KIBRIS VE NOBEL (2)
Hüseyin MÜMTAZ
“Bir takım” çevrelerce “bir takım yerleri” beğenilmeyen önceki yazımızda şu satırlara yer verdiğimizi okuyucu hatırlayacaktır;
“Herkesin kısaca MTG diye geçiştirmesine bakmayın, açılımı ‘Mağusa Türk Gücü’dür.
Tıpkı Doğan Türk Birliği, Limasol Türk Ocağı, Baf Ülkü Yurdu gibi.
İsimlerdeki TÜRK ve ÜLKÜ tanımlarına dikkat ettiniz mi?

Kulüplerin adında neden hep TÜRK ve ÜLKÜ vardır?
Peki 2019’da ne değişmiştir de Rum’la maç yapmaya bu kadar heveslidir MTG?
Çetinkaya, Gençlik Gücü ve YeniCami ile diğer bütün Türk takımlarının millî mücadele yıllarındaki vârolma savaşına katkılarını kim unutabilir?”

KIBRIS VE NOBEL-HÜSEYİN MÜMTAZ


Maç yapıldıktan sonra öğreniyoruz ki meğer Rum tarafı, Rum tarafında oynanan maçta rakibinin isminden “Türk”ü kaldırarak anonsları “Magosa Futbol Takımı” diye yapmış.
Umarım bütün organizatörleri, önayak olanları, oynayanları, malzemecileri, seyretmeye gidenleri, cümle şakşakçıları ve özellikle Siliftarın, Türkiye’nin garantörlüğüne karşı tezi bile bulunan kebapçı sözcüsünü mutlu ve mesut etmiştir bu tavır.
Başka türlü bir muamele mi bekliyorlardı?
Biz o yazıda, malûm tarafın Rum’la beraber buzuki eşliğinde sirtaki oynarken Gazimağusa’daki mangalda kül bırakmayan ağır abilerin, anlı şanlı akademisyenlerin ve bilhassa Famagusta Triumvirası’nın neden kulağının üstüne yatarak sessiz kaldığını sormuştuk.
Bir hafta geçmedi.
Gazimağusa’ya “garga” heykeli/anıtı dikildi…
…ve hepsi orada boy gösterdi.
Gazimağusa’nın sembolü; Sheakespeare’nin Othello’su mudur, Lala Mustafa Paşa Camii midir, Namık Kemal zindanı mıdır, Venedik Sarayı mıdır, Canbulat Türbe ve Kulesi midir, Kutup Osman mıdır, Çanakkale Şehitliği midir?
Veya meselâ “Mağusa Limanı/Arap Ali” midir, yoksa ve bütün bunlar dururken…
Kocaman, kapkara bir “Karga” mıdır be birader?
Mağusa bu kadar uzak, garip, yalnız bir yurt köşesi midir ki “Ağır abiler” bu Mağusa’yı sirtakiye, buzukiye, Salamina’ya teslim etmişlerdir?
Ülkesinin nüfusunu bile tam olarak bilmeyen Akıncı’nın İsviçre’de teslim ettiği Güzelyurt ve Maraş’a sessiz sedasız “Famagusta” da mı eklenmiştir de haberimiz yoktur?
Akıncı’nın, yaklaşan seçim yüzünden maça önce gitme niyeti sergileyip nabız tuttuktan sonra protesto(!) ederek gitmemesini de doğru değerlendirelim…
(Maç yüzünden açığa çıkan, BG’nin “Güvenliği orada sağlayamayız” endişesini de not etmek gerekir. Ona bile gücü yetmiyorsa Kıbrıs’ta ne işi vardır BM’nin? Basit bir “iki toplumlu” maçta bile taraflardan birinin emniyetini sağlayamayan BM Barış Gücünün bu tavrı TSK’nın Kıbrıs Türkleri için adada bulunuşunu meşru ve elzem hâle getirmiyor mu?)
Geçen yazımızı şöyle bitirmiştik;
“Lefkoşa’dan telefon eden bir dost heyecanla ‘Rahmetli Tavuri ve Çoronik aziz hatıralarına hürmeten bir STK tarafından NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜ’ne aday gösterilmiş’ haberini verdi”.
Telefon dün yine çaldı.
“Abi üzgünüm… Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern’e, ülkesinde yaşanan ve Müslümanları hedef alan cami saldırısının ardından sergilediği birleştirici tavrı nedeniyle ‘Nobel Barış Ödülü verilsin’ kampanyası başlatılmış. Bizim Tavuri ve Çoronik rüyamız kısa sürdü” dedi aynı dost.
Haklı ama olsun… Tavuri ve Çoronik yine bizim fakat yaptıklarıyla Jacinda gerçekten haketti o ödülü.
Ona yakışır. 27 Mart 2019

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.