Hedefi, laik,çağdaş ve demokratik bir toplum olan ATATÜRK 5 Aralık 1934’de Türk kadınına seçme, seçilme, evlilikte eşlerin eşitliği, boşanma, miras gibi pek çok haklar armağan etmiştir.
Peki biz Türk Kadınları bunun ne kadar farkındayız… Bize verilen hakları kendi elimizin tersiyle itip, diğer milletler yeni dünyalar keşfetmeye çalışırken, biz hala saçımızı örtmeli miyiz? Kocadır döver de sever de konularını tartışıyoruz.
Eski Türk Devletlerinde kadınların pek cok hakları vardı.Devlet yönetiminde, mirasta ve aile yönetiminde söz sahibiydiler.
Osmanlı Devleti zamanında islamiyetin kabulüyle, kadınlar pek çok hakkını kaybetti. Islamiyet böyle emrettiği için mi! O ayrı bir tartışma konusu.
Kanunları yapanların çoğu erkek olduğu için işlerine geldikleri şekilde uygulayıp, dini alet ettiler.
Böyle böyle insanları da dinden uzaklaştırdıklarının farkında oldular mı bilmem!
Kadın herşeyden önce bir insan, kimsenin canini yakmaya, mirasina el koymaya, saçını örtüp örtmeyeceğine karar vermeye, kiminle evleneceğine onun yerine söz vermeye hakkı yoktur.
Kadın;haklarını bilen, kullanan,çağdaş, demokrat, yürekli, kimseye minnet etmeden kendi ayakları üstünde durabilen bir varlıktır.
Kadınlarımıza sesleniyorum.”Gelecek korkusuyla, toplum ve aile baskısıyla,el alem ne der kuşkusuyla kendinizin ve çocuklarınızın onurunun kırılmasını görmezden gelip dayak yemeye devam edecek misiniz?
Yoksa Atatürk’ün sizler için çıkardığı kanunlardan da yararlanarak göğsünüzü gere gere “Ben Türk Kadını’yım, ne çocuğumu ne kendimi kimseye ezdirmem, onurumla gururumla çocuklarıma da kendime de sahip çıkarım mı diyeceksiniz…
Neden hep hakkı yenen kadınlar,korunması gereken kadınlar,itilip kakılan,kocalarından dayak yiyen,üç kuruş başlık parasına istemediği adamla zorla evlendirilen kadınlar…
Kadınlarımız okutulmadığı için çocuklarının bakımını sağlayacağı bir işi yok,varsa da ancak kendi geçimini sağlayacağı kadar.
Hele bir boşanmaya kalksın!Erkek hemen tehdit eder”Beş kuruş nafaka vermem,alırım çocuklarını da elinden yüzlerini göremezsin!”
Zavallı kadınlarımız,çaresiz erkeğin istediği gibi yaşamını sürdürür,yaşamaksa
Okumuştur,elinde bir mesleği vardır;Eğer bir devlet kapısında iş bulabilmişse şanslı sayılır ,eğer bulamamışsa özel sektörde iş arar.
İş başvurusunda ilk önce yetenekleri ve başarıları sorgulanmaz.Önce tepeden tırnağa süzülür.Bu nasıl aşağılayıcı bir duygudur bilemezsiniz!
Seçim yakın;Kapı kapı kadınlar gezer,oyları kadınlar toplar.Kim için! Bir erkek için!Bakın meclise kaç tane kadın milletvekili var!Kaç tane kadın belediye başkanı var!
