Ana sayfa Yazarlar Zekeriya Tümer

ÇÜRÜKLER TÜREDİ ÜLKEM GERİLEDİ ÇÜRÜKLER TEMİZLENSİN ÜLKEM RAHATLASIN

TÜMER DİYOR Kİ:
ÇÜRÜKLER TÜREDİ
ÜLKEM GERİLEDİ
ÇÜRÜKLER TEMİZLENSİN
ÜLKEM RAHATLASIN

Sevgili okurlar;
Ülkem nereye doğru sürükleniyor? 
Bu soruya bir çok kişinin ne cevap verdiğini tahmin ediyorum.

Bir ülke de bu kadar çürük nasıl türemiş, insanın aklı almıyor değil mi?

Mustafa Kemal Atatürk’ün çürüyen Osmanlı’dan sap sağlam bir ülkeyi kurduğu, ( Türkiye Cumhuriyeti Devleti,) canım ülkem nasıl çürüklerle dolmuş, aklın mantığın alacağı bir şey değil!

Yalancılık, dolandırıcılık, sahtekarlık, hırsızlık, soygunculuk, soysuzluk, arsızlık, yolsuzluk, ne kadar kötü şey varsa toplumun çürük meyveleri gibi içimizde.

Bilirsiniz sağlam elmaların olduğu bir sepetin içerisine bir tane çürük elma koyun, elmaların hepsi kısa zamanda çürür. Ama çürük elmaların içerisine bir tane sağlam elma koyun, çürükler düzelmez, o bir tane de çürür gider.

Çürüyen şeyler ne olur, çöpe atılır. Toprağa gömülür, ya da yakılır ki, etrafı kirletmesin diye.

Osmanlının çürüyen artıklarını denize döken ülkeyi çürük insanlardan temizleyen, sap sağlam bir Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran Mustafa Kemal Atatürk, Osmanlının borçlarını da üstlenmiş ve onları ödemiştir.

Şimdi ise, içeride de dışarıda da ülkemin borcu gırtlağımıza dayanmıştır.

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin kazanımları ile büyüyen ve sonra da çürüyen bir nesil, Atatürk’e kafa tutmakta ve onun yolundan ayrılarak, kendi düzenlerini kurmaya çalışmaktadırlar.

Çürükler, sağlam olabilirler mi? Olamazlar. Sağlamları da bozarlar ve sonunda hepsi çöpe atılır gider.

Bizleri de iç ve dış düşmanlarımız çürüterek, Türk milletini çöpe atmak istemekteler.

Ekonomik kriz gittikçe büyürken, düşmanımız olan Amerika’dan transferler yaparak ekonomimizi düzeltsin diye, danışman getiriyoruz. Bütçemize müdahale ettirmeye yol açıyoruz.

Ülkemde henüz çürümeyen ve sapasağlam, dimdik ayakta kalan kişilerimiz yok değil, var. Bunlar Mustafa Kemal Atatürk’ün yolunda ve izinde giden, onun fikir ve düşüncelerini benimsemiş vatanına ve milletine ihanet etmeyen kişilerdir.

Bilgi ve vatan duygusu ile dopdolu olan bu kişileri çürütmek, yok etmek o kadar kolay değildir.

Yahudi lobilerinin, emperyalist güçlerin ülkemiz üzerinde oynadıkları oyunlar bilinmektedir. Sahte tarikat şeyhleri türetilmekte, onlara Din konusunda fetva verdirilerek ahlaksızca sözler sarf ettirilmektedir. Kuran-ı Kerimde ve Hadislerde yer almayan konular dile getirilmekte, önüne gelen bir şeyler söyleyerek halkın kafasını bulandırmaktadırlar. .

Bütün söyledikleri sözlerin içeriğinde Atatürk Düşmanlığı ve kadın-kız ile olan ilişkiler yer almaktadır.

Cahil insanları ayrıcalıklı olan bazı din adamları akıllıca kullanılıyorlar ve istedikleri gibi yönlendiriliyorlar.

Devletimizin ve Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığının bunlara müsaade etmemesi gerekmektedir.

En büyük tehlike budur.

Yurt dışından bilhassa İsrail’den İthal edilen ürünler ve gene ithal edilen tohumların içerilerine yerleştirdikleri topluma zarar veren maddeler ile toplumu hasta ve duygusuz bir hale getirdiklerini, bilim adamlarımız yer yer açıklamaktadırlar.

Türkiye’de yetişmiş ekonomistler ve ilim, bilim adamları varken, yabancıların peşinde koşmak sağlıklı olamaz.

