BATI’ NIN  RUSYA İLİŞKİLERİ

Sovyetler Birliği’nin çöküşünden bugüne son birkaç yılda, Batı ile Rusya arasındaki ilişkiler en gergin noktadadır..
Batı Rusya ile rekabetinde Sovyet alanında önemli ilerlemeler kaydetmiş bulunuyor.
Ancak  taraflar hiçbir konuda ödün vermedikleri için aralarındaki gerginliğin daha da  ilerleyeceği güçlü bir olasılıktır.

*

Rusya’nın eski Sovyetler Birliği’nin nüfuzunu yansıtmakta gecikmiş olduğu görüşü bir tarafa,
Moskova’nın Avrasya’daki etkisi; iç ekonomik sorunlar gibi ABD baskısı nedeniyle önemli ölçüde azalmıştır.
Ancak kendi iç ve dış politikalarında hiçbir zaman bu kadar birleşmemiş ve oybirliği sağlayamamış olan Avrupa Birliğinin de;
Bugün Doğu Avrupa’daki eski Sovyet alanında Rusya’nın politik, ekonomik ve hatta kültürel etkilerini zayıflattığını görmek gerekiyor…

*

Ruslar’ın bir zaman Batı’da gündemi tutmasının nedeni, Avrupa’da sürekli bir iç çatışmanın yaşanmasıydı.
Avrupalılar biri diğerini domine ettiği ya da birbirlerini etkilemeye çalıştıkları için aralarında barış sağlayamıyordu.
Kıtanın birleşik olduğu ve Rusya’nın tehdit edildiği zamanlarda oldu ama uzun vadede Moskova’ya ekonomik olarak meydan okuyabilecek birleşik bir Avrupa oluşturulması zordu…

*
Avrupa’da askeri zaferler kazanıldıkça,
Özgürlüğünü bırakmaya istekli olmayan hırslı, teknolojik ve askeri açıdan gelişmiş devletlerin giderek birbirlerini kabul ettiler.
Nihayet hükümdarların merkezi yönetimlerde ve işgal altında tuttukları devletlerdeki yerel elitlerle işbirliğine girmeleriyle bir Avrupa İmparatorluğu inşa oldu.
Fakat Moskova; Doğu Avrupa’yı kontrol ederken Avrupa devletleriyle arasındaki iktidar dengesini korumaya istekliydi.
Bu yüzden birleşik Avrupa uygulanabilen bir proje olamadı.
Rusya ile barış ulaşılamaz bir hedef olarak kaldı…

*

Devreye ABD girdi; Rusya’yı Ukrayna’daki çatışmadan dolayı ve Orta Menzilli Nükleer Silahları Sınırlandırma Antlaşmasını ihlal etmekle,
NATO ise gelecekte daha fazla genişleme olasılığından vazgeçmeyerek Rusya’yı, Avrupa’daki eski bölünmeyi yeniden canlandırmaya çalışmakla suçladı.
Rus Askeri Doktrini de ittifak ve Rusya’nın güvenliğinin birbirleriyle iç içe geçmiş olduğunu açıklayan NATO Stratejik Kavramı ile çelişiyordu.
Böylece ABD-Rusya arasında Avrupa güvenliğini neyin koruyacağı ya da neyin tehdit ettiği konusundaki görüşler arasında farklılaşma derinleşti…

*
NATO, Rusya’nın ittifak içinde öncelikli ortak olarak kabul edildiğini,
Hiçbir müttefik ülkenin Rusya’nın özerkliğini azaltmayı veya ayrıcalıklarını sınırlamayı amaçlamadığını iddia ediyordu.
Ne ki, Füze Savar Sistemler konusunda dili yanan Rusya  NATO’ya güvenmekte zorlanırken;
NATO müttefikleri de Rusya’nın istediği türde bir eşitliği ya da NATO’nun birlikte yönetimini onaylamakta tereddütte kaldılar.

*

O yüzden NATO, Rusya’nın ortak olmaktan ziyade bir tehdite dönüştüğü ve bu tehdite karşı vargücüyle mücadele etmesi gerektiği yönündeki düşüncelerde hızla pekişti.
Her iki tarafta da işbirliğine dayalı ilişkilerin yürütülebileceğine, uyumlu bir ilişkinin söz konusu olmayacağına yönelik  inançlar kökleşti.