Erkeklerin işlerine geldiği zaman; “cennet analarin ayağı altındadır”,”kadınlarımız baş tacımızdır”,”Eli öpülesi kadınlarımız”…Seçilenler hep erkek olduğu için,kanunları kendi çıkarlarına uygun yaparlar.İş kadın haklarına gelince,sadece laf üretirler…
Yalnız bu konuda,biz kadınlar hep erkekleri suçlarız da ,şöyle bir dönüp kendimize bakmayız!O erkeği doğuran kim;Kadın…Büyüten kim;Kadın…Her türlü kahrını çeken kim;Kadın…İş hamurunu yoğurup yön vermeye gelince baba görünür ortada;”Benim oğlum erkek gibi yetişecek,kadın kadınlığını,erkek erkekliğini bilecek!”Bu da ne demekse…
Kadın olarak dik durup,oğullarımızı önce insan olarak yetiştirmeyi başardığımız gün bu sorunların üstesinden geleceğiz ancak.
Bizim en büyük sorunumuz;sen-ben,kadın-erkek,güzel-çirkin,zengin-fakir… gibi gereksiz kavramlar üzerinde durmak.
Bunların hepsini sıfırlayacak tek sihirli sözcük;BİZ…Tüm ayrımlardan vaz geçerek biz diyebildiğimiz zaman,önce insan olduğumuzun farkına varacağız…
8 Mart 1857 de ABD ‘nin New York şehrinde 40.000 dokuma işçisi insanca yaşamak isteyerek greve başladı. Polisler işçileri fabrikaya kilitledi ve fabrikanın önüne barikatlar kurdu. Bu arada çıkan bir yangından kaçamayan işçilerden çoğu kadın olmak üzere 129 kişi can verdi.Cenazelerine 10.000 den fazla insan katıldı.
26-27 Agustos 1910 da Danimarka’nin Kopenhang şehrinde Uluslararası Sosyalist Kadınlar konferansı’nda Alman Demokrat Partisi’nden Clara Zetkin, yangında ölen kadınların anısına 8 Mart’in Dünya Kadınlar Günü olarak anılması önerisini getirdi ve Kabul edildi.
1921 de Moskova’da gerçekleştirilen 3.Uluslararasiı Kadınlar Konferansı’nda 8 Mart olarak Kabul edildi. Dünya Kadınlar Günü Birinci ve ikinci Dünya savaşı yıllarında pek çok ülkede anılması yasaklandı. Amerika Birleşik Devletleri’nde, 1960 lı yılların sonunda anılmaya başlandı.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1977 de 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını Kabul etti ama asla New York’da ölen işçilerden bahsetmedi.
Türkiye”de ise 8 mart Dünya Kadınlar Günü ilk defa 1921 yilinda “Emekçi Kadınlar Günü “ olarak kutlanmaya başlandı. 1975 Yılında “Türkiye 1975 Kadın Yılı” Kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 darbesine kadar devam etti. 4 Yıl aradan sonra 1984 ten itibaren her yıl “Dünya Kadınlar Günü” kutlanmaya devam ediliyor.
İlk kez 1930 yılındaki Belediye seçimlerinde kullandılar kadınlar siyasal haklarını…
1933 yılında köy muhtarı ve heyetine seçilme hakkı tanındı kadınlara…
 1934 te Başbakan İsmet İnönü zamanında Anayasa ve Seçim kanununda değişiklik yaparak kadına 22 yaşında seçme 30 yaşında seçilme hakkı vermiş.
Hedefi, laik, çağdaş ve demokratik bir toplum olan ATATÜRK 5 Aralık 1934’de Türk kadınına seçme- seçilme, evlilikte eşlerin eşitliği, boşanma, miras gibi pek çok haklar armağan etmiştir. 
1935 yılında 17 kadın milletvekili TBMM ne girmiş.
 2011 seçimlerinde 79 kadın milletvekili daha sonra 96 yükselmiş bu sayı…
 2015 genel seçim sonuçlarına göre TBMM deki kadın vekil sayısı  7 haziranda 97 iken bugün 82 ye düştü.
TBMM nin üçte biri kadın milletvekillerinden oluşsaydı eminim bugün yaşadığımız pek çok problemi yaşamazdık.
