AZİZ NESİN ile YAŞADIĞIM GERÇEKLER

Türkiye yazarlar sendikası  4 şubat 1974 günü bir araya gelen 70 şair ve yazar tarafından kuruldu.Sendikanın amacı,yazarlığı meslek edinmiş kişilerin emeğini korumak;hukuki açıdan sosyal kültürel ekonomik temel hak ve özgürlüklerini savunmaktı.

Bir yıl sonra genel başkanlığa Aziz Nesin getirildi.Ben de ilk üyelerden birisiydim.

7 kişiden oluşan yönetim kurulu her cuma günü toplanıyor,neler yapılacağının kararını alıyordu.

Bu çalışmalar ve Türkiye Yazarlar Sendikası hem Türkiye de hem diğer ülkelerde tanınmaya başlamştı.

Aziz Nesin Türkiye Yazarlar Kurulu Üyeleri’ne basın kartı verilmesi girişiminde bulundu.İlk basın kartı olan üyelerden bir tanesi de bendim.

Aziz Nesin her konuda titiz bir insandı.Cuma toplantılarına önceden gelir,sekreterden önceki çalışmalarla ilgili bilgi alır,gündem maddelerini oluşturur,saat 18 olunca”kızım o kapıyı kapat” der,yaşınız,mevkiniz ne olursa olsun,zamanında gelmeyenleri azarlar,”zamanımızı yemeye hakkınız yok”derdi.”konu hakkında gevezelik yapamayacaksınız,öz konuşacaksınız” deyip bir saatlik toplantıda konular biter,alınan kararlar deftere yazılır,imzalanır ve toplantı bitirilirdi.

Türkiye Yazarlar Sendikası,demokratik kitle örgütlerinin kültürel etkinliklerine de katgıda bulunuyordu.

CHP li belediyeler düzenledikleri etkinliklere konuşmacı olarak Aziz Nesin veYaşar Kemal i davet ediyorlardı,o zaman onlar her yere yetişemediğinden bizim gibi ünlü olmayan şair ve yazarlar da konuşmacı olarak katılmaya başladı.

Aziz Nesin kitabı satılanlar listesinin başında yer alıyordu.Telif hakkı olarak %25 alıyordu ve o parayı da yoksul çocukların bakım ve eğitimi için harcıyordu.Çatalca’da 51 bin 600 metre kareden oluşan 4  arazi satın aldı.Kimsesiz çocukları barındırmak eğitmek

beslemek ve yetiştirmek amacıyla 1 milyon 700 binlira harcayarak yapılan öğrenci yurdu 1975 yılında bitirildi ve 1977 yılında 50 öğrenci yetiştirilmeye başlandı.

Bir gün bu yurdu ziyarete gittiğimde eline tabak almış,öğrencilerle birlikte yemek sırasına girmişti.Yemeğimizi yedikten sonra tabaklarımızıo bulaşığa kendimiz ötürmüştük. Çocukların dedesiydi.

Aziz Nesin 1976 dan 1985 yılına kadar hiç aksatmadan her yıl Nesin Vakfı Yıllığı çıkardı.

Bunun geliri de yurttaki çocuklara harcanıyordu.

1980 darbesinde sendika kapatıldı.1989 da başkanlığa Oktay Akbal ondan sonra da ben başkanlığa getirildim.

1 Temmuz da sivas da 1500 kişilik bir kültür merkezinde Aziz Nesin ve pek çok yazarın katıldığı Pir Sultan Abdal anma programı yapıldı.

2 Temmuz 1993 kahvaltıdan sonra kitaplarımızı imzaladık.Öğleden sonra bir muhabir Aziz Nesin e sorular sorarak kışkırtmaya çalıştı.Koruması olan Mehmet Komiser Aziz Nesin’i alarak Madımak Oteli’ne götürdü.

