Ana sayfa Yazarlar Ahmet K. Aytar

HEDEF TÜRK MİLLETİ  DEĞİL // Ahmet Kılıçaslan Aytar

Saray sözcüsü İ.Kalın, ” Beyaz Saray’dan gelen açıklamada, Rahip bırakılsa bile bu vergilerin kaldırılmayacağı bunun ABD’nin ulusal güvenlik sorunu olarak görüldüğü söylendi. Değerlendirmeniz nedir?” sorusunu,
“Beyaz Saray’ın vergilerle ulusal güvenliği iliştirmesi! İnsanın aklına acaba ulusal güvenlik deyince farklı şeyleri mi kast ediyoruz diye bir şey geliyor” ifadesiyle  yanıtladı…
 
*
Sonra Başkan D.Trump’dan endirekt  bir yanıt geldi.
“Türkiye uzun zamandan beri sorun. Bir dost gibi davranmadılar. Ne olacağını göreceğiz. Harika bir Hristiyan papaz ellerinde. Rahip Brunson harika bir insan, onun casus olduğuna dair düzmece bir suçlama yarattılar. O bir casus değil, şu anda yargılanıyor ki, buna yargılama derseniz! Onu çok önce göndermeleri gerekiyordu. Türkiye, bana göre çok çok kötü hareket etti. Henüz bu işin sonu gelmedi. Oturup izlemeyeceğiz, bizim insanımızı alamazlar” dedi.
 
*
Bu noktada gelişmelerin şöyle bir açılımı da düşündürmesi gerekiyor…
 
*
ABD’nin gücü, kendisinden sonra gelen Çin, Rusya, Japonya ve Almanya’nın güçlerinin kat kat üstündedir.
Ancak eski Başkan B. Obama iki görev süresi boyunca sürekli savaş gerçekliği, öldürme ve denizaşırı ülkelerin yağmalanması amacıyla ülkesinin geniş kaynaklarını heba etti.  
Üstelik serveti egemen sınıfa aktarırken yaşam standartlarını sürekli aşındırdığı Amerikalıları bunalttı.
ABD; Afganistan, Irak ve Suriye’de askeri sonuca ulaşamadı : Ekonomisinde büyük gerileyiş oldu : Gelir adaletsizliği ve ırklar arası eşitsizlik arttı: Ülkenin fiziki altyapısı eskidi: İç siyasette kutuplaşıldı: Çin ve Rusya  gerçek potansiyel tehditler olarak yükseldi.
Halbuki Amerika nüfusu, ekonomisi, coğrafyası, askeri gücü ve değerleri ile tek küresel güç olma vasfını halâ elinde bulunduruyor.
Adeta bir savaş makinesi görünümündedir.
Sahip olduğu ordunun büyüklüğü, en ileri teknolojileri kullanan askeri sanayisi, tek başına yeryüzündeki tüm askeri harcamaların yarısına denk bütçesi ve silahlarının gücü neredeyse tüm dünya ile savaşmaya yetecek kadardır ki; bu jeopolitiğinin de temel gerçeğidir…
 
*
Bu noktada Demokratlar, D.Trump’ın bu gerçekler üzerinden seçimi sağa yönlendirip, yönetebildiği bir referandum haline getirdiğini öngöremediler…  
Ve D.Trump, “Make America Great Again (Amerika’yı Yeniden Muhteşem Yapalım)” sloganıyla kutuplaşmayı umursamayan, bunalmış tabanı hedefledi.
ABD Başkanı oldu.
 
*
Seçildiğinden bu yana;
1- ABD’nin hukukun üstünlüğü, demokrasinin korunmasının uluslararası alanda savunulması gibi kriterlere dayanan liderliğini,
2- “Make America Great Again ” sloganıyla ülkesinin yeniden yükselişini,
3- Dünya barışı ve istikrarı gibi önemli değerleri sağlamak konusundaki sorumluluğunu,
Müttefikleriyle paylaşarak yönetmek hedefinde yürüyor…
 
