Ana sayfa Yazarlar Ahmet K. Aytar

16 TEMMUZ HELSİNKİ  ZİRVESİ ÖNCESİ

Soğuk Savaşın en gerilimli günlerinde, NATO Zirvesi bildirileri silah kontrolü ve silahsızlanma konusundaki tartışmalarla doluydu.
1986 Reykjavik Zirvesi’nde Avrupa’dan orta menzilli nükleer silahları kaldıran anlaşma, geçen yüzyılın en büyük silahsızlanma başarılarından biriydi.
Artık hem ABD hem de Rusya bu anlaşmadan çekilmekle tehdit ediyor.

*
Dünyanın silah kontrol ve silahsızlanma mimarisi parçalanıyor.
Berlin Duvarı’nın yıkılmasından beri küresel askeri harcamalar en yüksek seviyededir.
Ukrayna, Orta Doğu ve Güney Çin Denizi’ndeki potansiyel nükleer parlama noktaları çoğalıyor.
Bu tehdit, üst düzey müzakerelerin önümüzdeki turlarına silahsızlanma ve silah kontrolünün dahil edilmesinin aciliyetini artırıyor…
16 Temmuz’da ABD Başkanı D.Trump ile Rusya’nın Vladimir Putin arasındaki zirvenin, bu aciliyeti etkili diplomasinin gerekleriyle gündeme alacağı beklentisi doğmuştur.

*
Ancak Başkan D.Trump, ülkesinin statükosunu geliştirmek üzere:
ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi ve Yeni Nükleer Doktrini eşliğinde,
Kapitalizm öncesi devlete yani serbest rekabet yoluyla  “Amerikan ​D​üşü” ne geri dönmenin ısrarındadır.

*
​Amerikan Düşü; bir yanda gelişmiş ya da gelişmekte olan istikrarlı ülkelerin​, diğer yanda emperyal küreselleşmeyle henüz bütünleşmemiş istikrarsız​ devletlerin;
​ABD ekonomisine yeniden yatırım yapmasını sağlamak, bu süreçte Pentagon ve CIA’ yı bugünkü işlevlerinden Ulusal Savunmaya geri getirmek anlamına geliyor.
Trump, açıkça emperyalizme yeni bir yön vermenin iddiasını güdüyor…

*
ABD uluslararası ticaret anlaşmalarından geri çekiliyor.
Eski düzeni belirleyen hükümetlerarası yapılar tasfiye edliyor.
Nihayet Ticaret Savaşları başlamıştır…

*
Başkan D.Trump bu noktaya gelirken, önce dünyanın bütün ülkelerine;
“ABD, uluslararası ilişkilerde güvenlik ve refahın lideridir:
Rusya ve Çin ile olan ilişkilerinde jeopolitik bir zihniyeti benimser :
ABD’nin BM Örgütü’ndeki sorumluluğunun daha fazla olduğu kaydıyla uluslararası düzeni BM temel statüsü belirler:
ABD, ulusal güvenliği doğrultusunda ekonomik ve siyasi faaliyetlere müdahale eder ” esasında 2018 ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’ni ilan etti.

*
Sonra ABD’nin nükleer caydırıcılık ve savunmasına yönelik ana politikası olan yeni Nükleer Doktrini’ni yayınladı.
Doktrin ana tema olarak bir önceki doktrindeki stratejik nükleer silahların büyük ölçüde aşağı çekilerek projeksiyondan ayrılmasını öngörüyor.
Böylece 2010′ dan itibaren dünyada giderek artan nükleer silah tehditlerine karşı nükleer silahların yayılmasını önleme ve nükleer silah sayısını azaltma taahhüdünde bulunuyor.
Buna yönelik olarak düşük verimli, daha kullanışlı nükleer başlıkların konuşlandırılması çağrısını yaparken;
ABD’ye uluslararası arenada işlediği her türlü eylemin sorumluluğunu reddetme fırsatını veriyor…

*
Peki, bütün bunlar ne anlama geliyor?

*
Trump yönetimi; Nükleer Doktrin taslağının hazırlıklarına Savunma Bakanı J.Mattis ve Genelkurmay Başkanı Yardımcısı General P.Selva yönetiminde 2017 Nisan’ında başladı.
Belgenin asıl yazılımı, Ulusal Kamu Politikaları Enstitüsü’nün liderliğinde bir grup nükleer silah düşünürünün bağlı olduğu eski bir Nükleer Enerji Santrali görevlisi ve Nükleer​ ​F​üze​ ​Savunma politikasından sorumlu  Dr.Robert Soofer tarafından organize edildi.