Daha sonra cuma namazından çıkan yobaz sürüsünün oteli basarak konseri engelledikleri,Atatürk Büstünü kırıp,insanları yaraladıkları söylenerek,can güvenliğimiz için bizi Madımak Oteline aldılar.

Otele dolan yobaz sürüsü”Cumhuriyet Sivas da kuruldu,Sivas da yıkılacak,Şeriat gelecek,Sivas Aziz Nesin’e Mezar olacak” diye sloganlar  atarak camı çerçeveyi indirdiler.

Biz Üst katlara çıkmaya başladık.Gençler kırılan sandalye parçalarını alıp merdiven başında beklemeye başladılar.

Hedefleri Aziz Nesin olduğu için onu korumamız gerekiyordu.Ben onu odasından alıp dördüncü kattaki penceresi olmayan bir odaya götürdüm.Odada hanımlar vardı.Aziz Nesin’i aralarına aldılar,ben de kapıda beklemeye başladım.

Saldırganların saysı binleri aştı ve ellerindeki bidonlardan etrafa benzin dökmeye başladılar

Oteli alevler sarmaya başladı ve merdivenlerden gelen çığlık sesleri 3-5 dakika sonra kesildi.

Biz hala o küçük odadaydık.Duman kapının altından girmeye başlayınca nefes alamaz olduk ve Aziz Nesin yığılıp kaldı.”Beni yatağa taşı,yobazlara kötü bir ceset göstermek istemiyorum”dedi.

Penceresi kırık olan yan odaya geçtik alevler ve dumanlar arasında.Kırık pencereden hava almaya çalışıyorduk.İmdat diye bağırdım “çatıya çıkın”dediler “ama alevlerden çıkamıyoruz,karşıdaki itfaiye bizi alsın” dedim.

İtfaiye merdiven uzattı,önce Aziz Nesin’i indirmeye çalışırken birisi onu tanıdı:

”kurtarma onu,esas ölecek hayvan o işte”dedi.Cafer Erçakmak demir çubukla bize saldırmaya başladı.Bir polis onu engellemeye çalışırken küfürbaz biri Aziz Nesin’i savurdu ve merdivende asılı kaldı.O itfaiye eri tekme tokat girişti Aziz Nesin’in ağzı burnu kan revan içinde kaldı.

Başka bir polis kurtardı.Arabaya bindirilirken yine bir polis tarafından saldırıya uğradık ve komiser bizi kurtarıp hastaneye getirdi.

Ciğerlerimizi temizlediler.

Başka insanlar da getirilmişti ama 35 kişi bizim kadar şanslı değildi.Yanarak ve dumandan boğularak hakkın rahmetine kavuşmuşlardı.

Sivas dışından gelen Acmendi,hizbullah ve ibdace gibi islamcı Terör Örgüt Militanları Refah Parti Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu tarafından iki gün önceden karşılanmış,93 öğrenci yurdu bunlara tahsis edilmiş,misafir etmiş,olay günü onları desteklemiş ve olaydan sonra katiller ”en büyük başkan bizim başkan diyerek”göklere çıkarmışlardı…

Başkan Temel Karamollaoğlu bu olaydan sonra ödüllendirilmiş ve milletvekili seçilmişti.

Katillerin avukatlığını ise zamanın Adalet Bakanı Şevket Kazan yapmıştı.

Hastaneden Ankara’ya getirilen Aziz Nesin katliamı anlatırken bir gazetecinin ”Türkiye bir Cezayir ve İran olabilir mi?” sorusuna verdiği cevap da”Bu olaylar devam ederse,Türkiye şeriatla yönetilen gerici bir Türkiye  olur.”demişti.

Bugün Türkiye’nin geldiği durum ,Aziz Nesin in o gün söylediğini yaşar oldu.

