Dünyaya direk kalacaklarını sanan, ama halk tarafından indirilen faşist iktidarların ve liderlerin ortak özelliği nedir?

Örneğin Hitler, Mussolini, Franco, Pinochet, Marcos, Fujimori hangi yönleri ve uygulamaları ile birbirlerine benzemektedirler? Niçin sınırsız, ölçüsüz güçlerine, kudretlerine, kurdukları baskı düzenine karşın yıkılmaktadırlar? Niçin sonları hep aynı olmakta, aynı kaderi paylaşmaktadırlar?

Yanıtlayalım:

Her şeyden önce yalancıdırlar. Su içer gibi yalan söylerler. Bugün “ak” dediklerine yarın “kara” derler. Sahtekârdırlar. İşleri güçleri halkı aldatmak, halkı kandırmaktır.

Çıkarcıdırlar…

Makam, koltuk ve çıkarları söz konusu olduğu zaman gözlerini hırs ve düşmanlık bürür. Canavar kesilirler. Yüreklerini kin ve nefret doldurur. Öldürürler. İşkence yaparlar. Pire için yorgan yakarlar.

Halk düşmanıdırlar. İnsanlık düşmanıdırlar. Doğa düşmanıdırlar. Dincidirler. Irkçıdırlar. Ya da hem dinci hem ırkçıdırlar…

Korkaktırlar.

Korkak oldukları için korku imparatorluğu kurarlar. Polis devleti oluştururlar. Koruma ordusuyla gezerler.

Kendilerine karşı gelenlere, muhaliflere baskı, şiddet, zulüm uygularlar. Gazetecileri, yazarları, çizerleri, kendilerini eleştiren herkesi zindanlara atarlar. Basına sansür uygularlar. Gazete editörlerini, yöneticilerini özel olarak seçerler, onları iktidarın propagandasını yapan robotlara dönüştürürler.

Sendikal faaliyetleri yasaklarlar. Mitingleri, toplantıları, yürüyüşleri en sert yöntemlerle bastırmaya çalışırlar.

Demokrasi, demokratik ortam onların iktidarına hizmet ettiği kadar vardır, onların sınırlarını çizdiği kadar geçerlidir. “Demokrasi, demokrasi” diye diye, demokrasinin ırzına geçerler…

Ama onlara bakarsanız dünyanın en demokratik yöneticileri, iktidarı kendileridirler. Ve tüm yasaları, çalışmaları, uygulamaları demokrasiyi geliştirmek (!), ilerletmek (!) için yaparlar. Bu sahte görüntülerine aldanan bazı liberaller de onlara destek verir, arka çıkar, zulmüne ortak olurlar…

Şimdi soracaksınız: Tüm faşist liderler hep aynı özelliklere mi sahiptir? Hiç ayrı, farklı yapıda olanları yok mudur?

Hayır. Yoktur.

Örneğin, Mussolini iktidara geçer geçmez ilk iş olarak yasaları, yargıyı kendine göre yeniden düzenlemiş, faşist rejimi savunmaları için üniversitedeki öğretim görevlilerine yemin ettirmişti. Faşist partinin dışında kalan tüm partileri de yasaklamıştı.

İspanya Devlet Başkanı Franco ise koyu Katolik bir diktatördü.

Peru devlet Başkanı Fujimori görev yaptığı 10 yıl içerisinde tüm kamu mallarını özelleştirdi. Yasaları kendi amacı doğrultusunda yeniden düzenledi. Tarımdan, sanayiden devlet desteğini çekti. Uyguladığı bu yanlış sosyo-ekonomik politikalar sonucunda işsizlik arttı, halk yoksullaştı. Zulme, baskıya, sömürüye daha fazla dayanamayan halk onu alaşağı etti.

1990 yılında iktidarı ele geçiren Devlet Başkanı Fujimori bu yenilgi karşısında kurtuluşu kaçmakta buldu. 2000 yılında soluğu yurtdışında aldı. Ama 2007 yılında yakalanarak hapishaneye kondu.

Bu faşist liderlerin bir başka özelliği de çeşitli yöntemlerle, hilelerle sandıktan çıkarak tekrar tekrar seçim kazanmaları, demokratik yollarla iktidar olduklarını kendi halkına ve tüm dünyaya kanıtlamaya çalışmalarıdır.

Ama ne yaparlarsa yapsınlar, onlar mutlaka yenilecekler, yıkılacaklardır… Tarih bunun onlarca örneği ile doludur. Hiçbir diktatör dünyaya direk kalmadı.

Çağımızda onların yolundan gidenler de yenilecekler, yıkılacaklar, tarihin çöplüğünde yerlerini alacaklardır. Bu iki kere iki eder kadar kesindir.

Işıklar içinde yatsın, İlhan Selçuk Ağabey’in deyişi ile “Adaletsizliği keskinleştiren, eşitsizliği derinleştiren, halkı yoksullaştıran hiçbir düzen ayakta kalamaz; Tarih Baba’nın bize öğrettiği budur.”

AKP’nin deliğe süpürülme vakti de hızla yaklaşmaktadır.

Hani derler ya: “Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz…”

Bir ülkenin halkı açlık, sefalet, yoksulluk çekerken; işsizlik içerisinde debelenirken, üretimi durdurup, MİT’e, Diyanet İşlerine, lüks yaşama, Suriyeli mültecilere milyarlar ayıran bir iktidarın yaşama şansı kalmamıştır.

Onlar Ortaçağı, ilkelliği seçtiler. Onlar insan kasaplarını, El Kaide’yi, El Nusra’yı, Rabia’yı, Müslüman Kardeşleri seçtiler ve tümünün de devri bitmek üzeredir…

Onlar dış politikalarını mezhepler, dinler, cemaatler üzerine kurdular ve tüm dünyada yalnızlığa mahkûm oldular.

Onlar üç buçuk PKK’lı terörist istiyor diye “Andımızı” kaldırdılar. Türk’ü, Türklüğü, Atatürk’ü kitaplardan çıkardılar. TC’yi devlet kurumlarından, tabelalarından sildiler… Vatansever halkı karşılarına aldılar…

Ordusuz millet olur mu? Adaletsiz yargı olur mu? Halksız devlet olur mu?

Olmaz.

Biz inanıyoruz ve diyoruz ki:

YOLCUDUR ABBAS, BAĞLASAN DURMAZ…

([email protected])

 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.