 Biz Türk Kadınları Bize verilen hakları kendi elimizin tersiyle itip, diğer milletler yeni dünyalar keşfetmeye çalışırken,biz hala saçımızı örtmeli miyiz? Kocadır döver de sever de, kadının aldığı nefese bile koca karar verir konularını tartışıyoruz.
 İşte bu yüzden doğurduğumuz çocuğumuzun adını bile biz koyamıyoruz kocamız koyuyor,çalıştığımız maaşımızı bile kocamız bize sormadan iş yerinden gidip alıyor ve beş kuruş vermiyor bize.Neyiyeceğimize,nasıl giyineceğimize,nasıl konuşup güleceğimize,dışarıda nasıl yürüyeceğimize kocamız karar veriyor.
 Bütün bu ezilmelere biz kendimiz izin veriyoruz…
 Bir kısmı ataerkil aile yapımız olduğu için büyüdüğümüz kültürden,gelenek -göreneklerden kaynaklanıyor…
 Bir kısmı erkek egemen meclisimizin kendi çıkarları doğrultusunda yaptıkları kanunlardan kaynaklanıyor…
 Erkeklerin büyük çoğunluğu kadına seks aracı olarak bakıyor ne yazık ki…En medeni denilen toplumda yaşadığımı sanıyorum yine de haberlerde,tecavüz edilen,işkence edilen,taciz edilen,öldürülen,sırf kadın olduğu için işlerini kaybeden kadın haberleri dinliyorum…
 Yine bir kısmı,insanımız okuma özürlü olduğu için,okuyup araştırmadan her duyduğuna inandığı ve dinin gerçek kurallarını bilmediğimiz için,erkek egemen toplum dini istediği gibi kullanarak,her şeye bir kural buluyor ve kadınların elini kolunu bağlıyor.
 Kadının en temel kişilik hakkı olan kendi soyadını kullanma ve ekonomi bağımsızlığı bir an önce verilmeli ve bu konuda da biz kadınlar hazıra konmayı beklemeyip mücadele vermeliyiz.
 Ben de diyorum ki esas suçlu biz kadınlarız…Biz izin veriyoruz erkeklerin bizi itip kakmasına,hayatımız hakkında karar vermesine…Okuyup ,kendi ayaklarımız üzerinde durmayı başarmadıkça biz haklarımıza sahip çıkamayız.
 Pek çok Avrupa ülkesinden önce,Atatürk’ün bize verdiği haklara sahip çıkmıyoruz,haklarımızı korumuyoruz…
 Erkeklere de gereğinden fazla sorumluluk yüklediğimizin farkında mıyız acaba!Sırf kendine baktırmak için kocaya giden kadınlar…Bu sözüm size…Bir erkek size bakmak zorunda değil,elin-ayağı tutuyorsa ve sağlığın da yerindeyse,kendin çalışıp kendine bakabilirsin.
 Biz kadın-erkek yan yana,can cana,el ele verip bir olamadıkça,biz olamadıkça hep kullanılan taraf olacağız…Ne ülke olarak,ne insan olarak,iki yakamız bir araya gelmeyecek.Erkek-kadın değil insan var insan…
 Kadın her şeyden önce bir insan:kimsenin canını yakmaya, mirasına el koymaya, saçını örtüp örtmeyeceğine karar vermeye, kiminle evleneceğine,kaç çocuk doğuracağına,ya da doğurup-doğurmayacağına,okuyup-okumayacağına,çalışıp-çalışmayacağına onun yerine karar verme hakkı yoktur. 
“Hiç düşünmüyor musun seni dünyaya getiren de bir kadın!Sen karına el kaldırdığında bilesin ki anana,bacına ve kızına el kaldırıyorsun.Hani cennet anaların ayaklarının altındaydı…”
Çocuklarının gözünün önünde dayak attığın,onurunu incittiğin,ezdiğin,küçülttüğün kadını,nasıl oluyor da akşama koynuna alabiliyorsun…
Kimdi suçlu burda…
Eğitim sisteminin bozukluğu; Evet,biz eğitemiyorduk,sadece öğretiyorduk,bildiğimiz bazı şeyleri…
Kültürümüzden kaynaklanan,erkek evlat düşkünlüğü; Evet,erkek çocuklarını sürekli pohpohlayarak büyütüyor,ellerine sopa ve silah veriyor,arkadaşını dövdüğü zaman gururlanıyoruz.
