San’atcı (San’atkâr)

San’atcının; yani san’atın hangi kolunda olursa olsun, Ressam, Heykeltraş, Müzisyen, Oyuncu, Şair ve benzeri gibi kimselerin, yani san’atın içinde olup, içinde yaşayan herkesin sadece ilgili olduğu san’atla uğraşır olması yetmez. Aynı zamanda ülke mes’eleleri ile de ilgili olmalı ve buna kafa yorup çâre, çözüm ileri sürmelidir.

“Neden ki kendi işi ile uğraşsın, ona mı kalmış?” diyebilirsiniz. Ama ben de derim ki “Sanatkar, cemiyette uzun ceht (aşırı çalışma) ve gayretlerden sonra anlında ışığı ilk hisseden insandır.” (M.K.A.) O ışık san’atcının hem kendi yoluna hem arkasında sürüklediği ülke insanına ışık tutacaktır. Kişi eğer gerçek san’atcı ise bu onun birinci görevidir.

Ha! Ülkemizde ipini koparan san’atcı, 2 şarkı ezberleyen, ekran ya da perdede bir kere yüzü görünen ve benzerleri san’atcı. San’atcılık öyle kolay alınabilecek bir sıfat/unvan değildir oysa.

Yıllarını müziğe vermiş Frank Sinatra bile Amerika’da şarkıcı diye bilinir. Bizde herkes san’atcı.

Sen san’atcı isen yani yıllarını vermiş isen içinde bulunduğun san’at dalında, yani alnında bir ışık görebilmiş isen, eylemlerinden biri de ülken için bişeyler yapmandır. Kennedy şunu diyecekti vurulmasaydı Dallas’da : “Ülkenin senin için ne yaptığı değil, senin ülken için ne yaptığın önemli”

Yani eğer bu ülkede yaşıyor da hiç bir şeyi için kafa yormuyorsan, ne san’atcısın ne san’atkâr, sadece ressam, heykeltraş, şarkıcı, artizzz, şairsin o kadar.

2018 / Enflâsyon / Zam

2018 yılının enflasyon rakamları açıklandı. Aralık ayında yüzde 0,34 azalması beklenen enflasyon yüzde 0,40 oranında düşüş yaşadı. 2018 enflasyonu yüzde 20,30 oldu.

Memur ve memur emeklisine yılın ilk yarısında yüzde 4, ikinci yarısı için yüzde 3,5 zam kararı alınmıştı.(2018 yılı için)

Bu iki ‘int’den alınan) habere göre 2018 yılı için öngörülen enflâsyon rakkamı ile gerçek (Tüik’e göre) enflâsyon rakkamı arasında (20.30 – ‘3.5+4+ilk yarı farkı 0.87’ = 8.37 iseee) yıl sonu (Tüik’e göre) 20.30 – 8.37 farkı 11.93’dür.

Bu şu demek oluyor; sen madem ki 2018 ilk yarısı için 3.5 olarak tutturamadığın zam için fark ve zam farkı hesaplıyorsun, o zaman yıl sonu için de bu fark hesabını yapıp ortaya çıman fark miktarını ödemen, 2019 zammını da bilahare ödemen gerekmektedir. (14 günlük fark da ayrıca olarak)

Oysa ne yaptın 2019 maaşlarına 10.9 gibi bir zam miktarını verdin aradan çıkıtın.

Pekiii (Ocak ayında yine toplu sözleşmede belirlenen enflasyon farkı olmadan yüzde 4 oranında zam alacak. İnt’den alıntıdır) Şu habere göre 2019 için öngörülen enflâsyon artışı (2019 yılı için şirketlerin bütçeledikleri ortalama ücret artışı ise yüzde 16,6)’na bakarak Devletin de (yani iktidarın/hükûmetin) 2019 için öngördüğü artış rakkamı da bu idi, unutmadık.

Bütün bunlardan sonra isterseniz siz de hesaplayın ve almanız gereken ya da alacağınız olarak kalan miktarı İSTEYİN. İsteyeceğinizi şu olmalı 2018 için 20.30 resmÎ enflâsyon sonucu üzerine beliren zam farkını ve yeni yıl için öngörülen 16.6 üzerinden Ocak(2019) zam farkını 14 günlük farkı ile birlikte ödenmesidir.

Çünkü memur ve emeklisi eski yıl yeni yıl cumburlop bir hesapla (% 26 zam verilenleri unutmayalım) 10.9 gibi mi ne bir fark aldınız. Yanlışam yanlışsın yazın yeter, anlarım.