*
Soofer’e bağlı nükleer silah düşünürleri, Rusya ya da Çin tarafından büyük bir saldırıya uğranılması durumunda ABD’nin nükleer caydırıcı gücünün güvenilir olmadığına karar verdi!
ABD’nin bugünkü mevcut seçeneğine karşı, özellikle Rusya’nın bir çatışma halinde erkenden düşük kapasiteli taktik savaş başlıkları kullanacağını,
Rusya’nın da bildiği bu boşluğun daha düşük verimli silahlar kullanarak doldurabileceğini öngördüler…

*
Amerika’nın nükleer cephaneliğine yönelik takviyeleri etkisiz kalıyordu!
Bir denizaltı  fırlatım mekanizması üzerine düşük verimli savaş başlıklı füzeler konulsa ve ateş edilse; Rusya bu füzelerin düşük kapasiteli savaş başlığı taşıdıklarını nasıl öngörecekti?
Sonuçta balistik bir füzenin ateşlenmesinin bile büyük bir tırmanış olduğuna  karar verildi…

*
Ve y​eni Doktrin’in kilit kararının;
Düşük verimli nükleer bir seçenek dahil olmak üzere ​”Nükleer ​Ü​çlü” denilen;
Bir savaş halinde hayatta kalabilmek: İlk vuruşu yapabilmek için ülkenin geniş kapsamlı nükleer cephaneliğini içeren varlıklarının çeşitli silah platformlarına​ yayılması : Stratejik olmayan nükleer kapasitenin sürdürülmesi olması gereğinde anlaştılar.

*
Bu gereğin politikasının ise potansiyel düşmanların herhangi bir ölçekte nükleer saldırılarını  ya da nükleer olmayan stratejik saldırganlıklarını  caydır​mak​,
C​aydırıcılık başarısız olursa ABD nükleer güçlerinin özel ve esnek rolüyle zararı sınırlandırmasında hemfikir oldular.

*
​Açıklandığı ilk andan beri Nükleer Silahsızlandırma grupları yeni doktrini şiddetle kınadı.​
Doktrinin nükleer silah kullanımını​ teşvik edeceği, nükleer silahsızlandırma çabalarına engel olacağı söylendi.

*
Ancak  ABD’nin geliştirdiği yeni nükleer tepki kabiliyeti, füze savunmaları ve müttefikler için genişletilmiş caydırıcılık önlemlerini kapsıyor.
Bir denizaltı gemisinde konuşlandırılan balistik füze savaş başlıklarıyla düşük getirili bir seçenek sunmak;
ABD’nin bütün coğrafyalarda caydırıcılığının  boşluğunu doldurmak​ta​ ​çok önemli addediliyor.​..
Kuzey Kore’nin nükleer gelişimini bu sistemin engellediği hatırlanmalıdır.

​*​
Bu nedenle Başkan Trump’ın, Brüksel NATO Zirvesi’nde  Kongre’nin onayı olmadan NATO ‘dan çıkabileceklerini ancak buna gerek olmadığını ifade eder,
Ve üye ülkelerin GSYİH’nin yüzde 2’si kadar savunma harcaması hedefini 2024 yılı yerine hemen şimdi gerçekleştirmesini talep ederken ;
Özgüveni çok yüksekti…

*
Bu çerçevede 16 Temmuz’da  D. Trump ile V. Putin arasındaki yaklaşan zirvede  silah kontrolü ve silahsızlanma konusu gündeme gelmeyeceği açıktır.
Ama ABD’nin Rusya’ya yönelik politikasında önemli değişiklikler yapması, NATO’nun ne Ukrayna ne de Gürcistan ile genişleyeceği, ABD ve AB’nin Rusya aleyhinde yaptırımları kaldırması ya da Russofobik sertlikçilerin zorla kabul ettiği öneri ve taleplerin reddedilmesiyle birlikte,
Başkan Trump’ın öncelikle Kırım konusunda bir talepte bulunulması beklenmiyor.
Şimdi ABD’nin Doğu Ukrayna’daki ayrılıkçı isyancılara desteğini azaltmak ve ortadan kaldırmak için Kremlin’i teşvik etmesi daha kolaydır…
İki liderin zirvesinden  Rusya’nın  Tartus deniz üssünü  koruması,  İsrail’in Golan Tepeleri’ni Suriye’ye geri vermesi ya da  Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’ı Kıbrıs Cumhuriyeti’ne iade etmesi gibi muhtemel sonuçlar çıkabilecektir.
Önemli bir konu da, Ortadoğu’da hâlâ  El Kaideci İslam Devleti, Müslüman Kardeşler, HAMAS gibi terör örgütleri ve türevleriyle iş tutanların akibetidir…

14.7. 2018

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here