Ana sayfa Haberler Dünya

Osmanlı’da Muzıka-i Hümayun, Giuseppe Donizetti Paşa

Osmanlı’da batılılaşma süreci, 19.yüzyıl’ın İtalyalı Türk Paşası; Don İzzet Paşa Bu süreç sosyal, siyasal.. vs alanlarında olduğu gibi aynı zamanda kültür ve sanat alanında da gerçekleşen başarılı bir süreçtir. Batılılaşma akımı, batılı müzisyenlerin eğitim amaçlı saraya alınması ile saray içinde başlayıp halka uzanan bir akımdır. Böylece Batı Müziği; ilk, saray halkı tarafından tanınmıştır. Sarayda başlayan bu batılılaşma hareketi daha sonra Askeri Müzik Alanı’na taşınmıştır. Askeri alana taşınan bu Batılılaşma Hareketi için Muzıka-ı Hümayun’de eğitim vermek üzere, İtalya’dan Guiseppe Donizetti, göreve atanmıştır. Böylece günümüz Türkiye Cumhuriyetinin temellerini atan Ottoman Devletinde, Batı müziği ve nota eğitimi resmen başlamıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar varlığını sürdürmüş olan Muzika-i Hümayün, Ottoman’ın batılılaşma süreci kapsamında, kültürleşme süreci için ortaya çıkarılan, Ottoman’ın ilk resmi bandosu ve konservatuvarıdır. Don İzzet Paşa için Ottoman’a ilk kez Avrupa notasyonu sistemini ve müziği öğreten kişidir, diyebiliriz. Dönemin padişahı II. Mahmud, mehter bandosu yerine Avrupai tarzda bir bando oluşturulmasını öngörmüştür. O yıllarda askeri Bando sistemi İtalya’da çok gelişmiş olduğu için İtalyan askeri bando şefi Guiseppe Donizetti “Osmanlı Saltanat Muzıkalarının Baş Ustakarı” unvanıyla Ottoman Devleti’nde göreve atanmıştır. 6 Kasım 1788 Bergamo İtalya’da (günümüzde Lombardiya, İtalya’da) doğan Don İzzet Paşa, Fransız ordusunda çeşitli cephelerde savaşmış ve askeri bandolarda görev almıştır. Daha sonra Sardunya ordusunun bandosunda alay dağılana kadar, görev yapmıştır. Burada bizi ilgilendiren kısım ise aslında sonrası. İtalya’daki Askeri görevlerinden sonra 1828’de II. Mahmud’un çağırmasıyla İstanbul’a gelmiş ve albay rütbesi ile Muzıka-i Hümayumda göreve başlamıştır. Burada karşılaşmış olduğu, notasyon sistemindeki farklılık, karşılaştığı en büyük sorundur. Çünkü o dönemde Türk müzisyenler Hamparsum adında bir notasyon sistemi kullanmaktaydılar. Bu farklılıktan dolayı, bu hamparsum yazı sistemini ilk başta Don İzzet Paşa’nın öğrenmesi gerekiyordu. Don İzzet Paşa bu sistemi öğrendikten sonra bu sisteme karşılık gelen, batı müziği notasyon sistemine uygun bir çizelge geliştirmiştir. Böylece kısa bir süre içerisinde Paşa, Türk öğrencilerine Batı Müziği Notasyon Sistemi’ni öğretmiştir. Muzıka-ı Hümayün için İtalya’dan çalgı aleti getirtmiştir. Çalgıların yenilenmesi ve sıkı bir çalışma sonrasında; Don İzzet Paşa 1829 yılında, II.Mahmud’a ithafen, “Mahmudiye” Marşını bestelemiştir. Ülkemizde bestelenen “ilk ulusal marş” olma özelliğini taşıyan bu marş ilk olarak Muzıka-ı Hümayün tarafından sahnelenmiştir. 11 yıl boyunca Ottoman Devletinin milli marşı olarak kabul görmüştür. Bu askeri marşın ünü İsveç’e kadar ulaşmıştır. İsveç hükümeti bu marşı resmi marş kabul etmiştir ve bu marş, günümüze kadar İsveç’te icraa edilerek hayat bulmaktadır. Muzıka-ı Hümayün topluluğu Don İzzet Paşa şefliğinde konserler vermiştir. Konser repertuvarı içerisinde Ottoman coğrafyasında ilk kez duyulan; vals, mazurka, polko ve operalardan düzenlenerek seçilen eserler icra edilmiştir. Don İzzet Paşa’nın bu çalışmalarını çok taktir eden II.Mahmud, bu nedenle 1831 yılında Don İzzet Paşa’yı İftihar ödülüne layık görmüştür. Don İzzet Paşa’nın ayrıca, ordu bandolarına eleman yetiştirmek için “Harbiye Mızıka Mektebi”ni açtığı da söylenmektedir. Don İzzet Paşa, 1839 yılında Abdülmecid’in tahta çıkması üzerine dönemin padişahı Abdülhamit’e ithafen “Mecidiye Marşı”nı bestelemiştir. Bu marş da tam 22 yıl milli marş olarak çalınmıştır. İzzet Paşa bu marşta, Mahmudiye marşından farklı olarak, kullandığı motiflerle Mecidiye marşına tam bir Türk müziği havası katmıştır. Daha sonraları ise dönemin tanınmış bestecisi Liszt, bu marşa “Büyük Parafraz” (Grand Paraphrase) bestelemiştir. Ayrıca bu marşın yanı sıra Don İzzet Paşa Abdülmecid’e ithafen “Büyük Askeri Marş” (Grand Marche Militiare) isimli bir eserde bestelemiştir. Bu kültürlenme sürecinin diğer bir parçası olarak Mahmudiye ve Mecidiye Marşları’nın dışında Cezayir Marşı, Cenk Marşı gibi marşlarıyla da ayrı bir ün kazanmış olduğunu söyleyebiliriz, Don İzzet Paşanın. Dönemin padişahı Abdülmecid 1839 yılında Avrupalılar tarafından kurulmuş olan Beyoğlu Tiyatrolarında müzikli sahne sanatı izlemiştir. Bu sanatı çok beğenen Sultan, Don İzzet Paşa’dan bu sanatı Türk öğrencilerinin de öğrenmesini ve sarayda müzikli temsiller vermesini istemiştir. Böylece bando çalışmalarının yanında senfonik orkestra, opera ve bale çalışmaları da başlamıştır.