Anadolu tarafı…

Şu FB.ye Anadolu tarafı takımlar yaramıyor ya. Yıllar önce Pendik miydi neydi bu gün de Ümraniye.

Hayır yazıp duruyorum ama onların haberleri yok, ben sanki duvara konuşuyorum. Bu ekip 5 para etmez, her biri bir ülkeden her biri bir başka dilden ve de dinden. Lan toplama takım ile FB. olur mu? Şu Ümraniye oyuncularını alt alta koyup değerlerini toplasan bir Valbuena etmez, etmez ama gel gör ki kendi sahasında ve de rakip sahada 1-0 yendiler koca FB’yi.

Diyorum ama ben söyleyip ben dinliyorum. Bu gibi küme düşme durumundaki takımların ilâcı Yılmaz Vural. Adam babamın oğlu değil, evet az biraz Şovmen ama olsun tuttuğunu kurtardı. Denizli karşısında en son Eskişehir’i tepti geçti. Bu Yanal da kim. Hem o öyle denmez ne demek yan al. Onun Türkçesi ya yen al’dır ya ön al. yanal ne oluyor ya? İnsanın aklına bin türlü şey geliyor. Alın işte FB: de yan alıp duruyor. Hadi bakalım ne lig kaldı ne Türkiye Kupası. Artık hem ağlarsınız hem … bağlarsınız.

Ben bir kere daha yazayım epey geç oldu ama zararın neresinden dönülse kârdır. Yanal değiiil, Vuraaal…Yan al değiiil. Vur aaal. ANLAŞILDI MI?

Burası aynen Türkiye

Face diyorum, aynen Türkiye. E başka bir şey olması da beklenemez ki zâten. Çünkü bu face bir küçük Türkiye modeli, parçası. toplum ne ise buraya yansıması da o, doğal olanı da bu. “Bu budur dediğine göre ne demek istiyorsun efendi?” dediğinizi duyar gibiyim.

Şunu diyorum; bu duruma itirazım yok, sadece bir tesbitde bulunuyorum. yaniii kiminin kafası boş, akıl yerine içi saman dolu bir kafa. Ne düşünüyor ne sorguluyor, ne bir doğru karara varıyor. sadece verileni verildiği gibi alıyor, almakla kalsa bir de üstüne üstlük beğeniyor ya. BEĞENİYOR. Yav neyi beğendiğinin farkında ımısın? Altında koca bir imza var diye hiiiç üzerinde düşünmeden adamın yazdığı eklediği v.s. beğenilir mi? Sadece isme bakarak dediği, düşüncesi, sav’ı her ne ise beğenilir mi, düşünmeden?

Üstelik eminim ki o beğenenlerin belki bir yarısı hiç de o inançda değil, işin aslını bir sezse o tıklamayı yapmayacak. Ama hoş görünmek adına bile inanmadığı şeye beğendim diyenler var. ne yazık ki var ki bu iki yüzyüyük. Kızılderili deyimi ile Çataldillilik.

Olmayacak şeyi olsun istiyor ve methederek veriyor, ortaya koyuyor, hiç düşünmeden, daha doğrusu anlamadan hooop beğenen.
Kanun dışılığı ve kanun dışı kimseleri övüyor, ballandıra ballandıra, öyleki yaşı müsait olmayanların o günleri yaşamadığı için bilemediği tarihi de tersine çevirerek verip, hooop beğenen.

Eeey millet; yasa dışı bir olguyu, şeyi her ne derseniz deyin kanunda suç olarak sayılan durumları övmek ya da yasa dışı hüküm giymiş birilerini övmek hukuken suçtur ya. Kısaca suç’u ve suçluyu övmek denir buna. Bunu okuyup beğenen, dinleyip çıt demeyen bir yarı toplumumuz var. Ki bu da asıl yanlış…
Vallahi midem bulanıyor.

