ABD emperyalizmi ulus devlet kurumuyla sahip olunan toprak parçasının ötesinde insanın ve toplumsal yapının da yönetilmesini, refah ve gelişime ortak edilmesini istedi.
Yeni hayat tarzı ulus devletlerin ötesinde dizayn edilecekti.
Ulus devletler vaad ettikleri ulusal homojenliği farklı etnik, dini kökenlerden gelen insanları bir arada yaşatma sorunu olarak çözmeye yöneldiler…

*

Bu düşüncenin desteğiyle,
F.Gülen ve R.T.Erdoğan birlikte kurdukları paralel yapıyla lâik, demokratik ve sosyal hukuk devleti Türkiye Cumhuriyetini sona erdirip yerine bir İslam devleti hedeflediler.
Sonra CIA ve MOSSAD’ın desteğiyle “İstihbaratı” merkeze alan bir devlet yapısıyla ekonomik, siyasal ve toplumsal güç kazandılar.
Tüm sistemi kontrolleri altına aldılar,Türkiye politikalarını domine etmeye başladılar…
20 Temmuz 2016’da R.T. Erdoğan, esası değişmeyen bu devlet yapısının tek hakimi oldu…
CIA’nın görevi Türkiye’nin demokratikleşmesi, MOSSAD’ın ise Kürtlerin bu demokratik yapıya katılımının sağlanması ile ilgilidir…

*

Bir süre sonra Batı; Erdoğan liderliğinde Türkiye’den İslam coğrafyasında vizyona konan,
Barışın ve adaletin dini inanışlar üzerinde inşa edilmesine dayanan,
Sadece ekonomi değil siyasal, kültürel ve sosyal boyutlarında bütün etnik yapıları da İslam Birliği potasında algılayan,
İslami Cihad’ı teşvik eden “Siyasal İslamcılığın” hiç bir kredisinin olmaması gereğini anladı…
İslam Birliği adına “Osmanlı Mebusan Meclisi’nin Misak-ı Milli’si ile bölgeyi kazanırsak güçlü oluruz” oportunizmi ile Türkiye’nin çevre ülkelerde yürüttüğü politikalara lanet ettiler…

*

Yerel seçimler Mart 2019, cumhurbaşkanı ve parlamento seçimleri ise Kasım 2019’da yapılacaktı.
Ama siyasi kulislerde “Erken seçimi, iktidarın resmi olmayan ortağı Devlet Bahçeli’ye açıklatacaklar” diye konuşuluyordu!
Öyle olmadı; CIA ve MOSSAD  istihdamlı İstihbarat Devleti’nden  Bahçeli’ye fısıldadılar.
O da “Erken Seçim 26 Ağustos’ta  yapılmalı ” açıklamasıyla görevini yerine getirdi, Batı adına Türkiye’nin butonuna bastı!

*

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, “Daha fazla Avrupa” söylemi ile Avrupalı halkların güvenini yeniden kazanmak stratejisi uygulamaktaydı.
Avrupalıları politik bütünleşme sürecini yeniden düşünmeye değil onları teşvik etmeyi öngörüyordu.
Mesela, Avrupa Konseyi’nde Google, Amazon ve Facebook gibi şirketlere “dijital vergi” getirilmesini talep ediyor, ortak euro parasını paylaşan ülkelerin bütçesine bir katkı sunuyor,
Ya da “Avrupa sosyal modelini yenilemek” için üye devletlerde asgari ücretlerin uygulanmasını öneriyor,
Ya da Avrupa için ortak bir askeri güç, ortak bir savunma bütçesi ve harekete geçmek için ortak savunma doktrini oluşturmaya çalışıyordu.
Sonuçta Fransa Cumhurbaşkanı E. Macron “Büyük AB için” büyük planları doğrultusunda  Almanya Başbakanı Angela Merkel’i kıtanın en güçlü lideri olarak yerinden etti.

*

Nitekim 29 Mart’ta Başkan D.Trump, ABD’nin Orta Doğu’da trilyonlarca dolar harcadığından fakat karşılığında hiçbir şey almadığından şikayet ediyor,
Suriye’den çok yakında çıkılacağını, böylece diğer bölge ülkelerinin daha büyük roller üstleneceğini söylüyordu.

*

Aynı gün E.Macron, aralarında YPG’lilerin de bulunduğu bir heyetle Elysée Sarayı’nda bir araya geldi.
Fransa’nın ABD ile anlaştığı : IŞİD’in yeniden güçlenmesinin önüne geçmek : YPG dahil Kürt yetkililerle Suriye’nin kuzeyinde istikrar sağlamak: Demokratik Suriye Güçleri ile Türkiye arasında arabuluculuk yapmak : Menbiç’e asker göndermek  konularıyla ilgili açıklama yapıldı.
Fransa’nın Suriye’nin kuzeyinde IŞİD’le savaş koalisyonunu faaliyetlerinden başka yeni operasyon düzenlemeyi öngörmediği ancak var olan rolünü güçlendirebileceği ifade edildi…