NOT:Türkiye de yaşarken Kadıköy de yazarlar ve şairlerin her perşembe yaptıkları toplantılara katılıyordum.Bu gidişimde de arkadaşlarımı ziyaret edeyim hem de o toplantıdan nasibimi alayım diye düşünmüştüm.İstesem denk getiremem Madımak olaylarını Aziz Nesin in yanı başında birebir yaşayan değerli gazeteci ve yazar Lütfi Kaleli hocamızdan Madımak olaylarını dinledim ve rica ederek notlarının resmini çektim.Benim için unutulmaz olan bu notları toparlayıp sizlerle paylaşıyorum ,bir sayfasını da original el yazısıyla koyacağım.Bana bu notları hediye ettiğiniz için binlerce teşekkürler Sayın Lütfi Kaleli…

Ümran Ünlü tarafından

Gazeteci,yazar,oyuncu,korist,matematikçi,aktivist... Felsefesi;Hayatı ,insanları,hayvanları...Özet olarak herşeyi sevme yeteneği... Mutfak ve bahçem terapi alanım...Hayat bu kadar güzel ve yaşanasıyken,insanların iki yüzlülüğünü ve hayatı kendilerine de ,çevresindekilere de zehir etmelerini anlayamıyorum. Elizabeth Ümran Ünlü She was born on january 10 th, 1951 in Afyon’s village of Üclerkayasi. After she had finished primary school in the village she got on the road of finishing middle school and becoming a teacher in Kütahya with the words of her teacher, “You are going to open the doors of this village to the World, you must learn.” She became a math teacher after finishing the Eskisehir Anatolia University. She also taught classes in Yalova and Istanbul. Then, she began working in Turkish Art Music. Later on, she became a project teacher and a vice-principal in a private school in Suadiye, Istanbul. After the age of 45, she decided to learn theater work that she could not give up on. She got acting training for two years at the Kadıköy Halk Eğitim Deneme Sahnesi. She was in plays like Savaş Oyunu(War Game) and Kına Gecesi(Henna Night) . She also had roles in the theaters of AKM-Haldun Taner-Kadıköy-Mecidiyeköy-Sarıyer. She educated her children in the best schools and taught them to be children that she will be proud of. (Pilot, engineer, researcher)After being a principal in classes in Şişli, in 1999 she came to America where she had sent her son for school. She continued her Turkish Art Music and theater work in has been participating a chorus, and they are going to have a concert on November 2,2019 at Carnegie Hall.They give concert every year. She went to University in America for language courses. For a remainder of the time, she wrote plenty of children’s stories in many websites and magazines. She is writing the book “Bir Yerlerden Başlamalıyım” and writing the play “Ah Amerika.” While spending a pleasurable life with her children and grandchildren, she is planning to begin her theater life in America with the play musical“Keşanlı Ali Destanı”,Çalıkuşu"Nasrettin Hoca"7 kocalı hürmüz"Keloğlan" ,She also continues to live peacefully with herself and everyone and continues to give this love to humankind because of her daughter’s words, “The endless love and care in my mother’s heart would be enough for the Earth.” Hayat bu kadar güzel ve yaşanasıyken,insanların iki yüzlülüğünü ve hayatı kendilerine de ,çevresindekilere de zehir etmelerini anlayamıyorum.

4 yorum

  1. Arkadaşların güzel yazılarına yapılan yorumları göremiyoruz.
    Abi yazını beğendim. Beğenmedim. Şurası şöyle olsaydı gibi.
    Böyle yorumları göreceğimiz bir sayfanız yok mu?
    Teşekkürler
    Erdil Ünsal

  2. sende geberseidin simdibukadar konusamazdin,ama ne yapalim inanmadigin ALLAcc seni öldürmedi

  3. kimin gerçekten inançlı bir müslüman olduğunu ya da kimin sadece gösteriş için kullandığını Allah biliyor,siz bilemezsiniz…yarattığı kulun canını sadece yaratan alabilir,yaratan yerine karar vermek şirk e girer,gerçek inanan olsaydınız bunu bilirdiniz

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.