Ana sayfa Yazarlar Ahmet K. Aytar

BAŞKA KAPIYA // Ahmet Kılıçaslan Aytar

ABD; 2000’lerin başında  Genişletilmiş Ortadoğu Projesini yürürlüğe koydu.
Amacı, ekonomisini küreselleştirdiği devletlerin küresel ekonomiye entegre olmayan bölgelerdeki kaynaklara erişimini sağlamaktı.
Başkan G.W. Bush, 2003’te  “Suriye’nin hesap verme sorumluluğu ve Lübnan’ın egemenliğinin yeniden tesisi” yasasını çıkardı.
Böylece Kongre’den yetki almaksızın Lübnan ve Suriye’ye savaş ilan edecekti.
 
*
2010’da Başkan B.Obama ” Arka plandan liderlik” ilkesi uyarınca Libya ve Suriye saldırısına Birleşik Krallık ve Fransa’yı memur etti.
Bu ülkeler Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ı da kendilerine ortak ettiler.
Nitekim 2011′ de Suriye’ye askeri operasyonlar başladı.
Ancak operasyonları yukarıdaki devletlere vekil olan dışarıdan getirilen 250 binden fazla militan ve İslamci Cihatçı yürüttü.
Suriye Arap Ordusundan daha iyi silah donanımı sağlamak için;
Sonuçta yarım milyon Suriye vatandaşının hayatını kaybettiği,
Kentler ve beldeler de taş üstünde taşın kalmadığı ve muazzam bir trajedinin yaşandığı alan;
Tarihin en büyük yasadışı eski eser, altın, petrol ve sair ticaret karşılığında silah kaçakçılığına sahne oldu.
 
*
ABD, müttefiklerine yaptıkları yatırımın karşılığını alacakları sözünü vermişti.
Ama Rusya’nın savaşa girmesiyle birlikte Batının zafer kazanması olanaksız hale geldi.
Dolayısıyla ABD’nin her bir müttefiki, hızla bu bölgeye ilişkin kendi stratejisine geri döndü. 
Bugün müttefiklerin savaş hedefleri, askeri olarak kolaylıkla yapabileceği konuşlanmayı gerçekleştirmeyi reddeden ABD’nin önüne geçmiştir….  
 
 *
Militan ve İslamcı cihad örgütlerinin kontrolündeki son alan  İdlib ve bölgesidir.
İdlıb’de de-eskalasyon bölge sorumluluğunu cihad örgütleriyle içli dışlı Türkiye yüklenmiştir.
Ama bölge Rus hava saldırıları tarafından desteklenen Suriye ordusunun yaklaşmasıyla karşı karşıyadır.  
Artık Washington Şam’ın kimyasal silah kullanmadan giderek bu bölgede hakim olmasını öngörüyor!
 
*
Bu durumda kuzeyde ABD güçlerinin Kürt milisleri ile işbirliği yaptığı alan ve Irak sınırına yakın bir Amerikan üssünün bulunduğu yer,
Suriye hükümetinin kontrolü dışında kalacaktır.
Başkan D. Trump, ABD’yi Suriye çatışmasından uzak tutmak istediğini ancak radikal terör örgütlerini yenmek için  bu bölgede bir birliğin yeterince kalacağını söylüyor.
 
*
Bu noktada ABD yönetimi bir süre önce kongreden izin almaksızın Suriye’de varlığını sürdürmek için bir plan hazırlamış,
Beyaz Saray bu planla ilgili Suriye’de iki temel hedefi açıklamıştır.
Buna göre; 
1- B.Esad Moskova ile müzakere edilen bazı siyasi anlaşmalar yoluyla iktidardan uzaklaştırılacak,
2-  İran, Rusya’nın yardımıyla Suriye’deki güçlerini çekmeye zorlanacaktır.
 
*
Ancak Suriye İç Savaşının bittiği ve hükümetin  kazandığı bir sonuç karşısında ABD’nin bu planı fazlaca hayalperest bulunmuştur…
Çünkü  Suriye’nin kazandığı bir ortamda ABD; Suriye, Rusya ve İran’ ı hiçbir şeye zorlayamayacaktır..
Üstelik Suriye vakası elbette insani bir trajedidir, ancak bu ABD ‘nin kendi halklarının hayatı ve zenginliklerini uzun, acımasız bir çatışmada feda etme riskine girmesinin bir nedeni  olarak sayılmıyor.
Amerikalılar Afganistan’da geçirilen 17 yılı ve Irak’taki 15 yılı affedemiyor…
ABD;  İŞİD, El Kaide üyesi El Nusra Cephesi ve diğer radikal gruplar gibi birden fazla kötü aktörle karmaşık, alçakça sürdürülen çok taraflı bir savaşta,
Sadece aktif bir katılımcı değildir ve Suriye’de artık yapabileceği çok az şey bulunuyor….
 