*

Çok geçmedi, E. Macron Suriye rejiminin Douma’da kimyasal silah kullandığı iddiasıyla ABD ve İngiltere’yi ikna etti.
Üç ülke parlamentolarından askeri güç kullanma izni istemeden 14 Nisan Cumartesi günü Suriye’ye saldırdılar.
Sonuçta NATO himayesinde;
Fransa; Suriye petrolü, gazı ve taşımacılığı  için TOTAL SA şirketini,
İngiltere, Kerkük’te petrol sahalarının geliştirilmesi konusunda Irak hükümeti ile yaptığı anlaşmadan sonra Suriye için British Petroleum ( BP) şirketini,
ABD ise ExxonMobil şirketini Kuzey Suriye’ye taşıdılar…

*

Bununla yetinilmedi;
Çünkü Trump yönetimi Suriye’ye yönelik korkunç bir sürü arzulu düşünceye dayanmaktadır.
Trump, Suriye’deki ABD askeri birliğini değiştirmek için İsrail koalisyonunda olan Suudi Arabistan ve Mısır’dan;
Bir Arap kuvveti olarak bir araya gelmelerini, İslam Devleti’nin yenilgisinden sonra ülkenin kuzey kesimini istikrara kavuşturmaya yardım etmelerini istiyor.
Bu düşüncesiyle ABD; Ortadoğu’yu 1618 ile 1648 arasındaki orta Avrupa’da milyonlarca insanın ölümüne neden olan yeni bir Otuz Yıl Savaşına sürüklüyor…

*

Halbuki Kuzey Suriye’nin batısını tutan Türkiye ve Özgür Suriye Ordusu militanları bölgenin en zayıf halkasıdır.
Bu yüzden E. Macron, Suriye’ye yönelik operasyonun yasal olduğunu ve uluslararası topluluk çerçevesinde gerçekleştirildiğini savunurken,
Türkiye’nin Kuzey Suriye’de sıkıştığını ima ediyor;
“Putin’e Suriye’nin kimyasal silah kullanmasında Rusya’nın suç ortağı olduğunu söyledim. Ankara operasyona onay verdiği için operasyon Rusya ve Türkiye’nin arasını açtı” diyor!

*

Cumhurbaşkanı E.Macron,  dün Avrupa Parlamentosundaki konuşmasında da , Avrupa’da demokrasi ile otoriterlik arasında bir iç savaş yaşandığını söylüyor..
Balkan ülkelerinin Rusya veya Türkiye’ye kayması riskinden söz ediyor.
“Karşı karşıya olduğumuz jeopolitik risk, Batı Balkan ülkelerinin Rusya veya Türkiye’ye kaymasıdır. Balkanların Türkiye veya Rusya’ya meyletmesini istemem” diyor…

*

R.T. Erdoğan, Ortadoğu’da çeşitli askeri cepheler açmış, aynı zamanda Ege Denizi ve Doğu Akdeniz ile ilgili sorunlar yaşamaktadır.
Kendisini Balkan yarımadasında yaşayan Müslümanların da lideri olarak görüyor.
Balkan ülkelerinde Fethullah Gülen’e bağlı okulları ve diğer kurumları tasfiye etmek için,
Aslında Balkanlardaki etnik nufusu Türk yatırımları ve cami inşaatları üzerinden dini radikalleşme yoluyla manipüle etmeyi ve yeni Osmanlı düşüncesinin infiltrasyonunu öngörüyor..
Avrupa’yı  son derecede rahatsız ediyor….

*

Avrupa Birliğinde Macron rüzgarı esiyor.
AB’nin yürütme organı Avrupa Komisyonu’nun 2018 Türkiye raporunda:
OHAL’e gecikmeksizin son verilmesi, öncelikle hukuk devleti ve temel haklardaki olumsuz eğilimin tersine çevrilmesi talep ediliyor.
Alışıldığı üzere Türkiye Dışişleri Bakanlığı AB’nin Türkiye raporuna sert tepki gösteriyor…

*

Kuzey Suriye’de ABD, Fransa ve İngiltere kendi lehlerinde kapütilasyon hakları sağlamışlardır.
Türkiye’nin yeni Osmanlı hülyalarına, bu hülyaya ekonomik destek sağlayacak Suriye’de kapütilasyon talebine, Doğu Akdeniz ve Ege’deki mücadelesine, Balkanlarda genişleme ülküsüne sözde “Yerli ve Milli Bahçeli’nin Erken Seçim Teklifi” ile son verilmiştir…
Erdoğan 26 Ağustos’ta erken seçim teklifine mecburen katılmış ancak erken seçimi 24 Haziran’da “baskın seçime” çekmiştir.

*

Öte yanda Rusya ile müttefiklerinin  Suriye’den geliştirdikleri yeni bir dünya talebinde;
“Top” son derecede elverişsiz şartlarda Rusya’dadır.
Çünkü Suriye geniş bir uluslararası ortam haline gel​miş, ​çözümleme​ imkansızlaşmaktadır.​​
Bir süredir Suriye’deki hedeflerine ulaşma ve iç savaş sonrası düzenlemeleri belirleme konusunda lider görev üstlenen Rusya;
Bugün hiçbir sonuca ulaşılmayan bölgede Türkiye’den sonra en büyük kaybeden durumundadır…
Ama Rusya büyük bir devlettir…

19. 4. 2018

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.