Geçen hafta, ABD Başkanı D.Trump’ın  danışmanı J.Kushner  Ortadoğu  Arap ülkeleri ziyaretindeydi.
Hem İsrail- Filistin arasında barışı öngören  “Yüzyılın  Anlaşması” ile ilgili girişimlerde bulundu hem de yeni barış döneminde öngörülen yatırımlar ve  bağış olanaklarını araştırdı.
Barış Planı çerçevesinde 10 yılı aşkın bir sürede Batı Şeria ve Gazze’ye  toplam 25 milyar dolar,
Mısır’a, Ürdün’e ve Lübnan’a 40 milyar dolarlık ABD yatırımı vaadetti.
 
*
“Az sayıda insanın” başarılacağı inancında olduğu Yüzyılın Anlaşması’nın;
9 Nisan’da İsrail erken genel seçimlerinden sonra açıklanması bekleniyor… 
 
*
İşte, Mahmut Abbas ve Filistin Yönetimi!
M. Abbas’ın, Filistin yönetiminin önerilerinden bağımsız olarak herhangi bir anlaşmaya evet diyebilmesinin bir nedeni bulunmuyor…
Çünkü Filistin Yönetimi ve Filistinliler, Mayıs’ta ABD’nin  Tel Aviv’deki büyükelçiliğini, dün de konsolosluğunu  Kudüs’e taşıdığı için Amerikalılarla konuşmayı dahi reddediyor..
Yüzyılın Anlaşması ile ilgili müzakereye katılmayacakları açıklanmıştır. 
 
Çünkü, HAMAS ve İslami Cihad grupları öncelikle kendilerine  kredi açılması böylece  meşruiyet  kazanmanın beklentisindedir.
9 Temmuz 2018’de İsrail Parlamentosu’nun, Yahudi üstünlüğünü devletin yasal temeli olarak yücelten ” Yahudi Ulus Devlet Yasası” nı reddediyorlar. 
HAMAS  ve İslami Cihad grupları nihai hedefleri olarak açıkça İsrail’in bölgeden uzaklaştırılmasını yerine İslami bir devletin getirilmesini istiyor.
İsrail ile bir çatışma, bir uzlaşma hatta Kudüs ile ilgili değil ama Yahudilerin kendi devlet ve vatanları olarak gördükleri şeylerin varlığından rahatsız oluyorlar…
 
*
Çünkü Yahudi Ulus Yasası, Filistin’deki İsrail’i yalnızca “Yahudi halkına” ait bir devlet olarak tanımlıyor.
Halbuki Yahudiler kendilerini Tanrı tarafından seçilen kutsal insanlar olarak sayıyor,  
Böylece  hem Tanrıyı hem de kendilerini “Irkçı” bir konuma taşıyorlar!.
 
*
İsrail Parlamentosu işbu ırkçı  temel yasa ile tüm nufusun yüzde 50’sini oluşturan Filistinlilerin vatandaşlığını tamamen ortadan kaldırmıştır.
Ne ki, bu yasa ile İsrail de Filistinlileri acımasızca bastırmaya dayanan bir garnizon devleti gerçekliği ile uyumlu hale gelmiş,
İsrail’in Ortadoğu’daki  tek demokrasi olduğu biçimindeki iddiayı sona erdirmiştir.
 
*
Yahudiler kendilerini Tanrı’nın seçtiği insanlar olarak kabul ederken,
Diğerlerinin kirli ırklar olduğuna, dünyayı kirlettiklerine ve Yahudi Mesih’in yeryüzüne gelmesi için yok edilmelerin şart olduğuna inanıyorlar. 
Bu yüzden diğerleri de  Yahudilerin tanrısının soykırımcı bir tanrı olduğuna itiraz ediyor… 
İsrailiyat etkisi ve Yahudilerin işbu ırkçılık ve ayrımcılığına yapılan itirazları yıllar içinde  bulunduğu bölgede İslam toplumlarında bir antitezin oluşmasına yol açmıştır… 
 
*
Ama bu antitez aslında İslam toplumlarında kutsallaştırılan dini fikirler ve metinlere dayalı  ideolojiler üzerinden gerçek İslamiyet’e meydan okuyor. 
İşte, bugün İsrail’i kuşatan Müslüman  Kardeşler ideolojisinde  HAMAS, İslami Cihad ve daha başka bir çok İslamcı terör örgütü ve İran İslam Cumhuriyeti;
İslami Cihad’ı ” Sevgi ve Barış” odağından çıkarıp, kafirleri öldürerek İslamı dünyaya empoze etmeyi hedefliyor!
Aynı Yahudiler gibi ırkçılık ve soykırımcılık yolundan gidiliyor. 
 