*
ABD öncelikle Asya’da üstünlüğünü “ne pahasına olursa olsun” sürdürmenin kararındadır.
1- Bu odaklanma Amerikan ulusötesi şirketlerinin çıkarlarından kaynaklanıyor.
Bugün birleşme ve satın almaların etkisiyle  Çinli ulusötesi şirketler, küresel egemenler olarak boy gösteriyor.
Ama hiçbiri  Amerikalıların çıkarlarına hizmet etmiyor aksine çıkarlarını en düzeyde tutmak için  ABD’nin imkanlarını araçsallaştırıyorlar…
Bu yüzden Başkan D.Trump, kapitalizm öncesi devlete yani serbest rekabet yoluyla  “Amerikan Düşü” ne geri dönmeyi öngörüyor.
Bir yanda gelişmiş ve istikrarlı ülkeler, diğer yanda emperyal küreselleşmeyle henüz bütünleşmemiş istikrarsız devletlerin;ABD ekonomisine yeniden yatırım yapmasını sağlamaya çalışıyor.
Kısacası Trump, emperyalizme yeni bir yön vermenin iddiasındadır.
İşte ABD’yi uluslararası ticaret anlaşmalarından geri çekiyor, eski düzeni belirleyen hükümetlerarası yapıları tasfiye ediyor.
Her gün ayrı bir boyutuyla “Ticaret Savaşları” başlamıştır…
 
*
2- Buna karşı Çin de ABD’ye misilleme yapma kabiliyetini sürdürüyor.
Bu yüzden Pentagon, Çin’in nükleer bir karşı saldırıya girişme kabiliyetini yok etmeyi hedefliyor.
Nitekim  “Asya’ya Dönüş” stratejisi Amerikan üstünlüğünü garantiye almayı hedefleyen kapsamlı diplomatik, ekonomik ve askeri bir projedir.
Gelecek otuz yılda gelişmiş nükleer silahlar için 1 trilyon dolar harcanmasını öngörüyor…
 
*
Ama ABD, Asya’ya Dönüş’ün ötesinde  mesela Ortadoğu’da hem askeri gücünü hem de istihbarat kuruluşlarını,
Bugünkü işlevlerinden Ulusal Savunmaya geri getirmenin yöntemlerini oluşturuyor.
 
*
Nitekim istihbarat servisleriyle ilgili kapsamlı reform yapılmıştır.
CIA, Obama döneminde sahada nerede olursa olsun bir şahsın yerini buluyor, gerekiyorsa onu ortadan kaldırabiliyordu.
Ya da gizli hapishaneler kuruyor, Beyaz Saray’ın işine gelmeyen rejimleri yıkarken, CIA mütemadiyen suç işliyordu…
Bugün İstihbarat servislerinde sahada çalışan ajanlarla merkezdeki analistler arasında uyum sağlanmıştır: İstihbarat paylaşımını yürütenler Ulusal İstihbarat Direktörünün tam yetkisine geçmiş: Dağınık istihbarat merkezileştirilmiş: Siyasal ve askeri istihbaratın niteliği yükseltilmiştir. 
 
*
Başkan D. Trump, ayrıca ABD’nin dünyanın herhangi bir yerinden büyük bir saldırıya uğraması durumunda;
ABD’nin nükleer caydırıcı gücünün güvenilir olmadığı, o gün ki; mevcut bir seçeneğine karşı, özellikle Rusya’nın bir çatışma halinde erkenden düşük kapasiteli taktik savaş başlıkları kullanacağını,
Rusya’nın da bildiği bu boşluğun daha düşük verimli silahlar kullanarak doldurabileceğini öngörmüştür. 
Şimdi yeni Nükleer Doktrin ile ABD düşük verimli nükleer bir seçenek dahil olmak üzere;
“Nükleer Üçlü” denilen, bir savaş halinde hayatta kalabilmek ve ilk vuruşu yapabilmek için ülkenin geniş kapsamlı nükleer cephaneliğini içeren varlıklarının çeşitli silah platformlarına yayılması ve stratejik olmayan nükleer kapasitenin sürdürülmesini esas alıyor.
 