Siz hiç çıplak kız çocugu resmi gördünüz mü?Göremezsiniz,ama oğlu olunca ilk işi çıplak resim çektirmek olur babaların.Niye”Erkek adamın,erkek oğlu olur.”
Daha doğarken ayırıyoruz çocuklarımızı erkek-kız….
Bunları yaparken de aslında hem çocuğu şiddete yönlendiriyoruz,hem de omuzlarına çok büyük bir yük yüklüyoruz.”Erkek güçlü olur,erkek kadın gibi ağlamaz”…Daha pek çok şey…
Niye ! Erkek insan değil mi,onun da zayıflıkları,merhamet duygusu,içinin çok acıdığı bir anda ağlama ihtiyacı olamaz mı!
Çocuklarımızı doğduğu andan itibaren, cinsiyet gözetmeden ,önce insan olarak yetiştirirsek ,bu soruna bir nebzecik de olsa ,çözüm üretmeye başlayabiliriz belki diye düşünüyorum.
İnsanı insan olduğu için sevmek bu kadar zor mu?
Şu koskoca dünyada neyi paylaşamıyoruz,niye bu zulüm!
Neden hep hakki yenen kadınlar,korunması gereken kadınlar,itilip kakılan,kocalarından dayak yiyen,üç kuruş başlık parasına istemediği adamla zorla evlendirilen kadınlar…
Hele hele Türkiye’de kadın olmaz zordur zor…Hem de çok zor…
Boşanma hakkı kanunen kadının da var ama sadece görünüşte.
Niye mi!Kadınlarımız okutulmadığı için çocuklarının bakımını sağlayacağı bir işi yok,varsa da ancak kendi geçimini sağlayacağı kadar.
Hele bir boşanmaya kalksın!Erkek hemen tehdit eder”Beş kuruş nafaka vermem,alırım çocuklarını da elinden yüzlerini göremezsin!”
Zavallı kadınlarımız…Çaresiz erkeğin istediği gibi yaşamını sürdürür ,yaşamak denirse…
Okumuştur,elinde bir mesleği vardır;Eğer bir devlet kapısında iş bulabilmişse şanslı sayılır ,eğer bulamamışsa özel sektörde iş arar. İş başvurusunda ilk önce yetenekleri ve başarıları sorgulanmaz.Önce tepeden tırnağa süzülür.Bu nasıl aşağılayıcı bir duygudur bilemezsiniz!
2019 da seçim var yine ;Kapı kapı kadınlar gezer,oyları kadınlar toplar.Kim için! Bir erkek için!Bakın meclise kaç tane kadın milletvekili var!Kaç tane kadın belediye başkanı var! Var olanlar da etkinlik gösteremiyor kişisel hırslar mı desek,erkek baskısı ya da çoğunluğu mu desek!
Yalnız bu konuda,biz kadınlar hep erkekleri suçlarız da ,şöyle bir dönüp kendimize bakmayız!O erkeği doğuran kim;Kadın…Büyüten kim;Kadın…Her türlü kahrını çeken kim;Kadın…
Kadın olarak dik durup,oğullarımızı önce insan olarak yetiştirmeyi başardığımız gün bu sorunların üstesinden geleceğiz ancak.