*
NATO’nun doğuya doğru genişlemesi “Intermarium -İki Deniz Arası”‘ denilen Baltık Denizi ile Karadeniz arasındaki bölgenin potansiyel bir çatışma alanı olması anlamına geliyor.
2009’da AB Doğu Ortaklığı Programı Ukrayna’daki çatışmayı tetikledi.
“İki Deniz Arası”nın paylaşılması niyeti Estonya, Letonya, Litvanya, Belarus ya da Transdinyester, Abhazya, Güney Osetya, Dağlık Karabağ, Novorusya gibi devletlerin sınırlarının belirlenmesi ve statülerine çözüm getirilmesinin yolunu açtı.
Finlandiya’dan Gürcistan ve Azerbaycan’a kadar uzanan bu geniş coğrafyada  giderek ABD-Rusya rekabeti alevlendi.

*

Ama Rusya ile NATO’nun ” İki Deniz Arası” ndaki sınırları barışçıl biçimde belirlemesi olanaksız  görülüyor…
NATO’nun Rusya’yı “İki Deniz Arası’nda” frenlemesi, askeri teknolojinin yüksek teknolojiye dayanan, alt sistemlerinin çokluğu ve karmaşıklığıyla çok pahalı olan sistemleri gerektiriyor.
Bunun için NATO’nun mali krizdeki üyelerinin savunma bütçelerinde kaynaklarını birleştirmesi, paylaşması, ulusal değil uluslararası çapta projelerde ortaklaşması gerekiyor.
Halbuki NATO ülkelerinin çoğu sıkışıktır, savunma harcamalarını artırmak istemiyor…

*
Hal böyle olunca NATO’nun ortak savunma doktrini yara almış gibidir.
ABD’nin Avrupa’daki  güvenlik yapısı öngörülebilirliği tartışılıyor.
Bu noktada Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ki Avrasya’daki jeopolitik gelişmeler, birleşmiş bir Avrupa’nın askeri olmayan bir birliktelik olduğun​u​ göster​iyor.

*

Ama modern Avrupa​  zorlamalarla değil, ekonomi alanında devlet ve elit işbirliğine dayalı politikalarıyla Rusya’ya ciddi biçimde meydan okuyor.
Daha önce hiç bir zaman Moskova böylesi bir meydan okuma ile karşı karşıya olmamıştır.
Ne Napolyon ne de Hitler, Rusya’nın o dönemlerde  askeri fethinin  imkansız olması nedeniyle Rusya’nın temel zayıflamasını öngörmüşlerdi;
Bugün Rusya Federasyonu’nun  modern batı bölgesindeki iki deniz arasındaki toprakları ekonomik hakimiyet ile yüzünü Avrupa’ya çevirmiş bulunuyor.
Rusya rekabet ve ekonomik ilişki açısından Avrupa’ya kayıyor.
Ukrayna, Moldova, Gürcistan ve Baltık ülkeleri  Rus etkisinin Avrasya’daki etkisinin düşmekte olduğunu gösteriyor.
Daha da ilginç olan şey en azından yakın bir gelecekte bu sürecin hız kesmeden devam edeceğidir.

*
Rusya, yakın çevresi Batı ile olan işbirliğini derinleştirirken izolasyona uğruyor…
Avrasya, temel bir dönüşümün ortasında mıdır?
Rusya’nın zayıflaması, çevresindeki küçük devletlerin jeopolitik durumlarını iyileştirmelerine izin verecek midir?
Bu senaryoyu destekleyecek birçok gösterge bulunuyor…

*

Öte yanda 14 Nisan’da ABD, Birleşik Krallık ve Fransa; Rusya’nın  teminatında Suriye’de Beşar Esad’ın sözde kimyasal silah potansiyelinin altyapısını vurdu.
Aslında  birlikte Kuzey Suriye’de bir koridor oluştururdular ve bölgeye NATO’yu getirdiler.
Böylece ABD; Suriye ve Irak’ta  gelecekte özerk yapı öngördüğü Kürt tabanı üzerinde hidrokarbon kaynaklarından bir çokuluslu şirketler devletinin temelini attı.
Şimdi çeşitli yaptırımlara uğratılan Rusya, üstelik  İsrail- İran geriliminin yükseldiği ve  süratle istikrarsızlaştırılan Suriye’de naçar durumda bekliyor.
Artık ABD ve Batılı müttefikleri İki Deniz  Arasındaki topraklardan sonra, Ortadoğu’yu da  Akdeniz ve Irak’ta göz altında tutuyor…

15.5 2018

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.