Padişahın isteği üzerine sarayda opera eserlerini ilk seslendirenler Türk öğrenciler olmuştur. Böylelikle 1848 yılllarında İtalyan operetlerini Türk öğrencilerine öğreten Don İzzet Paşa sayesinde, sarayda marşlar dışında çeşitli operalardan ezgiler de çalınmaya başlanmıştır. Don İzzet Paşa, Türk Milleti için gösterdiği bu başarılarından dolayı, Tuğgeneral rütbesine yükseltilmiştir. Müzik alanında yaptığı çalışmalar nedeni ile Sultan II. Mahmud tarafından “İftihar”, Sultan Abdülmecid tarafından “Mecidi”, Fransa tarafından “Legion d’ Honneur” nişanları ile ödüllendirilmiştir. 1856, 12 Şubat tarihinde İstanbul’da ölmüştür. Paşa’nın vefatına üzülen Sultan, Muzıka-ı Hümayünü cenazeye göndermiş ve öğrencileri hocalarını, öğretmenleri Don İzzet Paşa’nın öğrettiği şekilde pek çok eser icra ederek Tanrı katına yollamışlardır. Bu bilgiler ışığında değinmek istediğim önemli bir konu var. Osmanlı Devletinde de batılılaşma yaşanmıştır günümüz Türkiye Cumhuriyetinde de. Elbette bu kaçınılmaz bir gerçektir. Geri kalan ileride olanı örnek almak zorundadır. Ama unutmamalıyız ki aldığımız örnek çağdaş akla mantığa yatkın bir örnekse bizi ileri götürür. Ayrıca asla ve kat’a batı medeniyeti ya da doğu medeniyeti bizden ileri ya da üstün değildir. Biz özümüzü arar bulursak yükseliriz. Dünyanın her yerinde izi bulunan Türkleriz biz! Bu değildir ki batının bizden ileri noktalarını ya da doğunun bizden ileri noktalarını almayacağız. Alacağız elbette azizim! Ama yozlaşmadan ama özümüzü bozmadan. Sıla ARSEL

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here