Hemoroid

Zaman 1972 kışı, astteğmen’im ve Ankara 4. kolordu ve Kararâh Komutanlığı (Abidin Paşa köşkü) görev yerim. 4. Kolordu ve aynı zamanda Sıkıyönetim komutanı Abdurrahman Ergeç Paşa her sabah makâmına Dikiemvi’inden yukarı rampa çıkarakgelir arabası, koruması ile. birliğe girişte saygı mangası karşılar höbetçi amiri ile. Ama o sere kış öyle kuvvetli ki benim bir gece nöbetci Subaylığım son 40 yıl Ankara’sının en soğuk gecesi olarak verildi TRT hava durumunda, eksi 28 derece. Bu soğuk o yokuşu tümü ile buza çevirmiş, yağan kar üst üste birikip bir de gece ayazında donunca 5-6 cm bir cam gibi buz tabakası oluşmuş her yer.
Gruh Komutanı Albay Fikri Utku beni cağırdı ve “Astteğmenim, nizamiye girişi buz tutmuş bir kaç er al o buzu kırdır” diye emir verdi. Emredersiniz komutanım dedim, ayrıldım. karargah bölüğünden 10-12 er aldım ellerinde kazma ve kürek o grubu da 2’ye ayırdım zira devamlı buz üzerinde çalışılacak gibi değil. Grubun birini soba başına gönderiyorum, yarım saat sonra onlar geliyor çalışanlar sıcağa gidiyor. İyi de buz da buz hani kırılacak gibi değil, kazmayı vuruyor asker kazma zıııp geri geliyoır 1 cm buz bile ayrılmıyor. Vur Allah vur. Ne var ki ben askerin başından ayrılamıyorum, ayağımda iyi bir bot var konçlu ama altı buz ve ben hareketsizim.
Epey bir uğraştı asker ama pek öyle aman aman da bir buz temizliği olmadı ne yazık ki. Ama ne oldu ertesi gün bendeniz hasta…Hemoroid.

Beğenmek

Beğenmek bir kişisel duygudur. Bir söz var “İnsan seçer” elbet de seçer de muhakkak ki beğendiğini seçer. Öylesine ben babadan dededen falancalıyım deyip körlemesine parti seçer gibi seçmez siyaset dışında diğer seçtiklerini. Pazarda elma seçerken, mağazada ayakkabı seçerken hoşuna gidecek olanı yani beğendiğini arar. Avcı hayvan bile avını bir görüş / bakış açısı ile seçer. Bu konuda denir ki “hasta, zayıf, yaralı olanı seçer” en azından avlaması kolaydır diye belki. Ha, belki bu seçiminde beğeni yoktur. Dişi hayvanlar ise, insanın tersine erkeğini kendi seçer. Burada gözettiği neslin(in) devamı açısından güçlü bir erkeği seçmesidir derler, bu işi bilenler. Bu bizdeki beğenip de seçmeye tıpatıp uygun bir davranış sanki.

Bu beğenmek konusu face’in de konusu aynı zamanda. Burada da yani face üyeleri de beğen’ı tıklayarak bişeyleri beğendiklerini gösteriyorlar. Bu olağan elbet de. Ama bu beğeni ile ilgili 2 şey var ki akıl almıyor. Biri kimilerinin bu işi fazlaca önemli sayıp “Beni beğenir misiniz?” diye sanki yalvarmaları. Olacak şey mi? Yani senin isteğine uyup da beğenenlerin sayısı çok olursa ne olacak? Sınıf mı geçeceksin, cebine para mı girecek? Bu nasıl bir mantık, benim mantığım almıyor valla. Bir ikincisi de kendi yazdığı, eklediği şunu bunu önce kendisinin beğenmesi kişinin. Yok yoook kendi beğendiği şeyi burada yayınlamasından bahsetmiyorum. Kendi eklediği şeyi altındaki beğen’ı tıklayarak önce kendisinin beğendiğini izhar etmesinden bahsediyorum. Ya elbet de beğenmediğin şeyi ne diye burada açık edeceksin ki? Muhakkak ki beğendin ve o yüzden yazdın, çizdin, ekledin, koydun. Bir de ayrıca “arkamdan gelin” der gibi önce sen ne diye beğeniyorsun ki. Hele doğrudan sana ait bişeyse o, koplaya yapıştır ile bir başkasına ait olan bişey değilse ayıp olmuyor mu? Narsizm olmuyor mu? Bırak beğenen beğensin sana ne ya. Şimdi bir de bunun yeni bir biçimini çıkarmışlar. Sen kendini beğeniyorsun ama kendini açık etmiyorsun. Kimler beğenmiş ki diye bakan, bir bakıyor ki bir kişi var o beğenenler arasında ama kim olduğu meçhûl, adı sanı yok. Tövbeee.

Yani face’de olanları beğensen neee beğenmesen ne?

Benim açımdan da bu yazıyı beğenseniz neee beğenmeseniz ne? Vallahi beğen’i tıklayacağınıza altına yorum denen şeyi yapın bence çoook daha iyi. İçinizden geleni yazın, yani.

Atakan Kartaltepe tarafından yayınlandı

Doğum : 26.09.1941 Üsküdar (Zeynep/Kâmil) İlk Okul : Kocaragıppaşa İ. O. Or /Li : Sultanahmet ticaret Orta ve lisesi Yüksek : Istanbul İktisadî ve Ticarî İlimler Akademisi / Sultanahmet

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.