Tarım ülkesi olduğumuz bir ülkede saman ithal etmemiz bizim ayıbımızdır.

Madenlerimiz ve ormanlarımız, göllerimiz, nehirlerimiz ve kendi iç denizimiz ile kalkınamayan bir ülke de, demek ki bir şeyler eksik.

1923 ile 1938 arasındaki istikrarlı büyümeden neden ders alınmıyor?

Bugün içerisinde bulunduğumuz teknoloji dahil, yoksul ve fakir, üstelik bugünkü kadar yetişmiş elemanı olmayan bir ülke, kalkınmış, fabrikalar kurulmuş, toplumun refah düzeyi artmaya başlamış, Osmanlı’nın borçları bile ödenmiş iken, bugün devamlı geri gitmemizin sebeplerini bilerek tedbirler almanın zamanı gelmedi mi?

Üretim neden yapılmıyor?

Bir ülkede üretim yapamaz ve tüketim toplumu haline gelirseniz, netice de dışa bağımlı olmak zorunda kalırsınız ve dış güçler de sizin içinize sızarak, sizi çürütürler.

Kimsenin kimseye güvenmediği bir toplum olduk.

İş ahlakı kalmadı.

Ne terör bitti, ne de ekonomi canlandı.

Ne olacak bizim halimiz diye garip vatandaş düşünürken, ülkenin zenginleri fabrikalarını yurtdışına taşıma çabasındalar.

Bir çok fabrika yurtdışına taşındı bile.

Yabancı firmalar da Türkiye’ye Danışmanlık yapabilmek için sıradalar. Şubeler kurarak, yurtdışına kaçan zenginlerimize danışmanlık hizmeti sunma peşindeler.

Ülkem zengininin gittiği ülkede, oturma müsaadesi, şirket kurma müsaadesi, iş yapabilme imkanlarını sağlama izinleri vs. gibi işlemlerde yardımcı oluruz diyerek, zenginlerimizin ülkem den dışarı kaçmalarına yardımcı olmaktalar.

Boşalan ülkeme yerleşmek isteyen yabancılara ne dersiniz?

Yurt dışı Fonlar ki bunların parasal hiçbir sıkıntıları yoktur. Kamu oyuna da yansıyan bu fonların arkalarında dünyanın en zengin iş adamları ve devlet adamlarının paraları olduğu söylenmiştir.

Bu fonların bazı temsilcileri de ülkeme sızmışlardır.

Ülkenin ekonomik sıkıntı içerisinde olduğunu bilen yabancılar, sıkıntıda olan iş adamlarımızın mallarını ucuza kapatma veya işyerlerine ortak olma çabasını gösterirken, gayrimenkul ile verimli arazileri de alabilme peşinde koşmaktalar

Ekonomik kriz nedeniyle ülkeye döviz girdisi de bu şekilde sağlanmak istenmektedir.

Ancak, asıl amacın, para sıkıntısı olmayan yabancıların dolaylı yollarla ülkeme yerleşme çabası içerisinde olmalarıdır.

Karadeniz’de Katar arsalarının m2 si kendi ülkelerinden fazla hale gelmiş bulunmaktadır. Ayrıca Türkiye’de birçok şirketleri almış veya ortak olmuşlardır. Türkiye nerede ise küçük Katar’ın olacaktır.

İsrail ve diğer emperyalist ülkeler de Güneydoğu, Ege, Akdeniz, İç Anadolu bölgelerinden en kıymetli arazilerimizi satın aldıkları da unutulmamalıdır.

Türkiye yabancı sermaye ülkesi haline gelmiştir.

Satılmayan hiçbir şeyimiz nerede ise kalmayacaktır.

Ülkelerin işgalleri artık paranın gücü ile olmaktadır.

Bunu unutmamak gerek. Bir gün gelir yabancıların boyunduruğu altında çalışmak zorunda kalırsınız. Osmanlı’nın yıkılış sebebi yabancılardan alınan borçlar ve onlara tanınan imtiyazlardır. Tarih tekerrür etmek üzeredir.

Yoksulluk azalacağına artıyor, zenginler ayrıcalıklı sınıf haline gelirken, toplumun bazı kesimlerinde suç oranı artıyorsa, o toplumda çürümeler artıyor demektir.

Kökünü beğenmeyen dal ve dalını beğenmeyen meyve olgunlaşmadan çürür.

Çürüyoruz beyler çürüyoruz. Bizleri çürütüp yok etme çabasında olanlara karşı aşı üretmeliyiz. İçimizdeki çürükleri başkaları değil biz temizlemeliyiz.

08.10.2018
ZEKERİYA TÜMER
[email protected]

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here