*
Nitekim bugün İslam’ın bir barış dini olduğu efsanesini son derecede tahrip edilmiştir. 
Mesela HAMAS dünyadaki en son Yahudiyi öldürüp bir İslam devleti kurmaya çalışan “İslam Tugayları” nın bir bölüğüdür.
Erdoğan Müslüman Kardeşler ideolojisi doğrultusunda Türkiye’yi hızla İslamcı bir rejime dönüştürüyor…
“Tek Millet” sloganıyla İslam Milletini kastediyor; bir seçim kampanyasını İslam Milleti ile “Türk Milletini”  birbirine hasım etme stratejisi üzerine kurmakta beis görmüyor…
 
 *
Bu noktada Filistin devletinin kurulmasından bir gün sonra ne olacak diye soruluyor…
HAMAS,  İslami Cihad ve  birçok Filistinli bu soruya;
İsrail’in işgalde tuttuğu Tel Aviv, Nasıra, Tiberya, Hayfa ve Aşdod kentlerinin kurtuluşuna kadar silahlı mücadeleyi sürdürmenin kararlılığı yönünde yanıt veriyor.
Bu şartlarda Filistinin  İsrail için varoluşsal bir tehlike olduğu açıktır.
Yüzyılın Anlaşmasını hazırlayanların, HAMAS ve İslami Cihad’ın  füzelerini ateşleyerek İsrail şehirlerini cehenneme çevirme tehditini ciddiye alması gerekiyor.
 
*
ABD Başkanı D.Trump ve  danışmanı Kushner’in Filistinlileri bazı yatırım rüşvetleriyle asırlık Siyonizm savaşlarından vazgeçirmeye ikna etmesi varsayımı yanlıştır. 
Çünkü Filistinliler sınırlarının nerede çizildiğine bakılmaksızın bir Yahudi devletinin meşruiyetinin tanınmasını kendileri için bir yenilgi olduğu;
Bunun sıfır toplamlı bir oyun olduğuna inanıyor…
 
*
Trump ve Kushner’in  Suudi Arabistan, Mısır ve Ürdün gibi Arap ülkelerine yatırım rüşveti öngörmeleri asla barışa yol açacak değildir.
Çünkü Yahudi ve İslamcı toplumlar arasında barış sağlanmadan, terör korkusu azaltılmadan,
Serbest mal akışı, serbest insan akışına sahip olmadan, 
Nihaî statü müzakereleriyle ilgili bir başarı şansı bulunmuyor. 
 
Yüzyılın Anlaşması ancak Irkçı ve soykırımcı Yahudi anlayışının ve soykırımcı Müslüman Kardeşler ideolojisinin mahkum edilmesiyle sağlanabilir.
Bu sağlanamazsa İsrail-Filistin arasındaki gerginlik önünde sonunda   bütün dünyada savaşa dönecektir
Çünkü hastalıkla mücadele etmeden, sadece belirtisiyle  mücadele etmek hiçbir işe yaramaz…
 
*
İşte İslamcı Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Kushner’le yapılan görüşmeden bir kaç gün sonra,
Nelerin görüşüldüğüne işaret eden şu açıklamada bulunuyor.
“Kudüs’ün tarihi ve hukuki statüsünün muhafazası, dış politikamızın önceliklerinden bir tanesidir. 
Bu, bizim için kutsal bir davadır. 
Kudüs’teki adaletsizliğe uluslararası toplumun dikkatini çekmek için her türlü çabayı gösteriyoruz.
Gazze’deki insanlık dışı ablukayı sürdüren İsrail, iki devletli çözümü devre dışı bırakmaya yönelik şiddetten beslenen pervasız bir kampanya yürütüyor..
Geçen yıl İsrail Parlamentosu’nda kabul edilen sözde Ulus Devlet Yasası da bu zihniyeti yansıtan yeni bir örnek olmuştur.
Bu tür girişimlerin, diyalog ve diplomasi yoluyla adil ve kalıcı bir barışa ulaşma hedefimizi gölgelemesine asla izin vermeyeceğiz.
İsrail, yasa dışı faaliyetlerini yoğunlaştırdıkça biz uluslararası sahada barış ve adalet için daha fazla çaba göstereceğiz.” 
 
*
Erdoğan’ın Türkiye’si kutsallaştırılan dini fikirler ve metinlere dayalı  ideolojiler üzerinden gerçek İslamiyet’e meydan okuyor.
Türkiye’yi çağdaşlıktan çekip alırken, bu harikulade ülkeyi mazinin karanlıklarına gömüyor…
Çok fazla yol alınmıştır!
 
6. 3.2019   

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.