Ana sayfa Yazarlar Ali Eralp

Zulme, Sömürüye Direnme Hakkı İnsanların En Doğal Hakkıdır…

Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığında, ülkemizin “vaziyet ve manzarai umumiye”sini (genel görünümünü) şöyle anlatıyordu:

Burada pek önemli bir noktayı da belirtmeli ve açıklamalıyım. Millet ve ordu, Padişah ve Halifenin hainliğinden haberdar olmadığı gibi, o makama ve makamda bulunana karşı yüzyılların kökleştirdiği din ve gelenek bağlarıyla içten bağlı ve sadık…”

O günkü ortamla, bugünkü ortam arasındaki benzerliği fark ettiniz mi?

Saltanat, hilafet, şeriat yanlıları bugün de işbaşında.

Bugün de halkımız, yönetenlerin “hainliğinden haberdar olmadığı gibi, o makama ve makamda bulunanlara karşı yüzyılların kökleştirdiği din ve gelenek bağlarıyla içten bağlı ve sadık…”

Aradan yüz yıl geçti, bugün de yobazlara karşı mücadele ediyoruz. “Çıplak yıkanmayacaksın” diyen profesörler (!) üniversitelere rektör tayin ediliyorlar, hem de bilim kurumlarının en tepesine. Hedef, çağdaşlığı, aklı, bilimselliği, mantığı yok etmek… Dünyayı hurafelerle idare edip, kesesini doldurmak…

Atatürkçü vatandaşların çoğunlukta olduğu bir ülkede hak, hukuk, demokrasi bir avuç şeriatçının eline geçti. Kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyorlar halkımızla… Ama insanlarımız hala büyük tehlikenin farkında değiller.

Ortaçağa, ilkelliğe dönüşü görmüyor ya da görmezlikten geliyorlar… Oysa baskıya, sömürüye, zulme boyun eğmek, yaşarken ölümü kabullenmek demektir.

Toplumların ilerlemesi, yücelmesi kötü koşulların değişimi ile olur. Değişim ise her çağda direnme ve devrimlerle gerçekleşir.

 Direnmek yaşamak demektir.

1789 Fransız Devrimi olmasaydı, bugün ne kardeşlikten ne özgürlükten ne de eşitlikten söz edebilirdik. Feodal zulüm sürüp giderdi.

1923 Devrimi ve Mustafa Kemal olmasaydı, şeriatla yönetilen Arap ülkelerinden hiçbir farkımız kalmazdı. Aydınlanmayı yaşayamazdık.

Atatürk,  yaşamı boyunca direnmeyi ve mücadeleyi seçti. Baskılar, tehditler karşısında asla yılmadı. Subay olduktan sonra Şam’a sürüldü. Daha sonraları Sultan Vahdettin onu ölüme mahkûm etti. Yine vazgeçmedi.

Çünkü direnmek yaşamak demektir. Kimse kimsenin yaşam hakkını elinden alamaz. Kişi, “Hak bildiği yolda yalnız da olsa yürümesini bilmelidir.”

Hiçbir koşul, “Ulusal Kurtuluş Savaşı” koşullarından daha ağır ve kötü olamaz. Türk ulusu o karanlık dönemi aşıp, aydınlığa nasıl ulaştıysa, bugün de ulaşacaktır. Bundan kimse kuşkusu duymasın.

Çünkü “Devrimin kanunu mevcut kanunların üstündedir. Bizi öldürmedikçe, bizim kafalarımızdaki cereyanı boğmadıkça, başladığımız yenilikçi devrim bir an bile durmayacaktır. Bizden sonraki devirlerde de hep böyle olacaktır.”  (M.K. Atatürk)

Asıl mücadele, Mustafa Kemal Atatürk’ün başlattığı devrimleri tamamlayabilmek, Cumhuriyet programını yaşama geçirebilmek hedefine odaklanmalıdır.

Baskıya, sömürüye direnmek insanların en doğal hakkıdır. Aklın, bilimin ve cumhuriyet programın önündeki en büyük engel aşiret, tarikat, siyaset ağalığı ile emperyalizmdir…

Türkiye’nin çağdaş uygarlığı yakalayabilmesi için her şeyden önce bunlardan kurtulması gerekir.

Ortaçağ’dan kalma feodal artıklar, emperyalizmle etle tırnak gibidirler. Birbirlerinden asla ayrılmazlar. Ayrılamazlar.

Çünkü her iki tarafın da bu ortaklıkta çıkarları vardır. Tüm azgelişmiş ülkelerde emperyalizmin en büyük destekçileri bu çağ dışı kalıntılar, yani ağalar, beyler ve şeriatçı gruplardır.

Örneğin ABD, Irak’ın işgalinde etnik aşiret reislerinden ve mezhep ayrılıklarından yararlandı, yararlanmaya da devam ediyor.

 Fransa, Cezayir’i sömürgeleştirebilmek için dincileri kullandı. Din ulemaları, Cezayir’in Fransa tarafından istilasını “Hayırlı bir olay” gibi göstermiş,  bu işgali destekleyen fetvalar vermişti.

Bizde de kurtuluş savaşından önce ve kurtuluş savaşında sömürgeci devletler hilafet, saltanat kurumlarından yardım almıştı.

İşte bu nedenlerle, ilkel, geri toplumsal düenin kaldırılıp, emperyalizmin ülkeden kovulabilmesi için “milli demokratik devrim” kaçınılmazdır.

Ümmet ve kul anlayışından özgür vatandaş ve demokratik toplum yapısına geçebilmenin temel koşulu budur.

Bu devrimi gerçekleştirmeden ne ilerleme sağlayabiliriz ne de Atatürk’ün hedef gösterdiği çağdaş uygarlığı yakalayabiliriz.

Şimdi yurtseverlere düşen görev bu devrimleri tamamlamaktır.

Hiç zaman kalmamıştır…

Devrimciler, demokratlar gereksiz kutuplaşmaları bir yana bırakıp, ortak paydada birleşerek, ulusal bir hükümet oluşturma çabasını artırmalıdırlar. Cumhuriyet programını kâğıt üzerinden alıp, yaşama geçirmelidirler.

([email protected])

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here