*
Bunun için uyduların ABD Hava, Kara ve Deniz kuvvetlerine aktardığı bilgi ve yeteneklerle,
Şimdilik düşmanın uçan bir savaş uçağını, füzesini imha edecek bir Uzay Komutanlığı’nın, 
Ayrıca Körfez ülkeleri, Mısır ve Ürdün’ü içeren  “Arap NATO” adlı yeni bir güvenlik ittifakının oluşturulmasının ardından;
Sıra ABD’nin bölgeden ayrılmasına geliyor…
 
*
Bu noktada filmi biraz geriye sarmak gerekiyor.
Başkan D.Trump, dünyanın nükleer dehşetten endişelenmesine eşdeğer bir endişeye neden olan İslamcı terör ideolojisi ve terörünü de son vermenin küresel lideridir.
Ama Sünni köktenci bir lider ile emperyal Osmanlı emellerine önderlik eden Türkiye, İslami otokrasiye dönüşmüş bir ülkedir.
Türkiye’nin neredeyse dünyanın her yerinde gösterdiği Sünni İslamcılık girişkenliği;
Bu bölgelerin işkence görmesine neden olurken, bu bölgelerde istikrar ve büyüme arzusuna da engel oluyor.
Köktenci liderin “tuttuğumu  koparırım” inadı ve bunu her gündeme  taahhüt etmesi,
Türkiye’yi  ekonomik, siyasi ve sosyal açmazlarla  karşı karşıya bırakmıştır. 
Batı, Türkiye’nin yeniden bağlı olduğu ittifakların güvenilir bir ortağı olmasını istiyor.
 
*
20 Mart’ta, Başkan Trump Beyaz Saray’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman’ı ağırlamaktadır.
Veliaht Prens’le görüşme , ABD’nin 2015’te İran ile yapılan Nükleer Anlaşma’dan çekilmesi ile ilgili zamanlama konusundadır.
İran’ın genişlemesini engellemek için askeri ve diplomatik çabaları koordine etmek üzere yeni bir Yüksek Komite ve bir eylem planı üzerinde anlaşıyorlar.
ABD, Suudiler ve BAE’nin askeri varlıklarının senkronize edilecek ve potansiyel tepkilere hazır olunacaktır ki; işte bu Arap NATO’sudur…
Çünkü ABD, Ortadoğu’dan çıkma hazırlığındadır.
Arap NATO ordusu İran’ın petrol zengini Körfez ve Ortadoğu’daki genişlemeci tasarımlarının durdurulmasını hedefleyecektir.
 
*
Nitekim  Başkan Trump ve  Prens Salman askeri varlıkları senkronize etmek amacıyla,
Katar’daki ABD CENTCOM üssünün Suudi Arabistan’a transferi anlaşmasını imzalıyor.
 
*
Suudi Prensi, müttefiki BAE Emiri Şeyh Zayed bin Sultan El Nahyan ile birlikte Erdoğan’ı ve Katar emirlerini baş düşman olarak gördüklerinden bahsediyor.
Üstelik Türkiye, Katar  petrol emirliğinde büyük bir askeri üs kurmuştur ki;
Başkan Trump, Veliaht Prens’e bölgede askeri varlıkların senkronizasyonunun,
Türkiye’nin en büyük hava üssü olan İncirlik Hava Üssü’nü de kapsadığını söylüyor… 
 
*
Katar’da El-Udaid’de bulunan ABD tesisleri, Riyad’ın 77 km. güneyinde Al Kharj yakınında Prens Sultan Hava Üssü’ne sevk edilecektir.
Zaten bir süreden beri İncirlik’teki ABD tesisleri ve uçakları da Doğu Avrupa’da üslere kaydırılıyor.
ABD Savunma Bakanlığı bir taraftan da İncirlik yerine Yunanistan’ın güneyinde Andravida Üssünü hazırlıyor…
İki ABD üssünün yer değiştirmesi, hem Irak hem de Suriye’de İslamcı ideoloji ve terörle mücadelenin giderek neticeye ulaşması gerekçesine bağlanıyor. 
 
*
Elbette iki büyük ABD hava üssünün yer değişmesi, bölgenin ve Türkiye’nin stratejik dinamiğini sarsacaktır.
Sözcü İ.Kalın’ın aslında anlamazdan geldiği, “Rahip ile ABD’nin ulusal güvenliği arasındak ilişki”nin esası budur.
O halen “Rabia” işareti yapıyor ve hayalindeki İslam Ümmeti’ni selamlıyor.
 
*
Türkiye, I. Dünya Savaşı’ndan sonra kaderini  karara bağlayan uluslararası antlaşmaların sadece bir adım uzağında bulunuyor gibi bir görüntü
verse de; Hedef Türk Halkı değildir…
 
19. 8. 2018
* Efendim, hepinizin Kurban Bayramını tebrik eder ve esenlikler dilerim

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here