Kategoriler
Kültür/Sanat Türkiye

Düşünce ve Düşünmek

Beşeri düşünme denilince akla ilk gelen olgu, sistemli düşünme ve sistemsiz düşünmedir.

Acaba bizler günlük hayatımız da düşünüyor muyuz?

Kafamızın içerisinde ki, sorunların kaçına yanıt verebiliyoruz?

Hayatımızı programlamak veya  programsız yaşama adapte etmek ne kadar doğru?

İşte bütün bu soruların cevabı  olgu, olay ve sonuç ilişkisinden geçiyor yani insanlar, nasıl düşüncelerini nasıl yansıtıyor?…

 

Değerli okurlar;

Mesela insan beyninde hep bir kenar etkisi vardır. Yani insan, bilinçaltının bir kenarını muazzam hayallerle donatsa da  sonuç ta, süregelen davranışları sergilerler. Mesela duvara yumruk atsak duvarın elimize yumruk attığını söylesek, bu insanların çoğuna saçma bir düşünce gibi gelebilir. Fakat asıl olan tepki meselesidir.  Ya da sabah işe geldiğimiz de, akşam iş çıkışında neler yapacağımızı kafamızın bir kenarına koyarız. Yani daha çalışmadan yarın ne iş yapacağımızı düşünürüz. Günlük hayatımızda bilinçaltımızı bu tür işe yaramayan düşüncelerle kirletiriz. Oysa ki felsefenin meydana geldiği, M.Ö.1000 yıla kadar, büyük filozoflar ve düşünürler hep bu tarz olguları ve meydana gelen olayları yorumlamışlar. Bu sayede bu insanlar, felsefi düşüncenin insanı rahatlatmaktan çok insan hayatına yön veren keşifleri bu sayede bulmuşlardır.

Maalesef Türk tarihinde ünlü söz düşünürü haricinde icat düşünürü yok!…

Düşünmek aklın olgusudur. Yaşanılan olaylar ve meydana gelen sonuçlar fayda veya zararı meydana getirir.

Bir şeyi öğrenmenin yolu ise onun üzerinde zihinsel düşünme işlemi yapmaktır.  Daha kıvamlı bir şekilde anlatırsak;  1000 yıl önce bu toplum;  hanların, hükümdarların, hakanların, sultanların ve padişahların talimatıyla Müslümanlığa girdiler. Bu 1000 yıl içerisinde bu toplum, bir kez bile olsun din üzerinde bir düşünme işlemi yapmadılar. 2500 yıl önce Aristo, 2400 yıl sonra uçağı uçuracak olan gazların ölçümlerini yapmıştır ve o ölçümler hala geçerlidir.

Peki bizim en önemli eksikliğimiz anlık düşünme mi?

Eksiğimiz nerde ve nasıl onun arayış mücadelesine girmemiz gerekiyor.  Sadece gelecek vakit olan on dakikamız değil de bir haftamızı, bir ayımızı, bir yılımızı düşünmemiz Dünya’yı keşfetmemiz gerekiyorken; Özlü sözler düşünen düşünürlerimiz,  insanlara hep yaşam tarzını yorumlamışlar. Bundan 1000 sene evvel yaşamış ulemalar, din olgusunu da ekleyerek bizleri hep farklı yöne iletmişlerdir.  Kuran’da ve tabiatın doğasında işlenmesi gereken ve bilinmesi gereken şifreleri sadece birilerinin bulmasını beklemişlerdir. Hep bir yön gösterici aramışlar ve bunun sebeplerine göre ise beynimizi gerçek akıl olan; olgu, olay ve sonuç ilişkisine formülize edememişlerdir.

Felsefi analizlerle bulunan buluşlar, batılı medeniyetlerde çağ atlamasına neden olmuş, bunun sonucunda batılılar, işleri sadece düşünme olan kişilere özel okullar açmışlar ve o sayede binlerce, irili ufaklı buluş meydana getirmişlerdir. İnsanlık yararına olan buluşlar ile çağ atlatmışlardır. Bundan 1000 yıl önce kol ve bacak gereksinimimiz olmazsa olmazımızken şimdi akıl ve düşünme gereksinimimiz olmazsa olmazlarımız arasına girmiştir. Batılı kapitalistler, küçük ülkelerin akıl ve düşünme yetisini  almak için sistemler kurmuşlar(İllumunati,Masonluk gibi) dinide içinde barındırarak kendi düşüncelerinde ki icatları, tüm Dünya’nın kullanımına sunmuşlardır.  2. Dünya Savaşı sırasında  Adolf Hitler’in en önemli yöntemlerinden bir tanesi de;  florür kullanarak insanların beyinlerini köreltmek olduğu bir çok eski makale ve yazılarda yer almış, bize her nekadar olmayacak  veya saçma gibi gelen bu sistemsel olaylar, insanlık tarihinde düşünülmesi gereken sonuçlar arasına girmiştir.

Olguyu akıl olarak nitelendirirsek yaşadığımız hayatımız ise meydana gelen olaylardır. Bütün bunların sonucunda ise yaşam şeklimiz belirlenir. Yola çıkmak için aklımız bize yolda yürüyeceğimizi söyler, kırmızı ışıkta durmamız gerektiğini, yeşil ışıkta karşıya geçmemiz gerektiğini…  Sonuç kısmında ise görevimiz bitmiştir. İşte anlık düşünce bizim kafamızın içinde programlanmış ve yaşantımızın sadece 12 saatlik bir bölümünü aklımızda canlandırmıştır. Oysaki yine aynı aklımız, bundan on sene sonra nasıl bir insan olacağımızı veya ileriye dönük nasıl yaşantı süreceğimizi bize anlatmıyor mu?  Tabiî ki de anlatıyor. Ama biz aklımızı çok ders çalışarak doktor olup hayatımızı kurtarmak gibi görüyoruz. Ama aynı aklımız bizim Uzay’dan Dünyamızı da izlete biliyor. Yeter ki aklımızı felsefi düşünceyle harmanlayalım ve sonucu birlikte izleyelim.  Esenlikler!

Metin Tapmaz 2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.