*
Ayrıca  savaş boyunca Suriyeli “Ilımlı isyancılar” büyük ölçüde ilgisiz ve etkisizdiler.
Asla Suriye’de iktidar olmak hırsı gösteremediler ve rutin olarak radikallerle işbirliği yaptılar.
Üstelik savaş sürecinde yaşanan sayısız insanî kriz  Esad’ın iktidarını sona erdiremedi !
Şu saatten sonra Esad’ ı düşürmek bir sonraki çatışmaya yol açacaktır. 
Şimdi ABD güçleri en ufak bir yasal otoritesi olmaksızın bu egemen ulusun topraklarının bir kısmını işgal ediyor.
Bu noktada Amerikan politikası kendi halkına Suriye’deki  rejimi yavaş yavaş iyileştirmek gibi makul bir gaz veriyor…  
 
*
Ya ABD müttefikleri?
Yahudiliğin sömürgeci ideolojisini sürdüren İsrail,
Suriye başta olmak üzere büyük komşularının etnik ya da dini ve mezhebî homojen küçük ülkeler olarak bölünmesi siyasetini uyguluyor.
Lübnan’ın Hıristiyan ve Müslümanlar olarak,
Suriye’nin Kürtler lehinde bölünmesini desteklediler.
Bu noktada ABD müttefikleriyle birlikte  Büyük Ortadoğu projesiyle bölgedeki kaynakları denetlemeye yönelmiş ama bugün Suriye’de yapacak çok işi kalmamıştır.
İsrail ise hâlâ  hiçbir komşusunun kendisine diklenecek kadar güçlü olmamasının siyasetini sürdürüyor…
 
*
Birleşik Krallık, Genişletilmiş Ortadoğu projesine, Osmanlı’ya karşı 1915 Büyük Arap İsyanı’nın  benzeri bir planla katıldı.
1915’te Araplara “Osmanlı’yı devir, yerine  Vahhabileri getir” karşılığında özgürlük vadettilerdi.
Bu kez kendi hükümetlerini devirmeleri ve yerine Müslüman Kardeşleri getirmeleri karşılığında özgürlük sözü verdiler.   
Ancak  şartlar değişmiştir, üstelik Genişletilmiş Ortadoğu projesi bir Arap Baharı planını öngörüyordu…
 
*
Fransızlar ise Uluslar Cemiyeti’nden aldıkları Suriye üzerindeki mandayı yeniden kurmayı öngörüyor,
Bunun için Araplarla Kürtlerin etnik ayrılığından medet umuyorlardı.
Bu yüzden Suriye’de Araplara ait topraklar üzerinde Kürdistan’ın kuruluşunu desteklediler…
 
*
R.Tayyip Erdoğan Türkiye’si ise Büyük Ortadoğu projesine, hem de  Eşbaşkan olarak;
1- Kuzey Irak Kürt Yönetimi sahasında ekonomik ilişkilerden örgütlediği İslami sermaye ve Kürtlerin Türkiye’nin ekonomik ve siyasi kontaklarına bağlılılığından yararlanarak bağımsız Kürt Devletini pasifize edebileceği düşüncesi,
2- İslam Birliği başlığında bir Sünni koridor üzerinde “bölgeyi kazanırsak petrolü ve Misak-ı Millî topraklarını da kazanırız” hayaliyle en önde katıldı.
 
*
Erdoğan Türkiye’si, 28 Ocak 1920’de İstanbul’da son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin kabul ettiği Türk Kurtuluş Savaşı’nın siyasi manifestosu olan Misak-ı Milliyi esas aldı.
Halbuki bu metin, I.Dünya Savaşı’nı sona erdirecek barış anlaşmasında Türkiye’nin kabul ettiği asgari barış şartlarını içeriyordu.
Nitekim son Türk Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti  daha sonra yaptığı anlaşmalarla Misak-ı Millî’yi  sınırladı.
“Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesine bağlı Türkiye Cumhuriyeti, Misak-ı Millî’yi 1938 yılına kadar gerçekleşen anlaşmaların sınırı içinde ülke birliğinin temeli yaptı..
 
*
Bu yüzden Türkiye, diğer müttefiklerle, Suriye’nin kuzeyine özerklik öngörmeyip ilhak etmek istediği için İsrail ile,
Yeni Osmanlı Halifeliğini kurmak istediği için Birleşik Krallık ile, 
Suriye’de bağımsız bir Kürdistan’ın kurulmasına karşı çıktığı için Fransa ile,
Genişletilmiş Ortadoğu’nun sınırları  kanın ve inancın doğal bağlarını yansıtacak şekilde değişmezse  sıranın kendilerine geleceğini artık gizlemeyen ABD ile çatışma halindedir.
 
*
Bugün Suriye devleti daha güçlü ve ayaktadır.
Suriye, Rusya, İran ve Hizbullah muzafferdirler.
Azmettiriciler ABD, Birleşik Krallık, Fransa ve Türkiye değil ama isyancılar ve radikaller  ağır bir bozguna uğramışlardır.
Hepsi birlikte artık başka hedeflere varmaları gerekiyor!
 
*
Ama İstanbul’da  4’lü Suriye toplantısının ardından konuşan Saray Sözcüsü İ. Kalın hâlâ,
“Herkesin ortak kanaati çözümün siyasi olması gerektiği yönündedir. Cenevre süreci ve Astana süreci desteklenecek. İdlib’in bombalanması kabul edilemez” diyor…  
 
*
Hiçbir kalın kafaya bomba düşsün istemeyiz.
 
16. 9. 2018

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here