsuz kalmıştır!
 
*
Geçen sürede Rum tarafı önce gevşek federasyon, sonra desentralize federasyon teklif etmiş  ama altını dolduramayınca,
Bu kez Gutteres çerçevesini kabul ederek görüşmeye hazır olduklarını açıklamıştır.
Ama KKTC Cumhurbaşkanı M.Akıncı’nın  30 Nisan 2018’de görüşmeleri yeniden başlatmak üzere Guterres Çerçevesi’ni imzalamaya hazır olduğunu açıklamasıyla,
Tek çerçeve olan 30 Haziran 2017 tarihli çerçeve yerine 4 Temmuz 2017 tarihli  çerçeveyi öne sürmüş bulunuyor.
 
*
Bugün Türk tarafı  30 Haziran dışında bir çerçeve olmadığını,
Rum tarafı ise bu belgenin 4 Temmuz’da son halini aldığını iddia ediyor. 
Buna göre Rumlar üzerinde birlikte uzlaşılan daimi bir Rum cumhurbaşkanı ve dönüşümlü başbakanlık formülünü Gutteres çerçevesiyle uyumlu olduğundan yanadır.
Halbuki bunun olmayacağına birlikte karar verilmiş olmasının ötesinde, 2’ye 1 oranında dönüşümlü başkanlık içeren Guterres Çerçevesi ile de uyumlu değildir.  
Rumlar bu öneriyle kararların basit Rum çoğunluğu ile alınması ısrarını sürdürüyor.  
Böylece BM parametreleri çerçevesinde, siyasi eşitlik temelinde bir çözüme hazır olmadıklarını teyit ediyorlar. 
 
*
Üstelik Rumlar, sorunlar çetrefilleşince toptancı bir yaklaşımla siyasi mülkiyet konusunu “Türkiye’nin Kıbrıs’ta İşgalci” olduğu noktasına taşımıştır.
Türkiye’nin Ada’daki 40 bin askerini geri çekmesi: Türkiye’den gelip adaya yerleşenlerin geri dönmesi : Toprak değişikliklerinin yapılabilmesi, konularında;
Türkiye’ye daha fazla baskı yapılması için garantörlük konusunu uluslararası alanda askıya aldırma çabasını sürdürmekte,
Garantörlükle ilgili alternatif senaryoların önünün açılmasını talep etmektedirler. 
 
*
Bu noktada KKTC Cumhurbaşkanı M.Akıncı’nın;
“Türkiye’yi tamamen dışlayarak bir garanti sistemi oluşturmanın ve Kıbrıslı Türklerin bunu kendileri için güvence olarak görmelerini beklemenin mümkün olmadığı, 
Ama  kimse 1960’daki şartların aynen geçerli olduğunu söylemiyor. Eskiden noktası virgülü değişmez deniyordu, bu çağda bunu diyemezsiniz.
Haklarınızı gözetip endişelerinizi giderecek yeni formüller, yeni düşünceler üretmelisiniz” düşüncesiyle geliştirdiği;
 
*
 “Garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’den oluşan çok uluslu bir güç oluşturulması planı”nın da;
1- Ankara Anlaşmasıyla kazanılan Kıbrıs’ta Türklerin siyasi eşitliğinden idareye etkin katılımından ve aynı toplumsal statülerle hak ve özgürlüklerinden ve garantörlükten feragat etmesi: mülkiyet: toprak gibi konularda zarara uğranması,
2- Lozan Anlaşması çerçevesinde Türk-Yunan dengesinin bozulması,
3- Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin AB’ye “Kıbrıs Adası ” olarak girmesi hâlâ tartışmalı bir konu iken, Türkiye’nin “Kıbrıs’ın karasularındaki ve münhasır ekonomik bölgesindeki egemenlik haklarından” da vazgeçmesine yol açabileceğine dikkat çekmek gerekiyor.
 
*
Kıbrıs’ta çözüm  Genel Sekreter’in de ifade ettiği üzere,
1- Mevcut yakınlaşmaları,
2- 11 Şubat 2014 tarihli mutabakat metnini geçerli sayan,
3- 30 Haziran 2017 çerçevesine dayanan, çözüm odaklı ve ucu açık olmayan takvimli bir süreçle mümkün olabileceği anlaşılıyor.
 
*
Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinden vazgeçmek; Türkiye ve KKTC’nin, Türk ulusunun geleceğini, güvenliğini tehlikeye atmak demektir. 
Bu yüzden Türkiye’de iktidarın, muhalefetin, basının ve ilgili bütün kuruluşların  bu milli davada kararlı bir tutum sergilemesi,
Böyle hayati bir konuda ödün vermekten kaçınılmasını sağlamaları gerekiyor.
 
 
20.4.2019
 

 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.