Bizim en büyük sorunumuz;sen-ben,kadın-erkek,güzel-çirkin,zengin-fakir gibi gereksiz kavramlar üzerinde durmak.Bunların hepsini sıfırlayacak tek sihirli sözcük;BİZ…
24. Dönem’de 79 kadın Meclis’e girmişti.
25. Dönem’de 96 kadın milletvekili  Meclis’e girmişti.
26. Dönem’de 82 kadın milletvekili Meclis’te olacak…
1 Kasım seçim sonuçlarına göre AK Parti 32, CHP 21, HDP 19 ve MHP 3 kadın milletvekilini Meclis’e gönderdi.
CHP “Yeni tüzüğümüzde kadın kotasını % 25’ten  % 33’e çıkardık,bu oran TBMM dahil, seçimle gelinen tüm görevler için geçerli olacak.”

CHP’de 1989’da Erdal İnönü döneminde tüzüğe konmuş, sadece Parti Meclisi (PM) üyeleri için geçerli  % 25’lik kadın kotası vardı .
CHP’li 530 Belediye Başkanı’ndan 6’sı kadın. Oran % 1
6139 Belediye Meclisi üyesinden 430’u kadın. Oran % 6.5
612 İl Genel Meclisi üyesinden 31’i kadın. Oran % 5.1
74 ilde İl Genel Meclisi üyesi kadın yok.
Neden 50 bin muhtardan sadece 624 muhtar var?
Kadınları suçlamayın neden aday olmuyorsunuz diye!Siz erkekler fırsat veriyorsunuz da kadınlar mı değerlendirmiyor!
CHP ye yakışan ya da CHP den beklentimiz bu mudur sizce…
Dünya nüfusunun da Türkiye nüfusunun da yarısı kadınsa,yönetim kadrolarında da aynı oranda olması gerekmiyor mu?
Peki niye bu oran bu kadar düşük…Erkek arkadaşlar size soruyorum,kadınlar sizden daha mı az zeki,daha mı az başarılı,ya da daha mı az çalışkan…Hangisi…
Çalışma hayatına bir göz atarsanız kadınların pek çok iş kolunda erkeklerden daha başarılı olduğunu görürsünüz…
Erkekler kadınlardan korkmayın,tahtınızı sallayacaklar diye…Unutmayın her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır der atalarımız.
Artık bu sözün bile değişmesi zamanı geldi geçiyor.
Bence her başarılı erkeğin yanıbaşında bir kadın vardır.Kadını meta olarak göremeyiz.
İslam Kanununa göre “Kadın erkeğe saygılı olmak zorunda”diye bir kanun teklifi verildiğini ve komisyonda beklediğini biliyor musunuz?
Bakan Selçuk konuşuyor şimdi”Kadın istihdamı konusunda,pek çok konuda Avrupa birincisiyiz”diyor.
Sayın bakan gözümüze baka baka gerçekleri mi saptırıyorsunuz,yanlış mı bilgilendiriliyorsunuz,yoksa biz başka bir ülkede mi yaşıyoruz?
Kadın olarak bize sağlanan medeni kadına sahip çıkmak zorundayız.

Bizim bütün sorunumuz eğitim sistemini bozarak,kadınlarımızı eğitimden uzaklaştırıp eve kapatan,din eksenli yönetime özendirerek,onları toplum dışına itip eve hapsederek erkek egemen bir toplum yaratmak.
O yüzden de şimdi küçücük kızlara okullarda gelin olma  provaları yaptırılıp,zengin koca bulma, iyi bir ev hanımı olma ve kapanıp mümkünse dışarıda çalışmamaya özendirilerek beyin yıkamasıyla geleceğe hazırlanıyorlar.
Kadındır çocuğu yetiştiren,kadınlarımız daha çalışkan,daha eğitimli olmalı ki,geleceğin başarılı insanlarını yetiştirebilsinler…
Kadınlarımız eğitilmeli,iş hayatında yer almalı,yönetimde bulunmalı…O zaman ekonomi de düzelir,kadın erkek ilişkileri de…Üstelik evdeki huzur ve mutluluk topluma da yansıyacağı için dünya daha güzel ve yaşanası olmaz mı sizce de…

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.